• BIST 104.539
  • Altın 163,366
  • Dolar 3,9376
  • Euro 4,6999
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 4 °C
  • Adana 7 °C
  • Antalya 8 °C

Kıyamete bir bilet

Kıyamete bir bilet
Analizleri duygu ekseninde ağlak ve ezik yaparsak sonuç her zaman hüsrandır. İstediğimizi, gönlümüzden geçeni, aidiyetleri işin içine katarsak burun maalesef malum şeyden çıkmayacaktır.

Berk Yüksel

Öncelikle bölgedeki oyuna yakından bakmalıyız ki yakın çevremiz hakkında da bilgi sahibi olalım...

21. yüzyılın 20. yüzyılın ikinci yarısı gibi geçmeyeceğini peşinen kabul etmemiz gerekiyor. Amerika İmparatorluğunda yaşayan bir dünya söz konusu. Her girişimi başarılı mı oluyor? Hayır, lakin kural koyucu, büyük oyuncu o... Analizleri duygu ekseninde ağlak ve ezik yaparsak sonuç her zaman hüsrandır. İstediğimizi, gönlümüzden geçeni, aidiyetleri işin içine katarsak burun maalesef malum şeyden çıkmayacaktır. Yüz binlerce Çinli Amerika’da okumakta... Daha iyi ata binip, kovboy olmak için değil elbette, dünyayı yöneten kurulu düzeni yerinde öğrenmek için. Hangi konuda olursa olsun bilgiye sahip olur ve bilirsen haddini ve sınırlarını da bilirsin ve böylece kimse de sana haddini bildirmek zorunda kalmaz... Bir nevi kendini tanımak... Tarih, haddini bilmeden sürekli atıp tutanlar için her zaman isimsizler mezarlığında sapa yerler ayırtmıştır...

***

Dünyada yeniden güç deliliği ön plana çıkıyor. Garip söylemler kitlelerde karşılık buluyor. Genel bir vasatlaşma her alana hâkim. Enteresan şahsiyetler komuta merkezlerinde. Bu da silahlı kuvvetlerini bir türlü güçlendirmeyen Avrupa Birliğini sadece söylem ile tutunmaya zorluyor ki bunun sürdürülebilirliği pek de mümkün gözükmemekte. Lakin güneydeki ataletini yenemeyen Latin ülkeleri kurtarma sevdasından vazgeçilip, dinamik ve çalışkan kuzey ve orta Avrupa’da yeni bir vitesli Avrupa, Almanyanın önderliğinde kurulursa bu çok büyük olasılıkla başarıya ulaşabilir; elbette kısa vadede değil...

***

Şu gözden kaçırılmamalıdır ki Ortadoğu denen bataklığa Rusya’yı sokan da Amerika’dır. “Gel birlikte halledelim” diye bölüşen odur. Büyük oyuncular zaman zaman aralarında birbirlerine diş gösterseler de tarih onların paslaşmaları ile yazılır. Şimdi Çin de dâhil olmak üzere ve bu bölgede bir ortak oyun sergileniyor. Alanda birbirine girenler dışında herkes memnun ve mesut... Bu noktada “dünya eski dünya değil, A.B.D. eski A.B.D. değil, dünya beşten büyük vs...” diye vızırdanma hakkımızı kullanabiliriz lakin ana oyun kurucunun o olduğu su götürmez bir gerçek.

***

Ekonomi-politik ve uluslararası ilişkilerde bir tek geçer kural vardır; dönemsel menfaat. Kimse kimseyi çok sevdiğinden birbirine yanaşmaz. Aklını değil duygularını kullanıp savrulanlar ise pespaye bir hale gelir ve silinir giderler. “Halk şunu istiyor, halk bunu istiyor” diye genel kitlenin talepleri peşinde sürüklenenlerin de hali harap olur.

***

Yeni dönemde güç ve onu sahaya sürme yeteneği olan Amerika, Rusya, Avrupa Birliğinden ayrılmış Birleşik Krallık ve oyuna davet edilen Çin başrolde olacaklar. Bir nebze Fransa ve Almanya’nın da birlik dışında ağırlıklarının olacağını düşünüyorum. Tüm bu güç için ortak oyun alanı şu an baharı görüp yazı göremeyen orta doğu çamurudur...

Bataklık denmesinin elbette tarihi bir mantığı vardır, bir adım atana iki adım gelmesi söz konusudur lakin kanırtılacak olan potansiyel de burada. Enerjinin transferi ana konu. Kaynaklara ulaşım ve kontrol de cabası. Coğrafyanın sorunu ise dinin reforme edilmemiş olmaması, cehaletin kutsanması, aklın rafa kaldırılmış olması, taassup, felaket bir eğitimsizlik, kabile kültürünün devam etmesi, eziklikte birleşme ve çok kolay kin, nefret tohumları ekilebilir olması... Bir de üstüne üstlük tüm bu rezaletin merkezinde olanların kendilerine inanılmaz değer biçip dışındaki dünyayı aşağılamaları. İstendiği kadar kendine değer atfedilsin, bir problem olunca insanların yöneldiği yerdir esas çekim merkezleri. Savaş çıkınca daha doğuya mı yoksa mümkün olduğunca batıya mı yönelilir?

***

Böyle bir tarla sürülmek için açık demektir... Konu dünyaya bakış olunca benim yıllardır takip ettiğim en güvenilir isim, aile dostumuz da olan sevgili Prof. Dr. Hasan Köni’dir. Bakışı netleştirmek için “Kaos” isimli kitabını mutlaka okumanızı öneririm. Saydığımız yüzyılın güçleri iki dünya savaşında da bölüşüm ve paylaşım konusunda tam olarak anlaşamamışlardır; bu da bölge ülkelerine bir süre nefes aldıklarını zannetme dönemini yaşatmıştır. Mezhep savaşları ile kanın gövdeyi götüreceği dönem başlamıştır ve uzun bir süre maalesef ki bu devam edecektir. Aynen zamanında Avrupa’da yaşandığı gibi. Popülist milliyetçi söylemler, halk yardakçısı, din bayraktarlığı söylemleri bu noktada lağıma akıp gitmiştir. Gerçekliği olmayan efelenme tavrı şark kültüründe yer alan algı yönetimi ile toplumların kendisinden kendisine pazarlanan içi boş bir yapıdır. Algı makinesi haline dönen propaganda merkezi ve medyası ayağı ile şiddetle içe uygulanır. Dışarıda ise hiçbir gücü ve kıymeti harbiyesi olmadığı için bunlara gülünüp geçilir...

***

Popülist halk dalkavukluğu nirvanaya ulaşıp zirve yapınca önemli konular dahi konuşulamaz olur. Zira iş şirazesinden çıkmıştır artık. Hegemon söylemin kendisi dışında bir sese tahammülü yoktur, hegemon yapının içerisinden bile gelse o ses. Şimdi kartlar tekrar dağıtılıp yeniden oyun kurulurken ana soru şudur:

Amerika, İngiltere, Çin, Rusya ve onlardan sonra gelen Almanya ve Fransa bölgede ya anlaşırlarsa?

Bu sorunun cevabı yüzyılın oyununun nasıl olacağına karar verecektir. Bölge ülkelerini zor günler bekliyorken gelecek daha da berbat günlere gebedir. Anlaşmaları demek zaten açılmış olan ve umut dâhil çevreye saçılmış olan Pandora’nın kutusunun, tüpten çoktan çıkmış macunun bataklığı bir cehenneme çevirmesi demektir. Bölge zaten bir değerler kümesi değildir. Şark kurnazlığı, günü kurtarmacılık her alana egemendir. Bu da centilmenler düellosunu değil, pusu kurma kültürünü yaşama geçirir...

***

Kıymetli yalnızlık, değer satmak, insanlık ve değer tezgâhtarlığı, kimsesizlerin kimi olmak, din bezirgânlığı gibi taktikler dış politikada avuç yalatır. “Biz ne kadar haklıyız, hain Batı, pis Avrupa, kalleş Amerika”, düne kadar düşman Rusya, tüm komşular ile sıfır dostluk; herkes düşman... Aynaya bakma zamanı çoktan gelip çatmaktadır bu durumda. “Biz dünyaya bedeliz, kimseye ihtiyacımız yok, alternatifimiz var...” içeride genel vasat için satar da dışarıda para etmez bir söylemdir. Çağdaşlığın, değerlerin alternatifi yoktur. Atatürk batı medeniyetini yakalayıp geçme hedefi koyduğu zaman onlar ile can ciğer kuzu sarması olduğu için istemiyordu. Bir değerler bütününü bir fikri bir felsefeyi yaşama geçirmekti amacı. Bu sebeple titreyip kendine gelmenin zamanı çoktan gelmiştir.

***

Bu noktada dünyayı şekillendiren güçler çok mu erdemli, çok mu doğru ve dürüst? diyebiliriz. Cevap tabii ki olumlu değildir. Bundan daha doğal da bir şey olamaz. Çıkar işbirlikleri sadece yeni işbirlikleri ile bozulur. Ülke menfaatleri dışında masanın üzerinde hiçbir şey yoktur, olmamıştır. “O kadar gözünüzde büyüktmeyin bu hegemon güçleri, kaç yerde planları işlememiştir...” diyenlerin masallarını bir kenara koyarak aklı kullanarak yeni stratejiler geliştirmek gerekir.

Ekonomik olarak zorlanan büyük güçler yeni oyun alanlarında oyun kurarak tekrar kaos ve sonrasında yeni bir düzen ile devam etmek istiyorlar. Yeni bir dünya için ödenecek bedel büyük olacak maalesef. İstendiği kadar dünya beşten büyüktür densin o beş ve fazlası halen elinde cetvel sınırları şekillendirmeye muktedir. Bize düşen ise aklımızı en iyi şekilde kullanarak günlük, anlık değil, seçim kazanmak için değil yarınlar için plan yapıp strateji geliştirmek.

***

Gördük ki dün Halep’in muhaliflerin elinde olan bölümünün en az üçte biri düştü. Bu Halep’in düşüşünün ilk aşamasıdır... İstediğimiz kadar hamasi ağlaşabiliriz bu olmakta olana fayda etmeyecektir. Peki, düşünce ne olacak? Oradaki Esad’ın ordusunun bir sonraki hedefi ne? Ne olacak elbette hemen kuzeyindeki kapı. El-Bab “kapı” demektir... Nereye açılan kapı? Halep’e...

Göreceli bir denge ve refah dönemi yaşanan yirminci yüzyıl ortası ile yirmi birinci yüzyıl başı arası dönemin sonuna geldik. Bizler büyük savaşlar görmemiş, nüfusun yarısının öldüğü hastalık ya da kıyımlar yaşamamış nispeten şanslı bir kuşağız. Bu hiç görmeyeceğiz demek değil elbette... Evrende her şey tozpembe, her şey güzel olacak, ölümüne Pollyanna döneminin de bitmekte olduğunu gösteriyor. Bu noktada ya gerçeği görür, olmakta olana sınırlı çerçevede önlem alırız ya da uçuk idealler peşinde sonumuzu getiririz. Bu karamsarlık pompalamak değildir, gözlerimizi oyarcasına sokulan gerçeği bir zahmet ayakta uyumaktan vazgeçip çok geç olmadan görebilmektir. Yağmur yağıyor; hem de tüm şiddeti ile ona küfretmek fayda etmeyecektir, “Aslında yağmıyor, yağmıyor” diye delice dans etmek de yarar sağlamaz lakin şemsiyemizi açmak ile işe başlayabiliriz. Bu fırtınada şemsiyesini vaktinde açmayanların o da elinden uçup gidecektir...

***

“Kapitalist düzenin sonuçları bunlar, emperyalizmle savaşmalıyız” söylemlerinin mantığı doğru olabilir ancak gerçek ciddi anlamda acıtır, bireylerin karnını ağrıtır. Misli ile karşılık vermek söylemi de keyifli olabilir kitle için ancak gerçekte ne karşılık verildiği önemlidir. Gerçekleşene sırtını dönüp söyleme dalan, karanlığın boyutunu kavrayamayacaktır. “Kendimizi hafife almayalım, biz neler başardık”  goygoyculuğu, sürekli atıp tutmak ruhsal olarak kişiye iyi gelebilir ancak yapılan okumalar ve gelişmeleri yakından izlemek şark usulü içi boş atarlanmayı bir kenara bırakmak gerektiğini hatırlatır. Yabancı basın mutlaka takip edilmeli, gelişmelere birkaç adım geriden bakılmaya çalışılmalıdır.

Görünen köy kılavuz istemez denir. Köy, kasaba, şehir artık her şey gözükmektedir. Tarihte bu bölgeye adımını atan bir daha çamurunu sıyırıp çıkamamaktadır. Olacak olanlar da üç aşağı beş yukarı bellidir. Büyük güçler anlaşırlarsa oyun alanı zaten bu coğrafyalardır. Mezhep savaşları sonrası birbirine giren ve girecek İslam coğrafyası; iş bitip her yer tarumar olunca yine köşede bekleyen egemen güçler “hakem” olarak devreye girecektir. Bu lanet oyun böyle olmuştur ve böyle de sürecektir. Esas konu ise eğer paylaşım sağlanırsa, büyük güçler anlaşırsa işte o zaman gelecek bu gelişmemiş bölge için daha da karanlık olacaktır.

Amaç verileri analiz edip kendi sentezini paylaşmaktır.

Gerçek, hoşa gitmez ise yadırganır, yeni bir gerçeklik yaratılır ve ona bağlanılır.

Olmakta olana öfkelenmek en kolayıdır, ona buna saldırmak da, önlem almak ise güç olanıdır.

İnsanların gözlerinin önündeki gelişmelere ayna tutanlar genelde sevilmezler.

Kıyameti kelime anlamı ile anlar ayağa kalkıp, yeniden doğarsak bir şeyleri değiştirebiliriz.

Konu kıyamet tellalı olmak değil, gerçekler ile yüzleşmektir.

Bu da çoğu insanın zoruna gidecektir...

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)