• BIST 108.594
  • Altın 144,399
  • Dolar 3,4942
  • Euro 4,1102
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 19 °C
  • Adana 23 °C
  • Antalya 28 °C

Kimi tuhaf bireysel tepkiler ve Sivil İtaatsizlik kullanım kılavuzu

Kimi tuhaf bireysel tepkiler ve Sivil İtaatsizlik kullanım kılavuzu
"Diyaframına yumruklar yiye yiye karnından konuşmaya mecali kalmamış toplum mutlaka hak mücadelesi doğuracak ve vantrologların geri çekilme hamlesine argüman eyledikleri sahte sivil itaatsiz maymunluklar silinip gidecektir."

Haydar Ali Albayrak
Gezi'nin üstünden üç yıl geçti. 'Gezi Direnişi' tanımlamasını şahsen sorunlu görüyor fakat diğer taraftan bu tanımlamayı kullananlara hak veriyorum. Gezi'nin, dinamikleri doğrultusunda bir 'direniş' olarak kalması ve öyle adlandırılması anlaşılabilir. Gezi'ye Havuz medyası 'kalkışma' diyor. Mülk dilinden konuşuyorlar, erk'e itaatsizlik ve neticesinde kalkışma, erk'in 'dağılın çağrılarına' kulak asmama... Kalkışma kullanımı doğru söylemek gerekirse beni iğreti etmiyor, ayaklanma ile benzeş daha ileri gidip özdeş almak mümkündür bu ifadeyi. Kalkışmak veya ayaklanmak bir işin sonuna götürülmesini şart koşar, aksi hal, yani (doğalında) 'bastırılma' kalkışanın kendine çeki düzen vermesini ortaya çıkarır, ayaklanmanın ayakları kırılır.

Duran adam'dan günler önce bir otobüsün tam girişinde yaya geçişini engelleyen kadın

Gezi zamanı harika günler hızla gelip geçiyordu, akşam vakti bir 19 D seferindeydim. Bilenler bilir, bu otobüs İstanbul'un en uzun caddesi olan Alemdar Caddesi'ni (handiyse dörtte üçünü) geçer, Yukarı Dudullu üzerinden İmes'e iner ve Ataşehir'e (aslında İçerenköy'e) bağlanır; son durağı ise Altbostancıdır. Eskiden Üstbostancı'da sona ererdi sefer. Hani bir 500 T hattı kadar insanları yıldırmasa, dillere destan olmasa bile uzun ve dolambaçlı güzergahı itibariyle hele trafiğin sıkışık olduğu saatlerde ayakta yolculuk etmesi muhtemel kişilere pek önerilmez. Cadde boyu dizilmiş binalar geçilirken insan usanır canından, yol hiç bitmeyecek gibi gelir. Gezi akşamlarının birinde yer bulmuştum, oturuyordum tekli bir koltukta, otobüs boş sayılırdı. Ümraniye İmâm Hatip Lisesi önünde bir kitle gördüm, ellerinde dövizler Gezi Parkı'nı selamlıyor, yürüyüşe geçmeye hazırlanıyorlardı, bir ivme kazanmışlardı.

Oradaki duraktan bir kadın yolcu bindi otobüse. Ben başımı çevirmiş kitleyi hayranlıkla izlemeyi sürdürüyordum, lakin bir süre sonra otobüsün görüş alanından çıktı eylemciler. Bu kez kadın çekti dikkatimi. Kadın, yolcuların bindiği kapı önünde, akbil cihazına yakın bir noktada demire yaslanmış duruyordu, kıpırdamaya pek niyetli gözükmüyordu. Bu durum ilkin şoförü rahatsız etti, kadın uyarıldı üstüne üstlük ön koltukta oturan yolculardan da sataşanlar oldu kadına. İşin ilginci kadın söylenenlere kulak asmıyor, en ufak bir tepki dahi göstermiyordu. Şoför giderek hakaretlere vardırdı uyarılarını, o bölümde oturduğumdan duyabiliyordum. Yolcular zaten gergindi, Gezi tüm halkı uyandırmış, bir kesimi ciddi mânâda tedirgin etmişti. Kadının bu sivil itaatsizliği de yadırganıyordu toplumun 'işine gidip dönenlerince' başka bir deyişle Gezi'yi 'kalkışma' olarak görenlerce. Kadın istifini bozmadı hiç, birkaç durak sonra indi otobüsten, yine ön kapıdan. Şoför adeta derin bir nefes aldı, tâbi arkasından küfürler eksik edilmedi.

Yarım-tam tartışması ve kafa tutmayı seven umursamaz kadınlarımız

Gezi, birden patlamakla beraber patlamayı yaratan enerji ansızın toplanmamış ve 'kalkışan'lar iki üç saat içinde toparlanmamıştı. Faşizm koşulları hüküm sürüyordu, baskı katmerleniyordu, karşı tarafın ağzı kirleniyordu, uygulamaları yasaklarla dayatıyordu kendini, altyapı hayli müsaitti. Yıllar sonra, Gezi'nin ardından üç yıl sonra Cumhurbaşkanımız "doğurmayan kadın yarımdır" demeye başladı. Aklıma o kadının dik ve 'tam' duruşu geldi.Geçtiğimiz sene ramazan ayının hemen başında Erzurum şehrinde bir kadın kamusal alanda sigara içtiği için tartaklandı, itilip kakıldı. Ve bugün bir kez daha Ramazan'ın ilk günüydü, Marmaray'a binmiştim. Kısa etek giyen bir kadın gördüm, kadın bacak bacak üstüne atmış oturuyordu. Kısa etek giyen kadınlar toplu taşıma araçlarında genellikle sakınarak, örtünmeye çalışarak otururlar; dikizleyen erkek gözlerinin; hatta diğer yandan iffet ölçer taşıyan kadın gözlerinin ayıplayıcı ve alaycı bir biçimde üstlerine dikilmesine karşı önlem alırlar. Bu kadın önlem almak şöyle dursun gayet emindi kendinden, belli ki yorgundu, iş yorgunluğu canından bezdirmiş olmalıydı. Erkekleri gözlemledim, çoğunluğu ayırmadı gözlerini o taraftan. Bazıları kaçamak, bazıları hiç çekinmeden göz hapsine aldılar kadını. Cinsel açlığın had safhada yaşandığı toplumumuzda kısa etek giysin yahut giymesin bir kadının erkek ilgisine mazhar olması kaçınılmazdı! Anlattığım bu iki olay bana sivil itaatsizliğin iki iyi örneği gibi geliyor.

Sivil itaatsizlik Gezi'ye bulaştırılmak yerine topluma ulaştırılsaydı, yayılsaydı çok daha etkili sonuçlar alınırdı. Sivil itaatsizlik ellerinde dövizler ile yürüyenlere enjekte edildi, tek başına dikilen kadınların, Toma'lar önünde duran kadınların cesareti absorbe edildi. Eni sonu toparlanacak, 'kalkışacak' fırsatı yitirdik, cesaretimiz budandı; sokaklardan, ait olduğumuz yerlerden çekildik. Ramazan aylarında oruç tutmuyorsak sıcak başımıza vursa bile su içmekten çekindik, adına 'saygı' dedik çekincelerimizin. Saygı tam olarak bu değildir, zira saygısızlık saldırı içerir. Barışçıl bir su içme davranışında saygısızlıktan eser bulamazsınız. Biz kavramları birbirine karıştırmaya, vaziyetleri yanlış tahlil etmeye, daha fenası yanlışlarımızda ısrarcı tutum göstermeye ne yazık ki 'asıl' anlamda değil ama bu anlamda geri adım atmamaya bayılırız.

Bu iki kadın davranışı nasıl açıklanmalı?

Toplumsal huzursuzluk sürüyor. Gezi dönemi yaşanan park-avm restleşmesi yerini Başkanlık ve diploma inatlaşmasına bıraktı. Burjuva siyasetin kirli ayak oyunları bir yana 2013'te olduğu gibi liseliler yine kendi ayaklarına dayanarak kalkıyorlar. Üniversite yerleştirme sınavında yaşanan usulsüzlük protestoları o dönem nisan ayında gençliği hareketlendirmişti. Bugün artık iyice gericileşen eğitim ve iktidar kuklası idareciler mezuniyet törenlerinde yuhalanıyor, ıslıklanıyor; okullarında bildiri üstüne bildiri yayınlayan liseliler kürsüye sırt dönüyor.

Gezi üç yıl önce bu isyan tohumlarını serpmişti liselere, iktidar için 'kötü tohumları' Kâbus filminin aktörleri büyüdü 'kalkışma okulundan' mezun oluyor.Sivil itaatsizliğin son adımlarına, kürsüye karşı son pasif sözlere, eylemsel itaatsizliğin ise kıvılcımlarına tanıklık ediyoruz. İnatlaşmalar, zorbalıklar her zaman karşıtını da besler, her zaman kendi zeminini oyar durur. Yine tarihi günlerden geçiyoruz, tarihi günlere gebeyiz. Diyaframına yumruklar yiye yiye karnından konuşmaya mecali kalmamış toplum mutlaka hak mücadelesi doğuracak ve vantrologların geri çekilme hamlesine argüman eyledikleri sahte sivil itaatsiz maymunluklar silinip gidecektir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)