• BIST 107.206
  • Altın 143,369
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 29 °C
  • Antalya 29 °C

Katar krizinin ekonomi politiği

Mehmet Ali Güller

Katar krizi aslında 2013’te Mısır’da İhvan rejiminin devrilmesiyle birlikte başladı. Bu durum hem bölgede Suudi-Mısır ile Türkiye-Katar cepheleşmelerini yarattı, hem de ABD’nin Suriye operasyonlarında rol oynayan Türkiye-Katar-Suudi Arabistan cephesinde çatlamalara yol açtı.

Krizin derinleşerek Katar’ın Körfez ülkelerince ablukaya alınması ise Trump’lı ABD’nin yeni programıyla doğrudan ilgilidir:

ABD’NİN ORTADOĞU PROGRAMI

1) Trump, Müslüman Kardeşleri, IŞİD ve El Kaide-Nusra’dan sonra mücadele edilecek üçüncü “terör” örgütü ilan etti. Bu, ABD’nin uzun süre kullandığı “siyasal İslamcılıkla” yollarını belli ölçülerde ayırma ilanıydı aynı zamanda. (Elbette ABD İslamcılığı başka türlü kullanmaktan vazgeçmiş değil!)

2) Trump, bölgede İran’ı baş hedef alan bir strateji izleyeceğini ilan etti.

3) Trump bu stratejinin gereği olarak bölgede “Körfez NATO’su-İsrail-Kürt” cephesi inşa etmeye soyundu.

Trump bu amaçla Riyad’la ilk bölümü 110 milyar dolar olan ama toplamda 350 milyar doları bulacak bir askeri anlaşma imzaladı. Trump aynı zamanda PYD-YPG’yi 150 bin kişilik bir konvansiyonel orduya dönüştürme hedefiyle örgüte ağır silah verme kararı aldı. (ABD’nin hem İran’ı hedef alması hem de PKK’yi ordulaştırması, Türkiye ile İran’ı aynı cephede yer almaya itecektir. Aksi durumda Türkiye ABD adına Kürdistan’ın hamiliğine razı olacak ve hatta ABD çıkarları gereği İran’la karşı karşıya gelecektir!)

4) Trump bu stratejiye ve programa uygun olarak bir kabine belirledi. Yarısı askerlerden, yarısı büyük tekel temsilcilerinden oluşan Trump kabinesinde örneğin Obama’nın katı İran düşmanlığı nedeniyle görevden aldığı “kuduz köpek” lakaplı Em. Org. James Mattis Savunma Bakanı, ExxonMobil CEO’su Rex Tillerson da Dışişleri Bakanı oldu!

KATAR, İRAN’A KARŞI MIZRAK UCU OLMAK İSTEMEDİ

Katar, işte bu ABD programında İran’a karşı “mızrak ucu” olmak istemediği için düşman ilan edildi! Yani Katar meselesi, özü itibariyle bir İran meselesidir.

Katar’ı düşman ilan eden ülkelerin gerekçelerinin her biri birbirine göre ağırlık göstermekle beraber, toplamda İran, İhvan/Müslüman Kardeşler, doğalgaz ve bölgesel liderlik mücadelesi gibi faktörlere bağlıdır.

Bu konuyu ayrıntılı olarak “Katar, İran’a karşı mızrak ucu olmak istemedi” başlıklı yazımızda incelemiştik. Bugün krizin “ekonomi politiğini” inceleyeceğiz:

KATAR-İRAN DOĞALGAZ İŞ BİRLİĞİ

1) Katar, bir petrol ülkesi değil ama çok güçlü bir doğalgaz ülkesidir.

Katar petrol üretiminde 17. sıradadır ve dünyadaki payı sadece %1,5’tur. Ancak Katar doğalgazda dünya 3.’südür ve payı %13’tür. Birinci sıradaki %25 paylı Rusya ve ikinci sıradaki %17 paylı İran ile birlikte Katar, dünyadaki toplam üretimin %55’ini yapmaktadır.

Bu “tekel” gücü, üç ülkeyi, Rusya, İran ve Katar’ı 2008 yılında doğalgaz konusunda bir iş birliği anlaşmasına götürmüştü.

Fakat bu anlaşma ABD ve Suudi Arabistan tarafından bozuldu ve Katar gazının Batı pazarlarına taşınması için Katar-Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye güzergahları belirlendi. Ancak Suriye, ABD’nin Rusya ve İran’ı devre dışı bırakan bu projesini kabul etmedi. Suriye’ye 2011’de Atlantik saldırısının başlamasının önemli nedenlerinden biri de işte bu itirazdır.

Geride kalan süreçte Katar gazının transferi açısından bu Amerikan güzergahı hayata geçemedi. Katar, doğalgazını ağırlıklı olarak Basra Körfezi üzerinden Doğu’ya, Süveyş Kanalı’na erişerek de Avrupa’ya sevk etmeye devam etti. Tabi sıvılaştırılmış gaz (LNG) yöntemi oldukça maliyetliydi. Önemle belirtelim: Katar doğalgazının doğu pazarındaki en büyük müşterileri Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore’dir.

Geçen aylarda ise bu süreci kökten değiştirecek bir gelişme yaşandı. Katar ve İran doğalgaz iş birliği konusunda önemli ilerlemeler sağladılar. Zira Katar ile İran, ortak doğalgaz havzasına sahipti ve iş birliği iki ülkenin de çıkarınaydı.

İşte ABD ve Suudi Arabistan açısından bardağı taşıran konuların başında bu iş birliği geliyordu.

DUBAİ-DOHA ÇEKİŞMESİ

2) Birleşik Arap Emirlikleri’nin yılda 83 milyon yolcu taşıyan Dubai Havalimanı, ABD’nin Atlanta ve Çin’in Pekin havalimanlarının ardından 3. sırada. Batı ile Doğu arasında köprü görevi gören Dubai Havalimanı’nın bölgedeki en büyük rakibi ise gittikçe yolcu sayısını artıran ve 37 milyona ulaşan Katar’ın Hamad Havalimanı’dır. Türkiye’den TAV’ın bu havalimanına yaptığı eklerle kapasite 50 milyon yolcu/yıl’a çıkmıştır.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin de büyük hevesle Katar krizinde öne çıkmasının nedenlerinin başında bu paylaşım kavgası gelmektedir.

PARA ve MEDYA GÜCÜ

3) Katar, düşük nüfusu nedeniyle bölgedeki diğer petrol monarşilerine göre daha fazla para biriktirebilen ve bunu bölgedeki nüfuz mücadelesinde kullanabilen bir ülkedir.

Katar’ın büyük finans desteğiyle Ortadoğu’da güçlü bir silah olarak kullandığı El Cezire, uzun bir süredir Suudi Arabistan’ı rahatsız etmekteydi.

Yine Katar’ın finans desteğiyle İhvan ile Hamas’ı bir dış politika enstrümanı gibi kullanabiliyor olması ve onlar ile nüfus büyüklüğünün çok ötesinde nüfuziyet oluşturabiliyor olması, Riyad’ı gün geçtikçe rahatsız ediyordu.

Yine Körfez’deki diğer monarşiler de İhvan’ı tahtlarına karşı hep bir tehdit olarak görüyor, Katar’ın bu örgüte verdiği desteği çıkarlarına aykırı buluyordu.

VATAN SAVAŞI DEĞİL KATAR SAVAŞI

5) Katar’ın belki de en çok yatırım yaptığı ülke Türkiye’dir. (Katar’ın Deutche Bank’da %10, Walkswagen’de %17, Siemens’de %3 hissesi var. Almanya’nın İran ve Türkiye’den sonra Katar’a destek veren 3. ülke olmasında kuşkusuz bu yatırımların rolü var.)

Katar, Türkiye’ye finans desteğinin karşılığında, İhvan nedeniyle Suudi Arabistan’la sorun yaşamaya başladığı 2013’den itibaren AKP’den askeri destek istemeye başlamıştır. 2014 yılında bu amaçla yapılan müzakerelerin sonunda 2015’te bir askeri üs anlaşması imzalanmış ve Türkiye, Katar’ın gösterdiği “geçici üsse”, Katar askeri eğitmesi için 94 askerini göndermişti.

Ancak İran bu üsse karşı çıkıyor, Katar da İran’ın tepkisi nedeniyle Türkiye’ye bir türlü “kalıcı üs” yeri vermiyordu. Bu nedenle anlaşma bir türlü TBMM’ye getirilememişti.

İşte Katar krizinin başlamasıyla birlikte Katar hızla Türkiye’ye “kalıcı üs” verdi ve AKP Hükümeti de hızla o anlaşmayı TBMM’ye getirerek onayladı.

Peki Türkiye ne yapmalı?

1) Kuşkusuz Türkiye’nin ABD karşısındaki cephede olması gerekir ama Katar’a finans karşılığında asker göndermek vatan savaşı değil, Katar savaşı olacaktır! Ve AKP Hükümeti, ABD’li Soros’un “en iyi ihraç malınız askerinizdir” sözünü yerine getirmiş olacaktır!

2) Türkiye, ABD’nin bu örgütü terör örgütü ilan edip etmeyeceğinden bağımsız olarak hızla İhvan sorununu kesip atmalıdır!

3) İncirlik Mutabakatı bir an önce yırtılmalıdır!

4) Türkiye, hızla Suriye ile anlaşmalıdır! Şam’la anlaşmak, Moskova ve Tahran’la normalleşen süreci derinleştirecektir.

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)