• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 28 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 27 °C

Köpeklerin ve köpekbalıklarının adaleti!

Köpeklerin ve köpekbalıklarının adaleti!
Arjantin’de diktatörler tutukluları köpek balıklarının önüne atıyorlardı. Bizde de köpekler, çöplerden aldığı kol ile gazetelere manşet oluyordu.

Aydın Tonga

Eduardo Galeano, “Tepetaklak” adlı kitabında anlatır: 1978 ortalarında, Arjantin milli takımı dünya futbol şampiyonasını kazanırken, askeri diktatörlük tutsakları canlı canlı okyanusun derinliklerine bırakmakla meşguldü. Uçaklar spor karşılaşmasının gerçekleştiği stadyuma iki adım mesafedeki Acropar Havaalanı’ndan kalkıyordu.

1995 yılına gelindiğinde Albay Alfanso Scilingo bir itirafta bulunacaktı: Denize otuz insan attığını söyledi ve iki yıl boyunca Arjantin donanmasının köpekbalıklarının ağzına gönderdiği politik tutukluların 1500 ile 2000 kişi arasında olduğunu açıkladı. İtirafından sonra Scilingo mahkûm oldu. Otuz kişiyi öldürdüğü için değil, karşılıksız bir çeke imza atmaktan.

Kendi tarihimizle ilgili bu tür yüzleşmeler yaşayacak mıyız bilemiyorum. Zira Scilingo’da geceleri hap almadan ya da içki içmeden uyuyamadığı için psikiyatriste gitmiş ve akabinde okuduğunuz bu itiraflar gelmişti. Altını çizerek söyleyelim: başta devlet iktidarı olmak üzere, egemenliğin kurulduğu her örgütsel yapıda işlenen suçlara dair bir yüzleşmenin mutlak surette yaşanması gerekiyor; geçmişin yarası bu surette değişmeyecektir ama geleceğin çehresini belki bu yüzleşme sonrasında aydınlatabilir, “farkındalığı” gelecek kuşaklara anlamlı bir miras olarak bırakabiliriz.

***

Veli Saçılık, adı önemli.. Bakın 2000 yılında Burdur Cezaevine yapılan operasyonu bir röportajda şöyle anlatır O:  “5 Temmuz 2000’de sabah saat 08:00’de saldırıya geçtiler… Camın önüne koyduğumuz yatak ve battaniyeleri itfaiye eri yanıcı madde dökerek yaktı. Yangın söndürmekle görevli insanların yangın çıkardığına tanıklık ettik… Tutuşan yatakların çıkardığı duman nedeniyle boğulma tehlikesiyle karşı karşıyaydık. Bu yetmezmiş gibi çatıyı delerek içeriye biber ve sinir gazı bombası attılar. Mekânın küçük ve kapalı olması etkiyi daha da arttırıyordu. Hitler'in gaz odalarını biz Burdur’da yaşadık.”

Veli Saçılık’ın bu operasyonu anlatırken Hitler'in gaz odalarını anımsaması, bir yönüyle o dehşet günlerinin insanda bıraktığı izlerin canlılığını ortaya koyarken bir yönüyle de iki örneğin benzerliğinden kaynaklanmaktadır. Almanya Hitler adıyla yüzleşmiştir belki ama Hitler’de vücut bulan acımasız iktidar şiddetinin Almanya’da bittiğini söyleyemeyiz. Suriye başta olmak üzere dünyanın durumu ortada ve elbet Almanya’nın da bundaki payı..

Peki, biz yüzleştik mi tarihimizle? Veli Saçılık o korkunç günlerde, gençliğinin baharında henüz 23 yaşındadır. Operasyon esnasında duvarları delerek içeri giren bir kepçe Veli’nin kolunu kopartır. Her taraftan acı, işkence kokan saatler sonrasında Veli Saçılık, hastaneye elinde, koluyla gider. Fakat yapılacak bir şey olmadığı söylenir. Sonrasında Saçılık’ın kolu çöpe atılır ve o kol bir köpeğin ağzında bulunduğunda gazeteler şu manşeti atar: “Bir mahkûmun kolu köpeğin ağzında bulundu”

***

11 tutuklunun can güvenliklerinin olmadığı gerekçesiyle duruşmalara çıkmayacağını belirtmesi ve mahkemenin “zorla” getirilme kararı sonrasında gerçekleştirilen bu operasyonu dönemin valisi Kaya Uyar şöyle anlatır: “Başarılı bir operasyon oldu, insan hakları çerçevesinde operasyon yaptık.” Veli Saçılık’ ise operasyonu, “yaşanan tam bir can pazaraydı ve ortalık savaş alanına dönmüştü” diye açıklar.

O can pazarının bir de “hasar” boyutu vardır elbet. Ve o hasarda görülen ne kanatılan yürekler ne atılan gazlarla parçalanmaya çalışılan umutlar ne de gelecek düşleridir. Mahkeme, sadece devletin dozerleri ile yıkılan duvarları ve ranzaları “hasar” olarak görmüştür. Üstelik bunun sorumlusu olarak da Veli Saçılık’ında aralarında bulunduğu 61 kişi 25 bin 369 TL’ye mahkûm edilmiştir.

Yıllar geçiyordur. Veli Saçılık mücadele azminden ve kararlılığından bir şey yitirmez ama. Evet, bir kolunu kaybetmiştir ama onun için yaşam kolunu kaybetmekle değil, teslim olmakla, boyun eğmekle son bulabilirdi ancak. Bir yerde bu durumu şöyle ifade eder Saçılık: “Mesele bir kolu kaybetmek değil, benliğini, haklılığını, mücadele etmeyi ve adalet duygusunu kaybetmemek. Bunları kaybetmedim, ömür boyu kolsuz yaşayabilirim, ancak bunlar olmadan yaşayamam.”

***

Saçılık’ın mücadelesi sürerken yaşadığı haksızlıktan dolayı devleti tazminata mahkum eder fakat bir süre sonra dava tersine döner ve devlet ödediği tazminatı bu kez faizi ile birlikten ondan geri ister. Bu esnada Burdur operasyonu yürütenler yargılanmaz, sanki hiçbir şey yaşanmamış, yüzlerce jandarma ve gardiyanla operasyon düzenlenmemiş gibi bir hava yansıtılır. Yalnız bu süreçte bir şey yaşanır dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ile Veli Saçılık 2011 yılında tesadüfi bir biçimde karşı karşıya gelir. Ve Veli Saçılık ile Türk arasında şu diyaloglar geçer:

Veli Saçılık: “Kolumu koparttınız,”

 Hikmet Sami Türk: “Yok öyle bir şey!”

Veli Saçılık: “ “Size tehlikeli görünüyor muyum?”

Hikmet Sami Türk: “Hayır, niye?”

Veli Saçılık: “Bize ‘tehlikeli’ diye neler yaptılar. Siz hatırlamadınız ama biz televizyonda sizi her gördüğümüzde anıyoruz… Bebeğimi hiç kucağıma alamıyorum. Mecburen boynuma astığım ana kucağında taşıyorum…”

***

Kolu kopan, o büyük acılar ve yaralarla yaşamaya çalışan, çocuğunu dahi kucaklayamayan Hikmet Sami Türk’ün kendi oğlu olsa yine böyle soğukkanlı cevaplar verir miydi acaba? Kim bilir..? Zamana, zalime ve umutsuzluğa yenik düşmeyen ise Veli Saçılık’tır. Öyle ki bütün direnci ve çalışkanlığı ile yaşamaya devam eder Saçılık. Alnının teri ve emeğinin hakkı ile nüfus memurluğuna tayin olur önce. Ardından sosyoloji bölümünü bitirir ve sosyolog olur. Ta ki geçtiğimiz günlerde yeni çıkarılan KHK ile ihraç edilene kadar.

***

Yazının başında söylemiştik, Arjantin’de diktatörler tutukluları köpek balıklarının önüne atıyorlardı. Bizde de köpekler, çöplerden aldığı kol ile gazetelere manşet oluyordu. Tarih bir biçimde egemenler yana zuhur ediyordu işte. Bütün bu tarihe kayıt düşmek adına Saçılık’ın söylediği şu sözler ise oldukça çarpıcıdır: “Duvarın altında kalan kolum değil, adaletin kendisidir.”             

Veli Saçılık, düş kırıklıklarının, haksızlığa uğramış olmanın, belki ömür boy dinmeyecek sızıların ama aynı zamanda umudun, direncin, hak ve hakikat bilincinin vücut bulmuş timsalidir. Yıllara ve iktidara boyun eğmeyen tavrı ve onurlu mücadelesi ile yanı başımızdan hiç eksik olmamıştır o. Fakat biz buna rağmen yanı başımızda duran o hakikate nedense gereken özeni ve kıymet bilirliği gösteremedik. Şimdilerde de ihraç edilen aslında sadece o değildir. İhraç edilen mücadeleye omuz veren bir yürek, eğilmek bilmeyen bir baş, her ne kadar çaresiz bırakmak isteseler de susmak bilmeyen haykırıştır aslında. 

***

Yasalar mı? “Eğer yasalara saygı gösterilmesini istiyorsak, önce saygı duyulacak yasalar yapılması lazımdır” der Louis D.Brandeis. Onun için yasalar kısmını geçelim. Veli Saçılık mı? O hala onura bezenmiş harfleri ile konuşmaya devam ediyor :”Kolumu koparıp köpeklere attınız yılmadım. Dişimle tırnağımla kazandığım işimi alınca mı yılacağım…”

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)