• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 16 °C

'Kendileri aptal olabilir ama bizi aptal yerine koyamazlar'

'Kendileri aptal olabilir ama bizi aptal yerine koyamazlar'
Duvif: Bir sapık yüzünden koca vakıf karalanamaz gibi bir söylemle ortaya çıkmak akılsızlıktır.

Çağdaş Gökbel /ABC SÖYLEŞİ
Sosyal medyadaki adını Fransa’da hipodromda izlediği bir yarış atından etkilenerek alan ve siyaseti kendine has üslubuyla yorumlayan Twitter fenomeni Duvif ile Türkiye’nin siyasi geleceğini konuştuk.

Sosyalist siyasetin içerisindeki liberal kirlenmeye dikkat çeken Duvif, sınıf siyasetinden uzak bir sol yaratılmaya çalışıldığının altını çizdi

Twitter’da ‘Duvif’ adı ile tanınan ve siyasi twitler atan bir hesapsınız. Böyle bir hesabı açmaya ne zaman karar verdiniz ve Duvif’in ne anlama geldiğini bize açıklar mısınız?
İlk kez 2011’de birinci dünya problemlerini tiye alan bir hesap ile girdim twitter’a, geç tanıştım diyebilirim çünkü çok faydasız olduğunu düşünüyordum. Hesabı açtıktan hemen sonra da konseptini çok yanlış anladığımı ve o zamana kadar çok hatalı düşündüğümü farkettim. Bir süre sonra şu an kullandığım monsieurduvif hesabını açtım ve siyasetle ilgili tweetler yazmaya, bu hatta yazan kişileri takip etmeye başladım.

Duvif mahlası Fransa’da benimle aynı ismi paylaşan bir yarış atından geliyor. Üniversite yıllarında yarışları izlemeye hipodroma gitmiştim, hiç şans verilmemesine rağmen muazzam dirençli bir yarış çıkardı ve kazandı. Çok etkiledi ve şaşırttı o gün orada olan herkesi. Yanılmıyorusam ‘Vif’ Fransızcada ‘Hızlı’ anlamında, du ise önündeki isimle onu bağlıyor. Kulağa hoş geldiği ve o günün anısı olduğu için kullanmaya başladım. Öyle yerleşti ki gerçek adımı Duvif zannedenler bile oluyor zaman zaman.

Ensar Vakfı'nda yaşananları ve ülkenin bugün giderek yaşanılamaz bir hale gelmesinin tek sorumlusu AKP iktidarıdır demenin doğru bir yaklaşım olduğuna inanıyor musunuz?
Ensar Vakfı’nda yaşanan tek başına bir sapıklık meselesi değil. İktidar ve liberal çevreler tarafından ısrarla konu bu doğrultuda saptırılmaya, sulandırılmaya çalışılıyor ancak esasen sistematik bir gericilik siyaseti pedofili sonucu olarak patlak verdi. Çocukların o yurtlarda tutulmasından tutun da, hiçbir denetim yapılmamasına, çocukların alakasız yerlere belletmen denilen ve yasal olarak hiçbir karşılığı bulunmayan kişilerce götürülmesine göz yumulmasına, devletin konuyla alakalı en üst seviye yetkilisi olan bakanın‘takdir etmesine’ kadar bir suç zinciri var. Üstelik bu kadarla da kalmıyor. Israrla iktidar partisi siyasetçileri ve bakan hakkında sunulan gensoru oylamasına katılma zahmetinde bile bulunmayan MHP vekilleri, medya ve şirketler tarafından bu vakfın ‘önüne yatılmaya’ devam ediliyor. Ortada siyasi bir problem var, ‘bir sapık’ deyip geçilemeyecek kadar da ciddi.

12akikzp.jpg

“KENDİLERİ APTAL OLABİLİR AMA BİZİ APTAL YERİNE KOYAMAZLAR”

Bir sapık yüzünden koca vakıf karalanamaz gibi bir söylemle ortaya çıkmak akılsızlıktır. Ne münasebet? Mesele sapıklığı doğuran siyasi aklınız, referanslarınız, istismarı perdelemeye çalışan büroklatlarınız, tebrik sırasına giren milletvekilleriniz. İşin bir de şu boyutu var; Bu sadece ortaya çıkan, düşünsenize yurdun değişik yerlerinde duymadığımız, görmediğimiz daha nice benzer olay yaşanıyor olabilir. AKP iktidarı döneminde çocuk istismarı, kadına şiddet ve nice sapkınlık vakası misliyle artmış, toplumsal hayatın her alanında olduğu gibi bu da politik kararların sonucudur elbette. Devleti yöneten AKP, hatta ötesinde geçenlerde kendilerinin de itiraf ettiği gibi kuvvetler ayrılığı dağılmış. Yürütme, yasama, yargı tek elde toplanmış ama suçlu AKP değil. Bu sadece kadın, taciz, tecavüz başlıklarında da değil, her alanda aynı. Türkiye’yi Ortadoğu politikalarıyla dipsiz bir kuyunun içine attılar. Kim suçlu? Sokaktaki simitçi mi? Yoksa yine mi Kılıçdaroğlu? Kendileri aptal olabilir ama bizi aptal yerine koyamazlar.

Geçtiğimiz günlerde Ali İsmail Korkmaz davasında olaya karışan esnaf için mahkeme tahliye kararı verdi. Ethem Sarısülük, Berkin Elvan ya da Dilek Doğan benzer davalarda toplumun adalet duygusunu tatmin edecek kararlar verilmiyor. Bu davaları ve hukukun geldiği durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Bir önceki sorunuzda da değinmeye çalıştım. Kuvvetler ayrılığı fiilen parçalanmış, tüm güç iktidarda toplanmış durumda. Tabii böyle bir ortamda toplum olarak yargının bağımsız karar vermesini bekleyemiyoruz. Ancak karşımızda öyle kötü, öyle arsız bir yapı var ki siyaha beyaz diyor ve bunu kendine biat eden kitlelere yüzsüzce pazarlıyor. Biz bu röportajı yaptığımız saatlerde Hrant Dink davasının sanıkları da salındı örneğin. Yargıyı sadece kendi dolaplarını temizleyecek, iktidarın güdümünde bir yapı haline getirdiler. Bunu önce ‘Paralel’ dedikleri cemaat aracılığı ile yaptılar şimdi de ellerinden geldiğince bu kadroları temizleyip kendi güdümlerindeki kişileri yerleştirerek yapıyorlar. Şunu açıkça görüyoruz; toplumsal vicdan rahatsız. Hatta bizi bir kenara bırakın, kendilerini destekleyenler dahi bunun farkında.

“ACILI ANALARI KİTLELELERE YUHALATIYOR VE BUNDAN BİR NEBZE UTANÇ DUYMUYORLAR”

Her gün o kadar çok olay yaşanıyor ki her birini gündemde tutamıyoruz belki ama tüm bu adaletsizlikler bir yerde birikiyor. Gencecik, silahsız bir kızı evinde katledip sonra o pislik çukuru medyalarında ‘terörist’ diye yaftalıyorlar. Acılı anaları kitlelere yuhalatıyor ve bundan bir nebze utanç duymuyorlar. Esnafa polistir diyor bu güce dayanıp gencecik bir çocuğu linç ederek öldürenleri salıveriyorlar. Örgütlü bir kötülük var karşımızda. Fakat şunu iyi bilsinler, Ali İsmail’den Hasan Ferit’e, Berkin’den Mehmet’e, Ahmet’ten Medeni’ye bu çocuklar unutulmayacak! Bugün Türkiye’de objektif bir anket yapsanız yargıya güveniyorum diyeceklerin oranı zannetmiyorum ki %25’i geçsin.Yine Ensar meselesine dönmüş olacağım ama çocukların sistematik istismarında bile adaletin işleyeceğine kimse inanmıyor. Karanlığa hapsedilmiş bir ülkede nasıl barıştan, insanca yaşamdan söz edebiliriz?

oxdvypcc.jpg

İnsanların siyasi dünyası da iktidar gibi Recep Tayyip Erdoğan özelinde tekleşmiş durumda. Sosyal Medyada da muhalif karakteri olan hesapların bu noktada yoğunlaştığını söyleyebiliriz. Peki Recep Tayyip Erdoğan iktidardan düştüğünde ne olacağına dair sizce yeteri kadar bir fikre sahip miyiz?
Siyaset somut hedefler koyarak yapılır. Bugün Türkiye’de hali hazırda geçerli anayasayı açıkça ihlal edip gücü kendisinde toplamış bir Cumhurbaşkanı var. Haliyle muhalefetin siyasi hedefinin merkezinde kendisi ve yine kendi yönettiği partisi bulunuyor. Burada anormal bir durum yok. 2013 Haziran’ında gördük ki toplumsal muhalefeti oluşturan insanlarki bunun çok büyük bir kısmını gençlik oluşturmakta, eşitlik zemininde, aydınlanmacı ve laik bir ülke talep ediyorlar. Bu talepler öznesinden bağımsız olarak sol niteliktedir. Buradan yola çıkarak sonrası için siyasi fikrimizin olduğunu düşünüyorum.

Mevcut Cumhurbaşkanı iktidarı bırakmamak için her yolu deniyor ve deneyecektir de. Bunun içinde her türlü kaos planı var. Bombalar patlıyor, insanlar ölüyor, ülkenin bir bölümü fiili savaş durumunda... Yani derin analizler yapmaya lüzum yok, her şey apaçık ortada. Büyük düşüş yaşadıkları Haziran seçimlerinden sonra siyasal islam ile milliyetçiliği aynı potada eritmeye başladılar. Kitlelerini konsolide ederek arkalarındaki desteği arttırma yoluna gittiler. Bu süreç devam ediyor. Başkanlık Anayasası doğrultusunda bu politikalarını sertleştirerek sürdüreceklerini düşünüyorum. Bunun karşısında örgütlü bir güce ihtiyaç var, bana göre eksiğimiz budur. Bu ülkede devlette kemikleşmiş bir parti var. AKP’yle mücadele AKP’ye benzeyerek, siyasi dümeni sağa kırarak verilmez. Hele bugüne kadar her alanda AKP’nin önünü açmaktan başka hiçbir işe yaramamış liberal lafazanlıklarla asla.

Takipçileriniz tarafından TKP’ye olan eğiliminiz açıkça biliniyor. TKP’de bir ayrılık yaşandı. Ülkede ve partide yaşananları sosyalist siyaset açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eğilimim yok. Ben Türkiye Komünist Partiliyim. Son nefesime kadar da bu aidiyet ve bana taşıdığı bilinçle yaşayacağım.

Soruya gelecek olursak; ülkemiz hayati bir süreçten geçiyor. Öyle ki bu süreç hepimizi tehdit etmekte. Partide ayrılık yaşandı, o dönem bireysel olarak yaptığımız hataları bir kenara koyacak olursak TKP’ye yakışan şekilde de tamamlandı diye düşünüyorum. Komünistler mücadelelerine devam ediyor, AKP ve Türkiye’ye dayattığı gerici siyasete karşı da direnmeyi sürdüreceklerinden kimsenin şüphesi olmasın.

“SOSYALİST SİYASETİ LİBERAL TAHAKKÜMDEN KURTARMAMIZ LAZIM”

Bugün her solcunun gericiliğe karşı aydınlanma, dinciliğe karşı laiklik olmazsa olmazımızdır diyebiliyor olması lazım. Yani bazen öyle şeylerle karşılaşıyorum ki profilinde orak-çekiç kendisi Cumhuriyet kötülüyor. Bana ‘sosyalist cumhuriyet mi olur’ diyen bile oldu, akıl alır gibi değil ama kafası allak bullak olmuş böyle bir sürü insan var. Sovyetler Birliği’nden Yemen Sosyalist Cumhuriyeti’ne kadar listeyi önlerine atınca da mavi ekran veriyorlar. Bunlar hep solun içine sızan liberal virüsün ürünleri işte, sosyalist siyaseti liberal tahakkümden kurtarmamız lazım. Sınıf demeyen bir sol istiyorlar. Bununla mücadele en az gericilikle mücadele kadar önemli bir görev olarak önümüzde duruyor, yok sayamayız. Nitekim birbiriyle doğrudan alakalı başlıklar.

Son olarak takipçilerinize nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?
Çok fazla genç arkadaşımız var. Benim naçizane tavsiyem siyasetin aktif ve örgütlü şekilde içinde olmaları, bilimsellikten şaşmamaları olacaktır. Çok zor zamanlardan geçiyoruz, kimse umutsuz olmasın. Umutları tükenir gibi olursa öfkelerine sarılsınlar. Geçenlerde Twitter’da Marx’ın Ruge ile yazışmalarından bilindik bir bölüm paylaştım, bu röportaj vasıtasıyla da alıntılayayım: "Bana umut veren şey tam olarak bu umutsuz durumdur”

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)