• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 32 °C
  • Adana 29 °C
  • Antalya 29 °C

“Kan” davası

Ender HELVACIOĞLU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TOBB Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada söylediği bir cümle çok tartışılıyor: “Böyle bir başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz.”

Doğru söze ne denir.

Fakat bu söz geleceğe ilişkin bir uyarı veya bir kaygı olarak ifade edilmemeli. Netleştirilmesi gereken nokta şudur: Bizzat bu sürecin içindeyiz, yaşıyoruz. Yani gecikmiş bir tespittir bu.

Erdoğan ve AKP yaklaşık üç yıldır ve esas olarak bir yıldır Türkiye’ye başkanlık sistemini kabul ettirmeye çalışıyor ve bunu kan dökerek yapıyor.

Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda bir yıldır yoğun bir iç savaş yaşanıyor ve gerek savaşan taraflardan gerekse yöre halkından binlerce kişi hayatını kaybetti, kaybetmeye devam ediyor. Yaralıları saymıyoruz bile…

Kentlerin yerle bir edildiği, yüz binlerce insanın yerinden yurdundan edildiği bu iç savaşın başkanlık dayatması ile ilgisinin bulunmadığını sananlar çok saftırlar.

Yine son bir yıl içinde başta ülkenin en büyük iki kentinde olmak üzere gerçekleşen canlı bomba eylemlerinde 200’den fazla insan öldü, daha fazlası yaralandı. Öte yandan Kilis bugün resmen bir savaş alanıdır.

Belki büyük bir coğrafya olduğumuz için ayırtında değiliz ama, neredeyse Suriye ve Irak’taki savaş alanları kadar geniş bir yurt bölgesinde sıcak savaş yaşanmakta ve oluk oluk kan akmaktadır.

Kısacası Gezi direnişinin geri çekilmesiyle başlayan ve 7 Haziran 2015’ten sonra yoğunlaşan sürecin “kan bilançosu” budur. Ve ülke çapına yayılma eğilimi taşıyan bu sürecin henüz başındayız. 

Peki, neden böyle bir sürecin içine girdik? Neden bu hale geldik?

***

Türkiye’de AKP marifetiyle bir “karşı devrim” gerçekleşti. Cumhuriyet rejimi yıkıldı. Yıkıcılar -doğal olarak- yıktıklarının yerine kendi rejimlerini kurmak istiyorlar: İslami bir diktatörlük. 

Bizzat Erdoğan’ın dillendirdiği gibi fiili bir durum vardır (yani bir karşı devrim gerçekleşmiştir) ve artık bu fiili durum kurumsallaşmalıdır, hukuki meşruiyet kazanmalıdır.  

Yeni anayasa ve başkanlık sistemi, kurulmak istenen bu yeni rejimin bir adımıdır. Yoksa, parlamenter sistem mi, ABD veya Fransa türü bir başkanlık mı veya Türk tipi bir başkanlık mı türünden teknik bir tartışma yapmıyoruz.

Karşı devrim göğüslenebilecek mi göğüslenemeyecek mi? Tartışma budur.

AKP’nin karşı devrimine muhalefet eden kesimlerin başlardaki stratejik konumu “yıktırmamak”, yani “korumak” idi. Başarılı olunamadı (nedenleri çok tartışıldı, tekrarlamaya gerek yok).

2013 Haziran Ayaklanması ile birlikte yeni bir strateji (yeni bir mevzi) belirdi: “Kurdurmamak”. Kabaca ifade edersek: AKP “kurmaya” çalışıyor, Türkiye halkı da “kurdurmamaya”.

Doğal olarak çatışmalı ve “kanlı” bir süreçtir bu. Çünkü kurmaya çalışanlar, kurmayı beceremezlerse kellelerinin gideceğini biliyorlar; devrimlerin ve karşı devrimlerin yasasıdır… Dolayısıyla her yola başvuruyorlar.

***

Peki, yıkmayı becerenler, kurmayı da becerebilecekler mi? Zor gözüküyor, ama becerebilirler. Çünkü “kurmanın” birden fazla yolu var. Tayyip’li yolu var, Tayyip’siz yolu var. Hatta AKP’li yolu var, AKP’siz yolu var. Doğrudan şeriatçı yolu var, şeriat dozunun hafif olduğu yolları da var; hatta laik görünümlü yolları bile olabilir.

Kelle alarak da kelle vererek de yürüyebilirler. Bir yolda bulamadıkları ittifakları (destekleri) başka bir yolda bulabilirler.

Belirleyici mesele “kurdurmama” cephesinin basireti. Kritik nokta ise bu cephenin kararlı, diri ve olgun bir politik önderliğe kavuşması.

Yıktırmama (koruma) cephesinin bir politik önderliği vardı. Fakat yıpranmış, çürümeye yüz tutmuş, donuklaşmış, halktan kopmuş, prestijsiz bir önderlikti bu. Dolayısıyla fazla direnemedi; çabuk teslim oldu.

Bugünkü koşullarda kurdurmama cephesi içinde yer alan, ama koşullar değiştiğinde kurmanın farklı yollarına tav olabilecek kesimler bulunuyor. Önderlik bunlarda kalırsa, karşı devrimin kolayca bir “kurma yolu” bulabileceğinden emin olabiliriz.

1) En az karşı devrimciler kadar kararlı; 2) Karşı devrimcilerin farklı kurma yolları karşısında uyanık; 3) Halka ve emekçi kitlelere güven veren ve onlara dayanan; 4) Geleceğe uzanan ve kendine özgü bir kuruculuğa sahip olan bir politik önderlik.

Süreç böyle bir politik önderliği ister istemez yaratacak. Yıktırmama sürecinde yaratılamadı. Kurdurmama sürecinde yaratabileceğimizi umuyoruz.

***

Bitirirken baştaki “kan meselesine” dönersek…

Karşı devrimciler, kurdurmama direnişi son bulursa kan dökülmesinin de son bulacağı tezini işliyorlar. Biat et, itaat et, kan dursun…

Büyük bir kandırmaca… Türkiye gibi bir ülkeyi biçtikleri elbiseye sığdırmalarına (ki kan dökülmesi demektir) olanak yok. Giydirebilseler bile (ki kan dökülmesi demektir) kısa sürede orasından burasından patlayacaktır.

Kan dökülmesinin nedeni karşı devrimcilerin zorlamaları ve dayatmaları. O halde kanı durdurmanın yolu, bir an evvel karşı devrimcileri döktükleri kanda boğmaktan geçiyor.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)