• BIST 107.041
  • Altın 143,274
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 33 °C
  • Adana 31 °C
  • Antalya 29 °C

Kaos ve Türkiye'nin önündeki 5 yol 

Merdan YANARDAĞ

Eğer 1 Kasım 2015 seçimleri, 7 Haziran seçimleriyle aynı ya da benzer bir şekilde sonuçlanırsa, bunlar seçimleri de iptal eder! Yıllardır “milli irade” diye yırtınanların, o irade kendileri aleyhine döndüğü zaman, ne “milli değer" ne de "millet iradesi” umurlarında olacaktır. Çünkü, sürekli altını çizmeye çalıştığım gibi, AKP klasik bir muhafazakar ya da merkez sağ parti değildir. 

AKP, Cumhuriyet rejimiyle hesaplaşmak için yola çıkan, bir önceki çağın değerler dünyasına yaslanan -ki bu değer dünyasının ideolojik politik ifadesi siyasal islamdır- aydınlanma ve modernleşme düşmanı radikal bir karşı devrimci partidir. Erdoğan-AKP yönetimi, iktidarı değil rejimi değiştirmek için yola çıktı. Gereğini de yaptılar, 60 yıldır devam eden karşı devrim sürecinde içi boşaltılarak adeta bir kabuğa dönüşen Cumhuriyet'i yıkmak onlar için zor olmadı.  

Geçen Cumartesi günü Haziran Hareketi'nin bileşenlerinden Türkiye Komünist Hareketi (TKH) adını alan yeni bir sosyalist partinin İstanbul İl Merkezi'nin açılışı nedeniyle düzenlenen panelde ve aynı akşam katıldığım Halk TV'deki programda da vurguladığım gibi; AKP Cumhuriyeti yıktı yıkmasına, ama yerine kendi rejimini kuramadı. Bunu beceremedi. Temsil ettikleri tarihsel birikim ve toplumsal güç, yaslandıkları kültürel ve ideolojik-siyasal stok yetmedi. Ancak bütün donanımsızlıkları, görgüsüzlükleri, siyasal ve toplumsal rüküşlüklerine karşın bu hedeften vazgeçmiş değiller.

Bu nedenle, ortaya fantastik ya da sansasyonel bir görüş atıp, yeni bir tartışma başlatmak gibi bir niyetim yok. Şaka da yapmıyorum. Evet, 1 Kasım'da ortaya çıkacak tablo 7 Haziran'dan çok farklı olmazsa, Erdoğan ve AKP yönetimi seçimleri iptal etmenin yollarını arayacaktır. 

***

Siyasal islamcı hareket için esas olan kutsal davadır. İktidar uğruna her araç meşrudur. Onlar için yalan, hile, riya, pusu, sahtekârlık (özetle takiye) amaca ulaşmak için kullanılacak "meşru" yöntemlerdir. Bir siyasal ahlakları yoktur. Kutsal bir dine sahip oldukları için -bunun hak dini olduğunu belirtirler- bir ahlaka ihtiyaçlarının olmadığını sanır ve düşünürler. 

Siyasal islamcı hareket için “milli irade” kendi dar ideolojik programlarını desteklemek için verilen oydan ibarettir. Millet ise kendilerine oy veren kalabalıklardan ibarettir. Gerisinin bir önemi ve değeri yoktur. Onlar, zorla ya da rızayla "hak yoluna sokulmayı bekleyen" günahkarlardan oluşur.

Demokrasi, iktidara ulaşmak için bir araçtır. Verdikleri profil şöyledir; onlar inançlarından dolayı mağduriyet yaşayan mazlumlardır ve sadece demokrasi talep etmektedirler.

Her şey iktidara ulaşmak içindir. Ancak bir kez iktidar ele geçirilip, rejim ve toplum dönüştürülmeye başlayınca gerçek yüzleri de ortaya çıkar. Asıl programlarını uygulamak için her fırsatı değerlendirirler. Sinsice ele geçirdikleri iktidarı acımasızca kullanırlar. Devlet onların elinde, kendilerinden olmayan herkese ve direnen her kesime yönelik bir baskı ve zulüm aracına dönüşür. 

***

Bilindiği gibi Erdoğan, “iktidar için papaz elbisesi bile giyilebileceğini”açıkça söylemiş bir siyasetçi. Papaz elbisesinin kötü bir yanı yok, bir inancın sembolü ve en az diğerleri kadar saygıyı hak ediyor.  Ama onlar için aşağılama ve günahkârlığın bir simgesi, dahası "kafirliğin" bir işareti olmalı ki, bu örneği, izleyicilerine nereye kadar gidilebileceğini çarpıcı şekilde göstermek için veriyorlar. 

Erdoğan ve AKP’nin, 7 Haziran’dan sonra iktidarı bırakmamak için direnmelerinin anlamı budur.  Türkiye şu anda fiili bir iktidar gaspıyla karşı karşıya. Erdoğan ve AKP 7 Haziran'da hükümetten düşürüldükleri halde, Türkiye aynı kadro tarafından gaspedilen bir hükümetin yönetiminde seçimlere gidiyor.

Yukarıda da belirttiğim gibi, siyasal islamcı hareket cumhuriyeti yıktı ama yerine kendi rejimini henüz tam olarak kuramadı. Sorun budur ve bu nedenle Erdoğan, yarattığı fiili durumu anayasal ve hukuksal güvenceye almaya çalışıyor.  Bunun için zora ya da rızaya dayalı bir mutabakat oluşturmak istiyor.

Toplumdan ideolojik, ahlaki ve siyasal bir onay alamayacakları, bütün baskı ve hile girişimlerine karşın, 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıktı. Bu nedenle zor, tehdit ve şantaj yöntemini devreye soktular. Giderek bir krize dönüşen siyasal ve toplumsal gerilimin bütün kaynağı bu durumdur.

Erdoğan-AKP yönetimi, siyasal programlarını tam olarak yaşama geçirebilmek, düşük yoğunluklu da olsa islami bir rejim kurmak, başlattıkları ama tamamlayamadıkları kuruluş sürecini sonuçlandırmak için kapsamlı bir saldırı başlattı. 

Suruç ve Ankara katliamları, bu hedef için neleri göze alabildiklerini göstermek bakımından uyarıcı olmalıdır.

***

Türkiye'nin önünde fazla yol yok. Seçimlerden sonra ya Erdoğan'ın etkisizleştirildiği -kontrolden çıktı çünkü- ve AKP iktidarının aşırılıklarının törpülendiği, toplumdaki tansiyonu düşürecek bir büyük koalisyon (AKP-CHP) kurulacak; ya cumhuriyetin kabul edilebilir sırınların ötesinde geçilerek bozulan yapısının onarıldığı bir restorasyon dönemi; ya da siyasal islamcıların hedeflerine ulaşmak için ülkeyi sürükleyecekleri dinci faşizan bir diktatörlük...

Elbette bir diğer alternatif de Türkiye'nin aydınlanmacı, cumhuriyetçi ve sol güçlerinin geniş ittifakına dayanan (Türklerin ve Kürtlerin içinde yer aldığı) etnik ve dinsel temelli değil,  halkçı, laik, toplumcu ve kamucu zemin üzerinde yükselen modern bir siyasal programa sahip güçlerin öncülüğündeki bütün ülkenin katıldığı ilerici atılım... Kürt sorununu da çözecek olan böyle bir tarihsel atılım olacaktır. Sol'un ve Türkiye'nin ilerici güçlerinin önünde böyle bir tarihsel olanak/fırsat vardır.

Ama eğer, Türkiye üçüncü yola girerse, yani Erdoğan-AKP yönetimi 1 Kasım'dan sonra istedikleri sonucu alamadıkları için direnmeye devam eder ve bugünkü kaos derinleşerek sürerse, Türkiye yeni bir darbeler dönemine de girebilir. Emin olun buna ne ABD ne de Avrupa karşı çıkacaktır. Erdoğan ve AKP'nin arkasında, onları iktidarda tutan böyle bir "dış dinamik" artık yoktur. Beşinci yol da budur.

Siyasal islamcı hareket geri dönüş eşiğini aşamadığını görüyor ve panik halinde iktidarı bırakmamak için her şeyi yapıyor. Ancak, seçimle gelen bir siyasal güç eğer aynı yoldan iktidardan gitmiyor ve buna direniyorsa, "demokratik olmayan yöntemleri" de meşru hale getiriyor demektir.

Sonuç olarak, kendi ortaçağı ve gericilik ile hesaplaşmasını tamamlayamayan, teolojik literatüre yönelik eleştirileri uzunca bir süredir geri çeken Türkiye, yolun sonuna gelmiş durumda. Artık eskisi gibi devam edemez. 

Geniş kapsamlı bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bu saldırıyı salt sandık ve seçim yoluyla karşılamak, geri püskürtmek, daha önemlisi yenilgiye uğratmak mümkün değil. Bu nedenle sosyalist ve devrimci sol güçler, çoğunluğu CHP'ye oy veren geniş cumhuriyetçi kitleler, laik, sol ve demokrat Kürt çevreler arasında aydınlanmacı, özgürlükçü ve kamucu bir güç birliği sağlanmalıdır.

Ülke hızla bir çatala, tarihsel bir hesaplaşma kavşağına doğru sürükleniyor. Toplum şu ya da bu şekilde, geri dönüşü zor olan yeni bir yola girecektir.

Bu nedenle herkes aklını başına almalıdır. Sol da...

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 963 1051 (pbx)