• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 15 °C

‘Kırmızı Saçlı Kadın’ üzerinden Orhan Pamuk’u okumak

‘Kırmızı Saçlı Kadın’ üzerinden Orhan Pamuk’u okumak
"Pamuk’un bir sorunu yoktur ya da bir sorunu dile getirmekten kaçınır. Çünkü onun bir davası yoktur."

Rana Ulaş

Bir edebiyat yapıtını neden okuruz? İşte konuya tam da buradan başlamak gerekiyor. Neden okuduğunu bilmeden doğru bir okuma mı yoksa yanlış bir okuma mı yapıyorsunuz bunu bilmek olanaksız. Okumak, ciddi zaman ayırıp emek vermeği gerektirdiğinden ne okuduğunun önemi vardır. Hatta biraz ileri giderek, nedenini bilmeden yapılan okumanın gerçek bir ‘okuma’ olmadığı da söylenebilir.

Örneğin, Orhan Pamuk’u neden okuyoruz ya da okumalıyız? Başka bir ifadeyle neden okumuyoruz veya okumamalıyız? Bu soru, çok tartışılan ve üstelik bir de Nobel ödülü almış bir yazar söz konusu olunca daha da önem kazanıyor. Ayrıca Orhan Pamuk’un “neden okunduğu ya da okunmadığı” sorusunun ötesinde, ortada bir de “okunamamak” gibi ciddi bir sorunu da var. Bildiğiniz gibi Pamuk’un yapıtlarına başlayıp yarım bırakanlar dernek bile kurdular.

Gennadiy Pospelov, “Edebiyat Bilimi” adlı kitabında edebiyat yapıtlarının niçin yazıldığını şöyle açıklar:

“Edebiyat eserleri, bir içeriği dile getirmek için yaratılırlar. İçerik olmaksızın edebiyat eserleri meydana gelemez ve var olamazlar. Edebiyat bilimcisi, edebiyat eserlerinin ancak içeriklerini incelemek yoluyla, o eserlerin ideolojik özünün, sanatsal özgüllüğünün tarihsel koşullanışının ve bir ulusal edebiyatın gelişimi içindeki yerinin bilgisine varabilirler ve bu gelişimin yasallıklarını bulup çıkarabilir.” (1)

Pospelov’un söylediklerini Pamuk’un romanlarında bulmak olanaksız. Bu incelemede Pamuk’un son romanı “Kırmızı Saçlı Kadın” ele alacağız ve esas olarak bu roman üzerinden gideceğiz.

“Kırmızı Saçlı Kadın”ın içeriğinin ne olduğu belli olmadığı gibi, hiçbir şey de dile getirmiyor. İçeriği olmayan nitelikli bir edebiyat yapıtından söz etmek Pospelov’a göre olanaksızdır.

Pamuk kurgusunu bir Batı bir de Doğu mitolojisi üzerinden baba oğul ilikisi ya da çatışması temelinde kurmaya çalışmış. Ancak başarılı olamamış. Bu mitoslar romanın dokusuna sinmediği gibi iliştirilmiş duygusu veriyor. Bu yönde hiçbir derinleşme görülmüyor.

Doğu mitosu Şehname’dekiRüstem ile Sührab’ın hikayesidir. Batı mitosunda ise Kral Oidipus’un hikayesi  vardır. Birinde çocuk babayı öldürür, ötekinde de  baba oğlunu öldürür. Bir doğu-batı sentezi kurmaya çalışarak hem Batılı okura hem de Doğulu okura göz kırpıyor Pamuk. Ancak bir sentez oluşturamıyor, eklektik bir yapı ortaya çıkıyor. Kurgu matematiksel bir hesapla planlanmış olduğundan roman kuru, yavan bir metne dönüşüyor.

Moissej Kagan, “Güzellik Bilimi olarak Estetik” kitabından bir edebiyat eserinin içeriğine ilişkin şöyle diyor:

“Bir sanat yapıtının içeriği, onun kendi içinde barınır; onun dışında bir yerde, dıştaki dünyada ya da sanatçının bilincinde barınık değildir. Bir yapıtın içeriği, kendi biçiminin anlamıdır, onu oluşturan işaret sisteminin anlamyükü’dür, yapıtın tüm görüntüsel dokusu içinde barınan ve oradan çıkan manevi bildirimdir.” (2)

Pamuk’un romanında içek olmadığına göre anlamyükünü aramak da boşunadır.

NEDEN GERÇEKÇİLİK?

Pospelov aynı yapıtında gerçekçilik üzerine şöyle diyor;

“... Edebiyatın tarihsel süreci, gerçekliğe yaklaşmanın, gerçekçiliği oluşturmanın ve gerçekçiliği geliştirmenin bir süreci olmuştur. Gerçekçi edebiyatın kendisinin gelişimi çerçevesindeyse, yazarın dünya görüşündeki çelişkilerin aşılması süreci en önemli etmen olarak görülmektedir....Söz konusu çelişkilerin tam olarak aşılması, yazarın bilimsel ve somut tarihsel bir dünya anlayışına sahip olmasıyla gerçekleşebilmiştir.”(3)

Pospelov’un söylediklerini, “gerçekçiliğe” uymayan yapıtların artık edebiyat tarihindepek yeri yokturbiçiminde değerlendirebiliriz.  Gerçekçi olmayan bir yapıtta yazar, dünya görüşündeki çelişkileri aşamaz. Çünkü yazarın bilimsel ve somut bir tarihsel ve dünya anlayışı yok demektir. Bu nedenle gerçek edebi yapıtlar okumak için  gerçekçi yapıtlar okumak zorunludur.

Günümüzdeki edebiyat yapıtlarının, “gerçekçiliğe” uymaması edebiyatın tarihsel sürecine de aykırıdır. Bu yüzden okuduğumuz yapıtların önce gerçekçi olup olmamasına bakmak gerekir.

“Kırmızı Saçlı Kadın” gerçekçi bir yapıt değildir. Nedenlerini sıralamadan önce Suçkov’a dönelim. Boris Suçkov  “Gerçekçiliğin Tarihi” adlı kitabında şöyle diyor:

“Gerçekçilik, insanı içinde yaşadığı ve hareket ettiği toplumsal çevrenin dışına aklına estiği biçimde çıkarmaz, tam tersine, gerçek çelişmeleri içinde toplumsal ilişkiler diyalektiğini algılamaya ve çizmeye çalışır. ... Gerçekçiliğin özü olan toplumsal çözümleme de yazarın ya da sanatçının yaşamın temel çizgilerini ortaya çıkarması ve bunların yasalarını anlamaya doğru yaklaşması için kendisine öylesine bir olanak sağlar.” (4)

Suçkov bu alıntıda gerçekçiliğin özü; toplumsal çözümlemeden söz eder. Bir gerçekçi yapıtta olması gereken toplumsal çözümleme Pamuk’un romanında yoktur. Bireysel anlatıların toplamından oluşmuş metinlerdir daha çok.Ayrıca bireyin çözümlenmesi de, onun ruh dünyasına girme çabası da yoktur. Bu yöndeki bir-iki deneme de son derece başarısızdır.

Burada sözünü ettiğimiz gerçekçilik, kuru ve kaba materyalist bir ‘gerçekçilik’ değildir. Gerçeküstü bir dünya ve olayların anlatılmasından kaçınmak hiç değildir. Örneğin Shakespeare gerçekçi bir yazar, Hamlet de gerçekçi bir yapıttır.

İZLEĞİN ÖNEMİ

Bir romanın konusu herşey olabilir, ancak izleği yani teması önemlidir. İzlekle bir yapıtın bize ne dediğini anlarız.

Kagan aynı yapıtında konu ve izleğe ilişkin şunları yazıyor:

“Konu, bir hikaye okuduğumuz, bir resme baktığımız, sahne ya da perdede bir oyun izlediğimiz zaman, doğrudan doğruya algıladığımız dış aksiyondur; tema ise, görmesek de işitmesek de, kavramamız gereken şekilde, bu aksiyonun ‘iç anlamı’dır.

“Tema, toplumsal yaşamın akışından çıkarsanacak manevi sorundur; etkisel, dinsel, felsefi ya da bir başka mahiyetteki insan ilişkilerinin manen çatışmasıdır.”(5)

Kırmız Saçlı Kadın’ın teması yani izleği yoktur. Bu yapıt neden yazılmıştır belli değil.  İzlekle bir yapıtın Kagan’ın dediği gibi, toplumsal yaşamın akışından çıkarsanacak manevi sorun; etkisel, dinsel, felsefi ya da bir başka durumlarda insan ilişkilerinin manen çatışmasını görmemiz gerekir. Pamuk’un bir sorunu yoktur ya da bir sorunu dile getirmekten kaçınır. Çünkü onun bir davası yoktur.

Roman kahramanı Cem’in dilinden yazılmış roman. Cem’in babası 12 Eylül’de hapse girmiş bir devrimcidir. Cem lise öğrencisiyken eczacı babası bir anda ortalıktan kaybolmuştur. Bu ilk değildir ancak ötekiler gibi de değildir. Babanın neden ve nereye gittiğini bilmiyoruz. Daha sonra bir kadınla gittiği anlaşılsa da babanın nasıl bir itki ile davrandığını bilemiyoruz. Çünkü Pamuk’un karakterlerinin itkiye gereksinimleri yoktur. Yazar  ne isterse o olur.

Cem, babası evi terk ettikten sonra Öngören kasabasında bir kuyucu ustasının yanına çırak olarak girer. Burada “Kırmızı Saçlı Kadın”a aşık olur. Bir gecelik birlikteliklerinden bir oğlu olduğunu yıllar sonra öğrenir Cem. Artık baba ve oğulun karşılaşmaları kaçınılmazdır.

Pamuk, romanın ilk bölümcesinin (paragrafının) son tümlecinde, “Baba ve oğul olmanın sırlarına sürükleneceğimizi” hissettiğini söylüyor. Ancak roman bittiğinde bile her hangi bir sırra ulaşamıyoruz. Psikanalitik göndermeleri başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Örneğin; anlatıcı babası ile ustasını karşılaştırıyor. Baba modern bir adamdır, kendi kararlarını kendisinin almasına izin verir, ona pek kızmaz ve bağırmaz. Ancak aralarındaki bağ kopuktur. Ustası ise bağırıp çağırır, ama onunla çok da ilgilidir. Aralarındaki bağı daha güçlü duyumsarken Cem şöyle düşünür:

“Mahmut usta ise kuyuyu nerede kazacağına karar verirken önce düşüncelerini benimle paylaştı. Burasının zor arazi olduğunu anlattı. Bu çok hoşuma gitti, onu sevdim. Ama sonra içine döndü ve kararıbana hiç sormadan, açıklamadan verdi. Üzerimdeki gücünü, ilk böyle hissettim. Babamdan hiç görmediğim bu şefkat ve yakınlıktan hem hoşlanarak, hem de bir anda kızarak.”

Annesi ile annesi yaşında olan “Kırmızı Saçlı Kadın”ı da kıyaslar. Annesi yaşında biri ile cinsel birliktelik yaşaması onu hem gururlandır hem de utandırır.

YAZARIN KEYFİLİĞİ VE KARAKTERLER

Yazar kafasına estiği gibi yazamaz. Bunun böyle olamayacağını yukarıdaki alıntılarda da gördük. Ancak Pamuk,yarattığı karakterlerinde itki, olaylardaise nedensellik bağı aramaz. Keyfi davranır. Karakterler, yazar nasılisterse ona göre davranır. Gerçeklikten kaçış amansızdır Pamuk’un romanında.

Pospelov yine aynı yapıtında, gerçekçilik açısından karakterlerin nasıl olması gerektiğini şöyle ifade ediyor:

“Eğer yazar, yarattığı fiktif kahramanların eylem ilişki ve yaşantılarını oluştururken, onların toplumsal karakterlerinin gerçeklikteki iç yasallıklarından  hareket ederse, bu yolla yazarın eseri de gerçekçilik adı verilen nitelik düzeyini taşır. Yok eğer yazar, kendi fikrinin tarihsel anlamda soyut olan düşünsel- heyecansal yönsemesi hatırına, kahramanlarının karakterlerinin bu somut tarihsel iç yasallıklarını atlayıp geçerse, o zaman yazarın eseri de gerçekçi olmayan bir nitelik gösterir.” (6)

Pamuk yarattığı karakterlerin neden öyle değil de böyle davrandığını sanırım okurun düşgücüne bırakıyor. Örneğin;Kırmız Saçlı Kadınla karşılaşmalarından sonra etkisi altında kalan Cem onu yeniden görmek için her fırsatı değerlendirmeye çalışır. İçkili bir lokantada onu gördüğünde içeriye girer. Yaşı küçük olduğu için tanıdığı biri yoksa dışarı çıkmasını söyler garson. O sırada kırmızı saçlı kadın bizim tanıdığımız der ve  Cem oradan kaçar. Neden böyle davrandığını romanda göremiyoruz.

Hem şefkatli bakışlar hem de alaycı gülümseme  aynı bakışlar bir kaç sayfa sonra şefkatli ve şakacıya dönüşüyor. Alaycılıkla şakacılığı yazar aynı şey sanıyor. Kırmızı saçlı kadının neden öyle baktığını bilmiyoruz.

Kırmızı saçlı kadının çalıştığı “İbretlik Efsaneler Tiyatrosu” 1970’lerin ortasıyla 1980 askeri darbesi arasında Anadolu'da devrimci halk tiyatrosu yapan gezici tiyatro kumpanyalarının geleneğini sürdürmeye çalışan bir gruptur. Ancak repertuarları kapitalizm karşıtı sahnelerden çok eski aşıkların hikayelerini konu edinir. Burada hemen belirtelim ki, 1980 askeri darbesinden önce öyle “gezici devrimci halk tiyatroları” geleneği filan yoktu. Ankara ve İstanbul’dan bildiğimiz profesyonel tiyatro toplulukları (Ankara Sanat Tiyatrosu, Halk Sahnesi, Dostlar Tiyatrosu gibi) Anadolu’ya turneye çıkardı. Bu turneler bazen çeşitli dernek ya da meslek kuruluşlarının davetiyle gerçekleşirdi o kadar.

NEDENSELLİK BAĞI YA DA BAĞLAMSIZ NEDENSELLİK

Cem, Kırmızı Saçlı Kadın’ı tiyatroda izler çıkışta da birlikte yürürler. Kırmızı Saçlı Kadın nerdeyse oğlu yaşındaki Cem’i eve konuk eder ve birlikte olurlar. Kırmızı Saçlı Kadın’ın neden bunu yaptığı belli değildir, daha sonra yıllar önce sevdiği adamın oğlu olduğunu anladığını öğrensek de bu yeterli bir neden değildir. Hatta bunu neden olarak almamız saçmadır. Olaylar birbirinden kopuk, yalnızca rastlantılar üzerine kurulu bir mimarisi olması, nedensellik bağlarını yok ediyor.

Yıllar sonra evlendiğinde Cem ve eşi, babası ile buluşurlar, şimdiye kadar görüşmeyen baba ve oğulun neden görüştüğü de belli değildir. Baba, bu zamana kadar ne yapmıştır, neden gitmiştir, nereye gitmiştir gibi soruların da yanıtı yoktur. Nedensiz bir görüşmedir ve romanda gereksiz bir ayrıntıyı oluşturur.

İran’da iş yapma olasılığı çıktığında bu ülkeye giden Cem kadınların örtünerek sokağa çıkmalarından rahatsızdır. Oysa Cem’in bu tür kaygıları olabileceğini romanda hiç görmediğimiz gibi duyumsamayız da... Birdenbire Cem’in politik duyarlılığı olduğu ortaya çıkar. Cem, İran gezisi sırasında Şehname Rüstem ve Sührab’ın resimlerini de görür. Yine aklı Öngören günlerine gider. Öngören günlerindeki suçluluk duygularını bu mitolojik hikayelerle gidermeye çalışmıştır.

Cem korkak, bencil, sığ bir karakterdir. Gençliğinden yaşamının sonuna kadar da böyle kalacaktır. Bu karakter, kazayla ustasını yaralayınca, öldüğünü sanıp kimseye haber vermeden kaçar.

Cem’in kişiliğine ilişkin şu örnek de anlamlıdır; çalıştığı şirket belediye ve iktidar partisine yakın olduğu için imar planı yapılırken ya da yeni yollarıngeçeceği yerler belli olunca, buralardan arsaedinip, kolayca toplu konut kredilerini almalarını ahlaksızlık olarak görmez. Ancak, babasının bunları öğrenmesi halinde durumdan hoşlanamayacağını bilir. Demek ki, onu rahatsız eden birşeyler vardır. Ancak bu durum romanda hiçbir şeyi değiştirmez. Cem varsıllaşmayı sürdürür.

Cem, kimi zaman Mahmut ustayı düşünür ve yaşayıp yaşamadığını merak eder.Gidip gerçeği öğrenmeye cesaret edememiştir. Cem, Mahmut ustanın anlattığı hikayelerin  yaşamını kaçınılmaz bir şekilde belirlediğine karar verir. Bu yüzden de çok kitap okuyup bu hikayelerin kaynaklarını araştırır. Suçluluk duygusunu bastırmak için Oidipus ve Sührab’ın hikayelerini okur ve kendisini daha iyi duyumsar. Ancak bu hikayelerin suçluluk duygusunu nasıl bastırdığına ilişkin bilgi vermez. Bu tip hikayeler olsa olsa babası yerine koyduğu ustasını öldürdüğüne ilişkin suçluluk duygusunu artırır.

Bu tip örnekleri artırmak olanaklı. Ancak bu kadar örnekten de karakter çözümlemelerinin zayıf olduğunu görebiliriz.  Kırmızı saçlı kadının da neler duyumsadığını romanda pek göremiyoruz.

Sonuç olarak, Pamuk’tan başarısız bir deneme ortaya çıkıyor. “Kırmızı Saçlı Kadın” şu sıralarda en çok okunan kitaplar arasında olsa da, tarih edebiyat yapıtlarını ötekilerden ayırarak hak ettiği değeri verecektir. Hiç kuşkunuz olmasın.

****

Gennady Pospelov, Edebiyat Bilimi, Evrensel Basım Yayın, İstanbul 2005, s.212
Prof. Moissej Kagan, Güzellik Bilimi Olarak Estetik ve Sanat, Altın Kitaplar Yayınevi, Mart 1982, s.404
Pospelov, age, s. 208
Boris Suçkov, Gerçekçiliğin Tarihi, Adam Yayınları, Eylül 1982, s.19
Kagan, age, s. 405
Pospelov, age, s 194

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Diplomasi dili ve anti emperyalizm29 Ekim 2017 Pazar 12:26
  • Erdebil’de Muharrem Belgeseli Üzerine (1)16 Ekim 2017 Pazartesi 12:32
  • Türkiye solunun kısa tarihi bu kitap içinde13 Ekim 2017 Cuma 22:40
  • Ben Hıristiyan değilim ama ilahi olan herşeye ibadet ediyorum07 Ekim 2017 Cumartesi 13:52
  • TEOG bahane, oyun şahane (2)07 Ekim 2017 Cumartesi 13:03
  • Dindarlık mı cehalet mi?04 Ekim 2017 Çarşamba 12:40
  • O tartışmayı bir de böyle okuyun: Semih mi, Meltem mi?04 Ekim 2017 Çarşamba 12:29
  • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
  • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
  • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
  • 123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)