• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 17 °C

Kişiler değil, ilkeler!

Necdet SARAÇ

Seçim sonuçları kesinleştikten sonra CHP, HDP ve MHP iddialarını koruyor gibi gözükseler de “eski pozisyonlarını” koruyamadıklarına göre sonucu tartışmak zorundalar…

Seçim sürecine yönelik her şey söylenebilir: Seçim kampanyasının eşit ve adil olmadığı, AKP’nin her türlü numarayla birlikte kamu olanaklarını sonuna kadar kullandığı, terörü tırmandırarak şiddet ortamında sopa ile seçimleri kazandığı, vatandaşı “Beyaz Toroslarla” tehdit ettiği, hile yaptığı… Hepsi doğru ve önemli iddialar... Ancak bunlar sonucu değiştirmiyor!

Kuşkusuz seçim sonuçlarını “milli iradenin tecellisi” olarak görmek zorunda değiliz!

Kendimizi rahatlatmak için, 12 Eylül darbe anayasasının da yüzde 92 ile kabul edildiğini, Hitlerin Almanya’da seçimlerle iktidara geldiğini, 15 yıl boyunca bütün seçimleri kazandığını… Hatta haklı olarak ve gururla, “çalmadığımızı, çırpmadığımızı, utanacak bir şey yapmadığımızı, yüzümüzü yere eğmemize gerek olmadığını” da söylemek mümkün…  Hatta “hiç iktidar olmadık ki, kazanmadığımız bir şeyi nasıl kaybederiz” de diyebiliriz…

Bunların hepsini söylemek mümkün, daha fazlasını da söylemek… Ama sonuç değişmiyor! AKP 13 yıllık dönem sonunda dünya kadar yanlışa rağmen yüzde 49,5 oy alarak dördüncü kez tek başına iktidar oldu. 7 Haziran’da ortaya çıkan sonucu iyi değerlendiremeyen ve yönetemeyen muhalefet bir bütün olarak 7 Haziran’ın hem gerisine düştü, hem de bir kez daha derin bir hüzünle buluştu! Gerçek bu!

Bu tablo karşısında muhalefetin tümünde değişim şart! Bir şey olmamış gibi davranmak, sonucu geçiştirmeye çalışmak kendini kandırmaktan bir adım öteye geçemez!

Devleti bütün kurumlarıyla ele geçiren AKP, devleti “AKP Devleti” haline dönüştürdüğü gibi, kendisi de hızla bir “Devlet Partisi”ne dönüşüyor. Tek adamlık, diktatörlük, Yeni Osmanlı hayali, siyasal İslam, faşizm gibi kavramlar “laf olmaktan” çıkmış, “ete kemiğe” bürünmüş durumda! Son çarpıcı örnek Silvan!

Bu gerçeklik karşısında başta CHP olmak üzere, demokrasi, özgürlük, eşitlik, laiklik diyen bütün sol, sosyal demokrat partilerin, AKP eleştirisi dışında seçim sonuçlarına yönelik, nedenleri-niçinleri kapsayan özgün değerlendirmeleri yapılmadı. Sonuçlardan dolayı CHP’de hep öne çıkan “klasik istek” bir kez daha öne çıkıyor ve istifalar isteniyor! Aynı şey, HDP, ÖDP, EMEP gibi partilerde altan alta duyulsa da, aleni olarak telaffuz edilmiyor! Oysa başarısızlık solun tümünü kapsıyor. Örneğin, Selahattin Demirtaş’ın, Alper Taş’ın da istifası istenir mi acaba?

DEĞİŞİM ŞART!

CHP ortaya çıkan sonuçları tartışmadan bir kez daha kongreye gidiyor. Daha önce de 29 Mart, Cumhurbaşkanlığı ve 7 Haziran seçim sonuçları da ciddi tartışılmamıştı… Ocak’ta kongre var. Genel Merkez, “bu iş biran önce bitsin” telaşında iken olağanüstü kurultay isteyenler de içerik tartışmasından daha çok, “eski delegelerle başkanlığı biz alalım” telaşındalar…

Olağan kurultayda da, olağanüstü kurultayda da, hangisi olursa olsun, içerik tartışılmayacağı için ikisi de yalnızca Genel Başkan’ı ve PM’yi seçecek. Asıl yapılması gereken “13 yıllık yıpranmışlığa rağmen, ülkemizin en mezhepçi, en bölücü, en kutuplaştırıcı partisi olan AKP neden iktidar oluyor da CHP neden olamıyor” tartışması yapılamayacağı için kurultay sonrası CHP “içerde” tartışmaya devam edecek…

Oysa, bugüne kadar yaşadığımız onca deneyden sonra çok açık ki; Temel iddialarımızı devam ettirmenin, laik-demokratik bir Türkiye kurmanın yolu, “üstünü örtmekten” değil, kendimizi her alanda ama en başta politik olarak yenilemekten geçiyor!

Belli ki; Umut olamamanın, inandırıcı olamamanın en önemli nedeni kişiler değil, politik duruşumuzla yakından ilgili. Buna rağmen, şu anda olduğu gibi tartışmaları politik açılımlar, ilkeler yerine kişiler üzerinden kurguluyoruz…

65 yıldır CHP tek başına iktidar olamıyor. 1959’da “İlk Hedefler Beyannamesi”nde, 1977’de “Ak Günler Bildirgesi”nde ya da 1987’de “Limon gibi sıkacağız” çıkışlarında elde ettiğimiz “kısmi başarıları” iktidarı alma başarısına çeviremeyince, her seferinde başa sarıyoruz! İddialarımızdan vazgeçiyoruz!

Her seferinde yeniden “deneme yanılma” yöntemine başvuruyoruz. Sağa göz kırpma, imanlı ve itikatli gözükme, “İmam Hatipleri de, Diyaneti de biz kurduk” demeler ve hele hele sağdan transferler tutmuyor! Bu çerçevede atılan her adım duvara tosluyor. CHP bir türlü kendisi olamıyor!

Tüzüğünde yazdığı gibi, sol, sosyal demokrat bir parti görüntüsü yerine, sanki doğal bir refleks gibi kendisini daha “merkezde” konumlandırmaya çalışıyor. Eksiği-gediği, bazı defoları olsa da kendi tarihinin en iyi ve etkili seçim bildirgesini yayınlamasına rağmen, seçim kampanyası ve parti söylemleri ısrarla seçim bildirgesinin ruhuna uygun olarak yapılmıyor. Yazılı belgelerle davranış kalıpları arasında uçurumlar ortaya çıkıyor. “Türkiye demokratikleşmeden, erkeler ayrılığı, hukuk, Kürt mesesi, Alevi meselesi dahil hiçbir temel sorun çözülemez. Sosyal devlet kurulmadan işsizlik ve yoksulluk çözülemez” diye 227 sayfa çok güzel, derli-toplu seçim bildirgesi yazıyoruz, sonra da o bildirgede yazdığımız temel tezleri, örneğin, hem Türkiye hem de bir bütün olarak İslam coğrafyası için çok önemli olan laiklik kavramını bile telaffuz etmekten imtina ediyoruz!

Sorun tam da burada. Bu gerçeğe rağmen tartışmayı Genel Başkan’a indirgemek, Genel Başkan’ın Aleviliğini hedefe koyarak bilinçli bir biçimde tartışmaya açmak veya suçu “tembel” diye örgüte yıkmak asıl sorunu örtmekten ileriye gitmiyor…

CHP’yi eleştiren CHP’lilerin önemli bir bölümü de sanki CHP daha önce iktidar olmuş gibi, 6 okun sihrinden, “öze dönüş”ten bahsediyorlar! Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz ki; CHP, 1950’ler sonrası bu tezleri öne çıkararak hiç iktidar olamadı!

CHP ROLÜNE UYGUN DAVRANMALI!

Siyasi iktidarın savaşı ve şiddeti daha da tırmandırdığı bir ortamda CHP rolüne uygun davranmalı!

AKP iktidarına yönelik “biat” gösterilerinin arttığı bir ortamda, CHP’nin “siyasi ağabeyilik” rolü daha da artmış durumda!

HDP projesinin özellikle PKK faktöründen dolayı duvara tosladığı bir ortama CHP’nin rolü daha da artmış durumda!

“Dün” de Kürt hareketi gölgesinde bir Türkiye muhalefet hareketi yaratmak zordu “bugün" imkansız! Bu ortamda CHP’nin rolü daha da artmış durumda!

BHH’nin ve diğer sol partilerin de bir türlü büyüyemediği bir ortamda CHP’nin siyasi rolü daha da önemli hale geldiği için CHP’de sağlıklı bir tartışma süreci yaşanmalı…

Fiili olarak iki bloka bölünen Türkiye’de çıkış, siyasi dengeleri yeniden sağlayacak bir hamleye ihtiyaç var. Bu hamle demokrasi güçlerini bir araya getirmekten ve bir “Demokrasi Bloku” oluşturmaktan geçer… Bu nedenle CHP başta olmak üzere, solun ve emek hareketinin bütün renkleri, tartışmayı kişiler üzerinden değil ilkeler üzerinden yapmalı!

14 Kasım 2015

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)