• BIST 104.123
  • Altın 145,809
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 18 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 22 °C

Karamsarlığın rehaveti

Haluk ŞAHİN

Siyaset biliminde “iyimserliğin rehaveti”nden çok söz edilmiştir. Özellikle seçim dönemlerinde aşırı iyimser seçmenlerin “nasıl olsa kazanacağız” rahatlığı içinde sandıklara gitmemesi siyasal davranış uzmanlarının çok üzerinde durdukları konulardan biri olmuştur.

Geçen hafta dostum şair Atatol Behramoğlu Cumhuriyet’te çıkan yazısında bunun karşı tarafında bulunan bir durumdan söz etti: “Karamsarlığın rehaveti”!

Burada egemen olan duygu, teslimiyet; ne yapsak olmuyor ve nasıl olsa olmaz olumsuzlaması, aman bize mi kalmış bırakmışlığı...  Ataol’un deyişi ile “kolaycılık.”

İşin kötüsü, rehavete kapılmış karamsarlar kendilerini çok mutsuz eden konuda bir şey yapmamayı zamanla benimsiyor, hatta övünme vesilesi haline getiriyorlar. O kadar ki, böyle yapmakla kendisini karamsar yapan koşulları daha da güçlendirdiğini göremiyorlar.

İnsan kendisini haklı görme yetisi çok yüksek olan bir varlık... Onu ”en tehlikeli tür” haline getiren nedenlerden birisi de bu yeti.

                                                                       ***

Gerçekten son zamanlarda bu türden rehavete ermiş karamsarlara sık sık rastlıyoruz. Bunların bir kısmı olup bitenleri takip etmekten bile vazgeçmiş durumdalar. Akıllarınca gözlerini kapayıp günü kurtarıyor, kendilerince keyif çatıyorlar...

Bir uygarlık mücadelesi verilmekte olan günümüz Türkiye’sinde bunun yanlış bir tutum olduğunu söylemeye gerek var mı?   

Sınırlı bir kaynak olan hayat, nihai tahlilde, dünyayı değiştirme ve dönüştürme mücadelesidir. Bu, Mustafa Kemal’in ki gibi, devasa boyutlarda da olur; köyün kadınlarına okuma yazma öğretmek ya da okul çocuklarını bilimle tanıştırmak gibi karınca kararınca boyutlarda da olur.

Bence, daha iyi bir yaşam için çaba göstermek etik bir sorumluluktur.

Muazzam rastlantılar sonucu bir hayatın olmuş ve sen onu çarçur etmişsin! İnsan böyle bir israfı kendisine haklı gösterememeli!

O ünlü deniz yıldızı hikayesini burada anlatacak değilim. Pollyannacılık’tan da söz etmiyorum. Günümüz Türkiye’sinde uygarlık yanlılarının (ki bu kavram demokrasiyi de içerir) yapacağı, ama küçük ama büyük, somut bir şeyler mutlaka vardır. 

Çünkü “modern” Türkiye bitmiş bir proje değildir, hala oluşmaktadır.   

                                                                 ***

İşin vahim tarafı, birileri, o projeyi içinde bizim yer almayacağımız yönde oluşturmak için gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır. Devlet büyük çapta onların elinde, kamusal kaynaklar emirlerindedir.

Yani, günümüzün koşullarında, bizim karamsarlık rehavetinden sıyrılıp bir şeyler yapmamız “olsa da olur olmasa olur” türünden lüks bir şey değil, “Ya varlık ya yokluk” türünden varoluşsal bir sorundur. 

Etrafımıza bir de bu gözle bakmalıyız:  “Amaan, bana mı kalmış?” diye değil “Ben ne yapabilirim?” ya da “Neyi daha iyi yapabilirim?” diye sormalıyız. Bir kitap okuma grubu, bir yerel gazeteye yazı, bir çevre etkinliği, bir sanat çalışması... 

Daha iyi bir okul, daha güvenilir bir klinik, daha güzel bir bahçe, daha etkin bir dernek...

Dedim ya, burada bir uygarlık mücadelesi veriliyor. Onu kazanmak için her alanda uygarlık düşmanlarından daha iyi olmalıyız.  

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)