• BIST 99.639
  • Altın 141,794
  • Dolar 3,5028
  • Euro 3,9236
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 33 °C
  • Adana 32 °C
  • Antalya 35 °C

Kırmızı Kedi’yi savunmak, vatanı savunmak

Gaffar Yakınca

Sözünü edeceğim “kedi" ile tanışmam, kendisine duyduğum hisleri daha üst mertebeden bir kavram bulamadığım için, ancak “aşk” sözcüğü ile ifade edebildiğim bir adam sayesinde oldu. Bu adamın adı Jose de Soussa Saramago’dur. Gazete söyleşilerine varıncaya dek yazdığı her satırı okuduğum, onun gözüyle bakıp onun kalbiyle hissedebilmek için Lizbon’u, Santarem’i, Porto’yu, Mafra’yı ve Azinhaga’yı sokak sokak dolaştığım bir yazar; benim için bir yazar olmaktan ziyade bir bilge, bir kutup yıldızı…

Saramago’nun kitaplarını anadilim Türkçe’de okumak yakın zamana dek pek mümkün olmamıştı. Çünkü tek tük yapılan çevirilere güvenmiyorum, bütün külliyatı çevirip yayınlama cesaretini gösterecek bir yayınevi de çıkmamıştı. Üstelik sanıyorum bu, sadece bir cesaret değil aynı zamanda bir ciddiyet meselesidir de. En azından bizim gibi, sevdiği yazara olağanüstü bir önem atfedenler, yayınevlerinin de ona benzer bir saygı ve özeni göstermesini isterler. ‘Büyük’ yazarların yazdıkları herşey aslında tek bir eseri oluşturur, o bir bütündür; her kitabın, hatta her taslağın bu bütünün içinde ihmal edilemeyecek bir yeri vardır. Dolayısı ile, Saramago gibi, dünya edebiyatı içinde abideleşmiş şahsiyetler ancak uzun soluklu ve ciddi bir çaba ile anlaşılabilirler. Böylesi büyük isimleri başka bir dile kazandırmaya yeltenen yayınevinin de bu görev şuuruna sahip olması gerekir.

Türkçe’ye çevrilmiş sarı ciltli Saramago kitaplarını tek tük ciltler halinde raflarda gördüğümde hemen almadım, bir süre bekledim. O sarı ciltler çoğalmaya, aralarında kimselerin aklına gelmemiş bazı başlıklar belirmeye başlayınca yayınevinin ciddiyetine ikna olup birer ikişer almaya başladım. Bir zaman sonra vardığım sonuç şudur: Dünyanın en iyi yazarlarından biri, sadece aklımda değil, kalbimde de en değerli yerlerden birini işgal eden Saramago, bütün benliğimin yaratıcısı olarak nitelemekten çekinmeyeceğim bir dile, dünyanın en güzel dili olan Türkçe’ye ancak bu kadar özenle kazandırılabilirdi. Kendi öz dilimde aynı Saramago’yu bulmak, hiç değişmeden aynı hisleri yeniden yaşamak paha biçilmez bir nimetti.

Kedi’ye geleyim, bahsettiğim Kedi’nin rengi kırmızıdır, hiç şüphe yok, en sevdiğim renk ve yukarıda sözünü ettiğim Saramago kitapları sebebi ile de en sevdiğim yayınevi, Kırmızı Kedi Yayınları. Sevdiklerimize saygı duyanları, özen gösterenleri biz de severiz, bundan doğal ne olabilir? Kırmızı Kedi’nin bastığı o sarı ciltler kitaplığımın en güzide köşesini oluşturuyor. Orada burada seyyar geçen bir hayatım olduğundan, bavullarımda hep bir iki tane Kırmızı Kedi işaretli sarı cilt bulunuyor. Bu belki on yıldır böyle. Üstelik, Saramago ile başlayan ilişkimiz giderek gelişti, birbirinden güzel başka yazarları Kırmızı Kedi’den takip etmeye başladım, bazılarını onların sayesinde tanıdım.

Açıkça terör saldırısı

Bütün bunları neden yazıyorum? Niyetim yayınevi tanıtımı yapmak değil, zaten bu istesem de becerebileceğim bir iş değil. Kırmızı Kedi, Sabahattin Önkibar’ın, “Devlet Bahçeli ve Ülkücüler Hakkında Her Şey” adlı kitabını basmıştı. Kitabı okuma imkanım olmadı, çünkü kitap hakkında toplatma kararı çıkarıldı. Belli ki kitapta başkanlık sistemi hevesi ile ülkeyi uçuruma sürükleyenlerin hoşuna gitmeyecek şeyler yazıyordu.

Kitaba ve yayınevine yönelik baskılar, dün yayınevine yönelik gerçekleştirilen fiziki terör saldırısına kadar vardı. Terör saldırısı demekten imtina etmiyorum, yüzlerini kar maskesi ile gizlemiş kişiler bir kitapçıya bu şekilde saldırıyorsa dünyanın her yerinde bunun adı terördür.

Ancak öte yandan, bu sıradan bir terör saldırısı değildir. Çünkü, en önce, hedef bir kitap ve bir yayınevidir. İktidarın fikir hürriyetini hiçe sayan tutumu ve muhalifler üzerindeki baskı artık gazete ve televizyon yayıncılığının sınırlarını aşmış, yayıncılık dünyasına kadar varmıştır. Kitaplar, gündelik gazete yazılarından veya TV yayınlardan daha derin bir üretim alanını temsil ederler. Bu alan eski tabirle diyecek olursak “fikriyat” alanıdır. Orada bir memleketin, deyim yerindeyse karakteri ve ruhu şekillenir. Bir milletin belki de en masun, en mahrem bölgesi bu alandır. Buraya tecavüz, bir tür soykırım gibi, affı mümkün olmayan bir suçtur.  Böylesi bir cürüm, sadece işgal veya faşizm koşullarında görülebilir, sadece işgalciler ve -halka düşmanlık anlamında onlardan geri kalmayan- faşistler buna yeltenebilir.

İkinci olarak, bu saldırı, Türkiye’nin olağanüstü siyasi koşulları sebebi ile özel bir anlama sahiptir. Cumhuriyet rejimini yıkarak yerine kerameti kendinden menkul bir başkanlık diktası kurma niyetinde olanlar, bu saldırı ile referandum sürecinde girişecekleri fenalıkların haberini vermektedirler. Bu olay, yeni bir terör dalgasının ilk kıvılcımı olarak değerlendirilebilir. Onun için sıradan bir şiddet eylemi olarak görülmemeli, Cumhuriyet ve demokrasiye bağlı tüm kesimlerce takipçisi olunmalıdır.

Evetçi blok, toplumsal desteğinin %40’ı aşamadığını görmüş, bunun için ABD’den İngiltere’ye, İsrail’e varıncaya kadar yeni ittifaklar kurmanın peşinde düşmüştür. İçeride, halkın demokrasiye sahip çıkma yönündeki kararlılığını kırmanın yolu ise böylesi terör eylemlerinden geçmektedir. Aynı aktörler, aynı senaryoyu daha önceki seçimlerde de uygulamıştır, şimdi bu yöntemi bir kez daha denemeleri şaşırtıcı olmayacaktır. Bu sebepten ötürü, bugün Kırmızı Kedi’yi savunmak vatanı savunmak anlamına gelmektedir.

Naziler kaybetti, bunlar da kaybedecek

Belediye meydanı ya da orijinal adı ile “Römerberg”, Frankfurt’un az sayıdaki sevimli köşelerinden biridir. Burada, Adalet Çeşmesi’nin az ötesinde, tam belediye binasının karşısına gelecek şekilde zemine yerleştirilmiş, ilk bakışta rögar kapağı gibi duran büyük yuvarlak bir plaka bulunur. Her mevsim üzerinde bir kaç parça çiçek bırakılmış olan bu sade plaka, 1930’lu yıllarda Naziler tarafından yakılan kitapların anısına yerleştirilmiş bir anıttır. Plakanın üzerinde Alman yazar ve düşünür Heinrich Heine’ye ait olan şu sözler yazılıdır: “Bu sadece bir başlangıç. Şimdi kitapları yaktıkları yerde, sonunda insanları da yakacaklar”. Aynı sözler, kitap yakma vandallığının zirvesini temsil eden 10 Mayıs gecesinde alevlerin göğe yükseldiği Berlin’deki Bebelplatz’a yerleştirilen anıt plakada da yazmaktadır.

Bu sözler, Heine’nin olaylardan yüz yıl önce yazdığı “Almansor" adlı tiyatro eserinde Granadalı Müslüman Hasan’ın ağzından çıkıyordu. Hasan, Hristiyan fatihlerin pazar yerinde Kuran’ın el yazmalarını yaktıklarını duyunca geleceğin felaketlerini bu sözlerle haber veriyordu.

Hasan’ın öngörüleri maalesef doğru çıktı. En sonunda düşüncenin düşmanları, kitabın katilleri kaybetse de bunun Almanya’ya ve insanlığa çok büyük maliyetleri oldu. Biz de eğer bugün, Kırmızı Kedi’nin vitrinlerini, raflarını sopalarla tahrip eden karanlık güce dur demezsek, yarın bizim gırtlağımıza yapışıp önce özgürlüğümüze, sonra ekmeğimize ve hatta canımıza kast edecektir, bundan şüpheniz olmasın.

Ancak diğer yandan, bu alçakları yeneceğimizden de hiç şüpheniz olmasın. Nedenine gelince, bakın Haluk Hepkon saldırının ardından ne yazmış: “Arkamızda bu toprakların Namık Kemal'den beri devam eden Aydınlanma birikimi var. Kırmızı Kedi'yi yıldıramazsınız. Altında kalacaksınız…”  Evet, bizim gücümüzün asıl kaynağı bu birkimdir, bu köktür. Yerli olan da, milli olan da, tarihsel olarak haklı olan da biziz. Bu ülke, köksüz kabadayıların, kiralık zorbaların, türedi siyaset amigolarının değil, bizlerin, Namık Kemal’in çocuklarının ülkesidir. Emin olun, daha önceki işbirlikçiler, teröristler, kumpasçılar nasıl altında kaldılarsa bunlar da kendi kötülüklerinin altında kalacaklar.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)