• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 25 °C

Kasaba eşrafının ülke yönetimi

Doğan YURDAKUL

Bugün Türkiye’yi ne devlet yönetiminden, ne diplomasiden, ne ekonomiden, ne insan haklarından, ne hukuk ve adaletten, ne tarihten, ne sosyolojiden, ne felsefeden, ne kültürden, ne sanattan, ne spordan zerre kadar anlamayan bir cahiller (partisi demiyorum) ekibi yönetiyor.

Ne akılları var, ne mantıkları.  Güvendikleri tek şey, kendilerini ilgilendirmeyen konularda kıyamet kopsa, körü körüne onlara oy veren yüzde kırkın üzerindeki bir insan kitlesi. Herhangi bir sıkıntıya düştükleri anda bir günah keçisi bulup bütün suçlarını onun üstüne yıkıyorlar, kendilerine oy veren kitleyi de buna inandırıyorlar. Sonra “düşük profilli” bir başka günah keçisi bulup yollarına devam ediyorlar. Ta ki, yeni bir sıkıntıya düşene kadar.

Bir de bütün bunlara para hırsını, yasa dışı yollardan kazanılan paraların görgüsüzce sergilendiği şatafatı eklerseniz, bu iktidar tadından yenmez.

Böylesine zavallı olan bu ekip, fikri sabit olarak kapıldığı ve ne olduğunu kendisinin bile bilmediği bir “başkanlık sistemi” saplantısı uğruna, ülkemizi içerde kan gölüne, dışarda ise bütün dünyanın alay ettiği bir “hasta adam” konumuna düşürmüş bulunuyor.

MANEVRA ÜSTÜNE MANEVRA

Diyelim ki dış politika. Kasaba eşrafının eline bir gün uluslararası bir platformda bir mikrofon veriyorlar. Karşısında İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres var. Ona “vanminits, siz adam öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” diyor. Ortalık yıkılıyor. Ona oy veren kitle zaten doğuştan “Yahudi düşmanı” ya. Ülkede kıyamet kopuyor, kasaba eşrafı “büyük medya”nın da desteğiyle kahraman oluyor. Arap dünyasının da desteğini aldığını sanınca işi büyütüyor. Gazze’ye ünlü Mavi Marmara gemisini yolluyor, insanlar ölüyor. İsrail’e posta koyuyor, “özür dilemezsen ben de senle bir daha konuşmam” diyor. İpler kopuyor.

Ama o da ne? 7 yıl sonra birden “İsrail aşkı” depreşiyor. Özürler falan unutuluyor, yeniden dostluk kuruluyor. İsrail’in gazı Türkiye üstünden Avrupa’ya gidiyor, Türkiye’li işadamları İsrail’de yeni iş alanları buluyor, alan memnun, satan memnun oluyor! Olup biten unutuluyor. Oy veren kitle yine coşuyor.

MİT Tırlarındaki silahlar IŞİD’e mi gitti, Bayır Bucak Türkmenlerine mi gitti derken, “birileri” (bunların hava kuvvetlerine sızmış paralelciler mi olduğu henüz belli değil!) angajman kurallarını bozan bir Rus savaş uçağını düşürüyor. Pilot, “Allahüekber” nidaları arasında öldürülüyor. Memlekette yine bir bayram havası! “Sabrımızı sınayana biz böyle yaparız” deniyor. “Eyy Putin” diye nutuklar atılıyor. Oy veren kitle yine coşuyor, “oraya geliriz, aranıza gireriz” diye mitingler yapılıyor. Putin küsüyor, “daha da ne domatesinizi alırım, ne de turist yollarım” diyor. İhracat duruyor. Turizm çöküyor.

Ama o da ne? 7 ay sonra bir telefon konuşması yapılıyor. Putin ile birdenbire can ciğer kuzu sarması olunuyor. Gitsin domatesler, gelsin turistler. Rusya’da yatırımları olan bir iş adamımız “birbirimizin kıymetini iyi anladık” diyor. “Büyük medya” bu sözü manşete çıkarıyor. Olan biten unutuluyor. Doğuştan “moskof düşmanı” olan kitle coşuyor, “konuştular, kriz bitti, zaten biz ayrılamayız” türküsünü söylemeye başlıyor.

GÜVENLİK ZAFİYETİ YOK! AMA YAYIN YASAĞI VAR!

Diyelim ki iç politika.

Kasaba eşrafı 7 Haziran’da büyük bir seçim hezimetine uğramış. Paniğe kapılmış. Ne yapalım, ne edelim diye kara kara düşünceye dalmış. O sırada (atarım karşıdan bir roket, Suriye ile savaş çıkarırım sözüyle ünlü ) MİT imdada yetişmiş. “ülke çapında kaos çıkaralım, can derdine düşen millet bize oy verir” demiş. “Tamam” demişler, kaos çıkarmışlar.

Kışkırtılan o kaos, Güneydoğuyu bir yana bırakıyorum, büyük şehirlerde iki yılda 15 canlı bomba saldırısına neden olmuş. 300’ün üzerinde insan ölmüş. Her saldırıdan sonra hem basına, hem sosyal medyaya yayın yasağı konulmuş. Yaşananlar halının altına süpürülmeye  çalışılmış. Ama merak edenler olup biteni dış basından izlemeye yönelmişler. Oradan ne öğrenmişler? Batı’nın “Türkiye cihatçı otobanı oldu” yargısını öğrenmişler.

Kasaba eşrafı “olsun” demiş. Her saldırıdan sonra “güvenlik zafiyeti yok!” demiş.

Vatan Caddesinden taksiye binen üç kişi, bombalarıyla, silahlarıyla Atatürk Havalimanına girmişler ve 42 kişiyi öldürmüşler, ama kasaba eşrafı yine “güvenlik zafiyeti yok” demiş. Yine yayın yasağı koymuş. Oy veren kitle yine onları alkışlamış: “Yaşasın, ölen ölür, kalan sağlar bizimdir! Devletimizin terörle mücadelesinin yanındayız” demiş…

Kasaba eşrafının çadır tiyatrosu bu gösteriye daha ne kadar devam edecek?

Eninde sonunda bir gün “perde” denecek ve bu oyun bitecek.

Ben buna henüz bir tarih biçemiyorum.

Çünkü benim zihnim, bu yıkımın enkazının nasıl ve ne kadar zamanda kaldırılacağı ile meşgul. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)