• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 15 °C

Karagül’ün derdi belli: Tamamen duygusal!

İran ile Mekke Savaşı başlamadan ve tanklar Kabe’ye dayanmadan Türkiye’nin tarafını seçmesi gerektiğini söyleyen İbrahim Karagül'ün fantezisi nereden çıktı?

Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül son aylarda Havuz medyasının komplocularına ders niteliğinde akıl sınırlarını zorlayacak bir analizlerde bulunuyor. Analizlerin temelinde İran’ın dış politikasının mezhepçi boyutunun artacağı ve İran’ın bu politikalar ile bölgede ciddi savaşlara ön ayak olacağı yatıyor.Geçtiğimiz hafta hayal gücünü son noktaya getiren Karagül, İran ile Mekke Savaşı başlamadan ve tanklar Kabe’ye dayanmadan Türkiye’nin tarafını seçmesi gerektiğini söylemişti. Damadın gazetesinin dümeninde bulunan Karagül’ün bu çıkışı zamanlama açısından oldukça manidar. Zira hem ABD-İran arasındaki yakınlaşma hem de İran ile olan ambargo üzerinden kurulmuş yasa dışı ekonomik ağın sona ermiş olması bu manidarlığın sebebini gösteriyor. Ne oldu da ‘ikinci evimiz’ denilen İran, birdenbire Kabe’yi tanklarıyla tehdit eden bir düşmana dönmüştü?

Son aylarda bazı basın-yayın organlarında 17-25 Aralık Yolsuzluk Soruşturmalarının kilit ismi olan Reza Zarrab veya nam-ı diğer Rıza Sarraf hakkında yeni belgeler ve dosyalar açıklanmaya başlanmıştı. Özellikle merkez medyadaki bu değişim özellikle 7 Haziran seçimleri sonrası oluşan tablodan ötürü olarak yorumlansa da, Reza’ların devrinin çok daha öncesinde kapandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Batı’nın ambargolarına karşı patronu İran’lı milyoner Babek Zencani ile birlikte hem petrol hem de kaçak yollardan altın ticaretine atılan Sarraf, bu ticaretinin önemli ayaklarından birisi olan Türkiye’de mevcut iktidar AKP ile birlikte gücüne güç katarak yoluna devam etti. Ta ki, patronu Babek Zencani’nin İran’da değişen politik konjonktürden ötürü yolunun tıkanmasına kadar…

Şoförlükten, Milyonerliğe: Ahmedinecad’ın Kanatlarında Bir Servet Hikayesi

1970’lerde İran’da doğan Zencani aynı ülkede eğitim aldıktan sonra 2000’li yıllarda İran Merkez Bankası Başkanı’nın şoförü olarak hayatına devam eder ve bir yandan da ufak işler yaparak ticaret hayatına atılır. Zencani’nin hayatını değiştiren nokta ise Mahmud Ahmedinecad’ın İran Cumhurbaşkanı olmasıydı. Ahmedinecad’ın Cumhurbaşkanlığı’ndan sonra kariyerinde çok hızlı bir şekilde yükselen Zencani, Ahmedinecad döneminin ileri gelen siyasetçileri ile yakın ilişkiler kurarak basamakları hızla tırmanmaya başladı. Ahmedinecad döneminde şiddetini gittikçe arttıran Batı ambargosunu kırmak için Necad ve kurmayları açısından Zencani biçilmiş bir kaftan olarak karşılarında duruyordu. Özellikle İran petrolünün, İran Merkez Bankası’nın kasasına nakit para olarak dönüşebilmesi için, Zencani çok sayıda ülkede naylon yatırım şirketleri kurarak, petrolün dolaşımı ve satışından doğan nakit ile İran ekonomisini döndürmeye çalışıyor, bir yandan da bu satışlardan elde ettiği devasa komisyon gelirleri ile servetine servet katmaya devam ediyordu. Zencani’den ‘reisim’ diye bahseden İranlı iş adamı Rıza Sarraf ise Zencani’nin petrol üzerinden kurduğu bu ağın bir benzerini altın ticareti üzerinden Türkiye’ye kurmuştu. Tabi bu süreçte Sarraf’ın başta dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, AKP’li siyasetçiler ile kurmuş olduğu yakın ilişki, aynı Zencani-Ahmedinecad ilişkisinde olduğu gibi Zarraf’ın birden bire Türkiye’nin en zenginleri klasmanına girmesini sağlayacak ve magazin basınında dahi konuşulan bir isim olmasına yol açacaktı. 2011’den sonra, özellikle AKP’nin otoriterleşmesinin artması ile Batı kamuoyunda Recep Tayyip Erdoğan algısının değişmesi, Erdoğan’ın Şii İran ile daha da yakınlaşmasını sağlamıştı. Düşünsenize; defalarca Sünni İslam harici mezhepleri aşağılayıcı açıklamalarda bulunmuş bir Erdoğan, Şii İslam’ın en önemli kalelerinden birisi olan İran’ı kendisine model olarak görmeye başlamıştı. Elbette buradaki ‘gönül’ birlikteliği tamamen ‘duygusal’ olacak ve İran’da değişen konjonktürü takiben bu ‘duygusal’lık yerini terk edecekti.

ABD-İran Anlaştı, Reis’lerin Devri Sonlandı

Geçtiğimiz aylarda ABD ve Batı bloğu ile İran arasında nükleer müzakerelerde varılan anlaşma aslında değişen konjonktürün ve Sarraf-Zencani’lerin hükmünün sonuna geldiğinin belki de son aşaması. Zira bu sürecin başlangıcı Haziran 2013’de yapılan İran Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Batı’da eğitim almış ve ılımlı bir siyasetçi olarak tasvir edilen Hasan Ruhani bu seçimleri kazanmış ve hemen akabinde Babek Zencani hakkında yolsuzluk soruşturması başlatılmıştır. Sarraf’ın ‘reis’i Zencani hakkında özellikle Ahmedinecad döneminde İran’ın ekonomik sistemini yasa dışı yollar kullanmak suretiyle bozma suçlaması ile açılan soruşturma kapsamında 200 bin sayfalık iddianame hazırlanmış, bu süreçte özellikle Zencani’ye yakın olduğu iddia edilen Ahmedinecad dönemi bazı bakanların ve siyasetçilerin ifadeleri alınmıştır. Elbet Zencani’nin düştüğü bu durumun yansıması Türkiye’ye kadar gelmiş, Fethullah Gülen Cemaati’ nin aracılığıyla hepimizin bildiği üzere 17-25 Aralık Soruşturmaları ve akabinde yayınlanan tapeler ile Reza Sarraf’ın kurduğu yasa dışı ağ ayyuka çıkmıştı.

Fakat bu süreci gayet akıllıca bir hamleyle yaşananları sadece Fethullah Gülen Cemaati-AKP çatışmasıymış gibi gösteren Erdoğan, Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden yara almadan çıkmayı başarmıştı. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’ndan sonra ise, kendisinde 2013’den önce İran ile ilişkilerinden pozitif hava yerini negatif açıklamalara bıraktı. Özellikle İran’ın, Yemen ve Suriye başta olmak üzere bölgede Sünni bloğun en önemli temsilcisi Suudi Arabistan ile girdiği mücadelede, Erdoğan yine ‘duygusal’ davranacak ve İran’ı sert sözlerle eleştirmeye başlayacaktı. 2013’e kadar Türk ekonomisini, Zarraf’ın kurduğu yasa dışı altın ticareti ile döndürmeye çalışan ve bu süreçte milyon dolarlık komisyonları bizzat Sarraf’dan alan AKP’li siyasetçilerin yerini artık Katar ve Suudi emirlerden ‘bağış’ adı altında milyon dolarları ülkeye getiren ve döviz giriş-çıkışlarını serbest bırakarak kayıt dışı paranın ekonomideki ağırlığını olabildiğince arttıran bir AKP iktidarı alacaktı. Dolayısıyla bu ‘duygusal’ değişim, Erdoğan’ın söylemlerinde yeniden Sünni İslam’ı hatırlamasına yol açmış olacak ve İran bölgede Türkiye için bir tehdit konumuna dönecekti. İşte Karagül’ün Mekke önündeki İran tankları fantezisini konu etmesi de bu duygusal değişimin en bariz neticelerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. 


Çağlar Ezikoğlu
Aberystwyth Üniversitesi Uluslararası Siyaset Bilimi Departmanı
Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)