• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 26 °C

Kendi askerinin boğazını kesen gerici katiller nerede?

Kendi askerinin boğazını kesen gerici katiller nerede?
ABC Günün Analizi

Boğaz Köprüsünde 16 Temmuz sabahı, teslim olduğu halde, polislerin gözleri önünde linç edilerek öldürülen, otopsi raporunda boğazının kesildiği tespit edilen Hava Harp Okulu öğrencisi Murat Tekin’in (21) katilleri aramızda dolaşıyor. Üstelik bu gerici katiller –darbeye karşı samimiyetle sokağa çıkan yurttaşlarımızı tenzih ediyoruz- iktidar tarafından “gazi” ve “demokrasi kahramanı” ilan edilmiş bulunuyor. 

Harp Okulu öğrencisi Murat Tekin’in ablası Mehtap Tekin, vahim olayı şöyle anlatıyor:

“Çok kötü bir şekilde kardeşim katlediliyor, hem de hiçbir şeyden haberi yokken. Arkadaşlarıyla birlikte darbe olduğunu anlayınca gidip teslim oluyorlar hemen zaten. (...) O an kalabalıktan biri gelip, tam kalp hizasına tekme atıyor. Çocuk yere düşüyor, bıçaklarla saldırıyorlar. Ben morgda kendim gördüm; boğazını, boynunu kesmişler kardeşimin. Otopsi raporunda da bu nedenle öldüğü yazıyor. (...) Silivri’de yatan arkadaşları var Murat’ın çok fazla öğrenci var yaşananları anlatan, video da öyle olduğunu doğruluyor.”

Abla Mehtap Tekin’in anlattığı olay insanın kanını donduracak nitelikte. Hala 15 Temmuz gecesi ve 16 Temmuz sabahı teslim oldukları halde linç edilerek öldürülen askerlerin sayısını tam olarak bilmiyoruz. Her köşe başında, özellikle köprü gibi hassas bölgelerde onlarca kamera olduğu halde, polisin bu katilleri bulup yargı önüne çıkarmaması büyük bir adalet ve asayiş skandalıdır. Ayrıca bu cinayetlerin çok sayıda tanığı olduğu da bilinmektedir.

Önce şu gerçeği açıkça saptayalım; 15 Temmuz gecesi, teslim olan askerlerin boğazlarını tekbir getirerek kesen, Harbiye öğrencilerini linç eden gerici katiller bulunup yargı önüne çıkarılmadan, ne darbe ve darbecilere karşı gerçek bir mücadeleden söz edilebilir ne de gerçek adalet yetirene getirilebilir.

Kamera kayıtları ve gelişen teknik takip olanakları ile çözülmez sanılan faili meçhul cinayetlerin katillerini bile birkaç günde bulup çıkaran polis, kendi gözleri önünde işlenen cinayetlere böyle kayıtsız kalamaz. Bu bir suç ortaklığıdır. Katilleri yakalamak yerine “demokrasi kahramanı” ilan ederek, bırakın hukuk devleti olmayı kanun devleti bile olunamaz. Bu tutumla ancak, ortaçağ artığı ilkel bir aşiret devleti ya da faşizan bir diktatörlük haline gelinir. 

Bütün sorumluluk siyasi iktidarda, yani AKP-Erdoğan yönetimindedir. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun katillerin bulunması ve yargı önüne çıkarılması için yaptığı çağrı çok doğru ve yerindedir.

Öte yandan, muhalefet tarafından bile bazı kaygılarla açıkça ifade edilmeyen başka bir gerçek de şudur; darbe gecesi sokağa çıkanların çok büyük bölümünün demokrasi gibi bir derdi yoktu. Darbe de umurlarında değildi. Onların büyük bölümü, darbe oluyor diye sokağa çıkmadı. Onlar, bütün askerleri laiklikten yana, cumhuriyetçi ve Kemalist sandıkları için meydanlara döküldü. O gece sokağa çıkanların büyük bölümünü demokratlar değil, gerici-faşizan bir topluluk oluşturuyordu. İkinci bir ‘31 Mart Vakası’ diye nitelendirilebilecek şeriatçı bir kalkışmaydı. 

Bir gerçeği daha kayda geçirelim; Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla sokaklara çıkanların sayısı, sanılanın ve iddia edilenin aksine son derece azdı. İktidar sözcülerinin, yandaş gazete ve televizyonların ileri sürdüğü gibi sokaklara yüzbinlerce insan çıkmış değildi. Gerçeği gözlerimizle gördük. Camilerden verilen salalara, vakitsiz okunan ezanlara karşın, saat 02.00’ye kadar sokaklara çıkanların sayısı İstanbul ve Ankara’da birkaç bin kişiyi geçmedi. Ciddi bir kalabalık hiçbir yerde yoktu. Aralarında, AKP döneminde yeniden örgütlenen yasadışı milis gücüne mensup kişiler (Yeni Kontrgerilla) ve sivil polisler de vardı. 

Gazete ve televizyonlarda görüp izlediğimiz fotoğraf ve görüntülerdeki kalabalıklar ise, darbenin bastırıldığının ortaya çıktığı saat 02.00’den sonra meydanlara dökülenlerdi. Medyada sıklıkla bu görüntüler kullanıldı. Zaten kendi askerinin boğazını kesen katiller de onların, yani saat 02.00’dan sonra sokaklara dökülen bu ucuz kahramanların arasından çıktı.

Darbeyi bastıranlar ise, ne büyük bölümünü gericilerin oluşturduğu kalabalıklar ne de polisti. Kaldı ki, bir askeri darbenin polis tarafından bastırılamayacağı, askerin ateş gücü karşısında polisin etkisiz kaldığı da 15 Temmuz gecesi açıkça görüldü. Darbeyi bastıranlar, Cemaatçi kalkışmaya katılmayan askeri birlikler oldu. 

Tekbirle demokrasi gelmez. Dünyanın hiçbir yerinde de gelmedi. Tekbirle ancak şeriat gelir. Kendi askerinin boğazını kesen yobazlardan da demokrasi kahramanı çıkmaz.

Bırakın artık şu “demokrasi destanı yazdılar” palavrasını da, katilleri bulun. Hava Harp Okulu öğrencisi Murat Tekin’in boğazını kimler kesti ortaya çıkarın. Aramızda dolaşan katilleri bulun. Ancak o zaman darbeci bir terör örgütü olduğu ortaya çıkan Gülen Cemaati'ne karşı gerçekten mücadele ettiğinizi söyleyebilirsiniz.

Unutmayın ki, milletin çok büyük bir bölümü darbeye karşı çıktığı gibi, asker boğazı kesen yobaz katilleri de lanetliyor.

Keskin Kalem

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)