• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Korgan – Soma Hattı

Deniz YILDIRIM

2 hafta önce “Yeni Halkçılık’ta Halk Kimdir?” başlıklı yazımda yurtdışında hesabı olmayanların, dışarıya para kaçırmayanların, ekmeği küçülenlerin, toprağından sürülenlerin, Soma’da madene inmeye, İstanbul’da inşaata çıkmaya zorlananların toplamıdır halk demiştim. Öyleyse halkı anlatmaya, halkı anlarken halkçı çözümler aramaya devam.

Belki izlemiş, denk gelmişsinizdir. Öğrencilerimle birlikte okullara kütüphane kuruyoruz. Ordu ilçelerinden başladık, tüm ülkeye yayıldık. 6 ay içinde Ordu’dan Mardin’e, Bayburt’tan Çorum’a, Giresun’dan Zonguldak’a ülke genelinde 15 okula 10 bin kitap ulaştırdık.

korgan4.jpg

Bu kapsamda Cuma günü Ordu’da iki kırsal ilçeye daha gittik. Önce Çatalpınar ilçesinde Karahamza Köyü’nde bir ilk-ortaokula kütüphane desteği sunduk. Ardından Korgan’a ulaştık. Toplam 43 dağınık yerleşim güzergahından 700 çocuğun eğitim için toplandığı Tepealan İlk ve Ortaokulu’na yüzlerce kitabımızı götürdük.

Müthiş bir dayanışma hikayesi; sürüyor ve sürecek. Kamu yoksa kamuculuk var. Burada biriken dayanışmayı, deneyimleri ve dersleri ayrıca yazıyorum, kitaplaştırıyorum. İlgilisi okuyacaktır.

korgan3.jpg

Fakat bugün bir başka boyuta bakacağız. Korgan-Soma hattına. Bu aslında ne sadece Korgan’ın ne de sadece Soma’nın hikayesi. Bu Türkiye’nin çalışan halkının ve çoğunluğun hikayesi. Memleket isimlerini değiştirin, özne aynı kalacaktır. Yalısı, rezidansı, teknesi, yatı olmayanların, geminin yükünü taşıyanların hikayesi.

İLK AŞAMA: GEÇİNEMEME – YERİNDEN OLMA - İŞÇİLEŞME

Ordu’nun tüm iç yerleşimleri gibi Korgan da zor bir coğrafya. Siyasetçilerin seçimden seçime hatırladığı yerler. Ulaşımı zor; ekmeği az; geçimi güç. Fındık mı? Para etmiyor; hayvancılık mı? İthal etin devlet eliyle teşvik edildiği ortamda mı?

Geriye kalan tek seçenek var: Göç etmek ve işçileşmek. Ya yarı göçer bir hayat yaşamak ya da bir süre sonra tamamen memleketinden kopmak. Başka yol yok. Tam da bu yüzden Ordu hemen arkasında yer alan Tokat’la birlikte son yıllarda İstanbul’a en fazla göç veren şehirlerden biri.

Korgan da bu kaderi yaşayanlardan. Yerinden, yurdundan edilen insanların seçenekleriyse belli. Ya inşaata çıkmak ya da madene inmek. Soma bu açıdan özel bir anlam taşıyor. Korgan’dan Soma’ya bir göç hikayesi uzanıyor.

Bugün Soma’da doğrudan Korgan nüfusuna kayıtlı 3 bin kişi yaşıyor. Ordulu nüfusun 5 bin ile 10 bin arasında olduğu da biliniyor. Ve bu kişilerin çoğunluğu madende çalışıyor.

Mülksüzleştirilen, işçileştirilen Korgan insanı için Ordu’dan Manisa’ya gitmek; madene inmek bir zorunluluk hali.

Otoriterleşme mi arıyoruz? Buyrun sınıf temeli. “Arkadaşlarım öldü, ama ben yarın yine madene inmek zorundayım” cümlesindeki özet kadar somut bir “zorlama” programı var mı? Dikta mı arıyoruz? “Çocuklarımı, eşimi bırakıp dışarıda karın tokluğuna, ölümüne çalışmak zorundayım” cümlesinden öte bir dikta var mı? Bir dikta varsa kişilerin konuşmalarında değil, halka dayatılan programda yatıyor. Gücünü oradan alıyor; oradan beslenenlerin ittifakı diktayı ayakta tutuyor.

İNŞAAT-MADEN EKONOMİSİNDE YA ÖLÜM YA DA GEÇİNEMEME

İkinci aşama özelleştirme programıyla başlıyor ve büyük yıkımı kapsıyor. TKİ’nin Soma madenlerini rödovans yoluyla kiralaması, kiralayan firmaların daha fazla kar için üretim zorlaması, iş güvenliğinin hiçe sayılması ve sonuç elbette 301 işçinin hayatını kaybetmesi.

Bu yıkım programının altında kalan 4 işçi Korganlıydı. Tıpkı İstanbul - Esenyurt’ta AVM inşaatında çıkan çadır yangınında can veren 11 işçiden ikisi gibi.

Ve Soma madeninde can veren Korganlı işçilerden ikisi baba oğuldu: Hüseyin ve Ferhat Avkaş.

Avkaş ailesi Soma’ya Korgan Tepealan’dan göç etmişti. Baba Hüseyin Avkaş emekli olmuş; fakat emekli maaşıyla 4 çocuğunun geçimini sağlayamayınca madene geri dönmüş ve oğlu Ferhat’ı da yanına işe aldırmıştı. Tıpkı o gün rahatsız olduğu için madene inmeyen diğer oğlu Fatih gibi.

Korgan’da geçinemeyip göç eden Avkaş ailesi için Soma madeninde yıllarca çalıştıktan sonra emeklilikte yine geçinememek, yeniden madene inmek, babadan oğula aktarılan mecburiyet olmuştu. Emeklisini yeniden çalışmak zorunda bırakan programdır dikta.

Hüseyin Avkaş’ın çocuklarına bırakacağı holdingler, yurtdışı hesaplar, yüklü ihale ve rant imkanları yoktu. Madene inmek oğullarına bırakabileceği tek mirastı. Zorunluluktu. Öyle de oldu.

Ve o kara günde baba-oğul birlikte can verdiler.

KORGAN’DAKİ SOMA

Meliha Avkaş, yani merhum Hüseyin Avkaş’ın eşi ve Ferhat’ın annesi bugün Soma’da yaşıyor. Buruk. Ulaştık; telefonda konuştuk. “Her yıl köye, Tepealan’a geliyorum çocuklarla ama buruğum, gelen giden olmuyor; mevlit okutuyoruz ama sahipsiz kalıyor” dedi özetle.

Karar verdik; Hüseyin ve Ferhat Avkaş’ın memleketine, yani geçinebilselerdi terk etmek zorunda kalmayacakları topraklara adlarını kazıyalım; başka çocuklar bu zorlukları yaşamasın dedik ve memleketleri Tepealan’daki Tepealan İlk-Ortaokulu’na Soma’da yitirdiğimiz Korganlı madenciler anısına “Hüseyin ve Ferhat Avkaş Kütüphanesi” kuracaktık. Meliha Hanım’a söz vermiştik.

Okulu internetten araştırdık; bulduk. Okul müdürünün ve müdür yardımcısının özgeçmiş bilgilerinde en çok geçen kelime Soma’ydı. Soma’da Korgan gerçekliğiyle karşılaşmıştık, şimdi Korgan’da Soma gerçekliğiyle buluşuyorduk.

Telefonlaştık, sözleştik ve dün 700 kitabımızla bu çetin coğrafyadaki okula giderek hem kitaplarımızı hem de tabelamızı teslim ettik.

Fedakar öğretmen arkadaşlarımızla sohbetimiz Korgan-Soma hattının genişliğinin en büyük göstergesiydi. Okul müdürü Cengiz öğretmen Soma doğumluydu; aslen Korganlı bir ailenin çocuğu ve babası Soma’daki madenden emekli olmuş bir işçiydi. Müdür yardımcısı Hayrullah öğretmen Korgan’da doğmuş, küçük yaşta Soma’ya göç etmişti ailesiyle. Babası Darkale madeninden emekliydi.

Yolları Korgan’dan Soma’ya çıkmak zorunda kalmış iki maden işçisinin çocukları bugün Korgan’a öğretmenlik yapmak için dönmüştü. Yurtseverlik, Türkiye’nin okumuş insanının halkına olan borcunu ödemesi, Cumhuriyet sevgisi. Bunlar öğretmenlerimizi özetleyebilecek kelimelerdir.

Ortaokul kısmında 300’e yakın öğrenci vardı. “Şu anda çocukların 100’den fazlasının babası dışarıda; ya İstanbul’da inşaatta ya da Soma’da madende” bilgisi verdi Cengiz öğretmen. Ve her yıl kayıt aldıran öğrenci sayısı artıyor. Geçici giden, bir süre sonra ailesini de yanına aldırıyor çünkü.

Yaz aylarında fındık için, köyde kalan büyükleri ziyaret için, bayram için Soma’dan gelenlerin; sonra yine Soma’ya dönen yüzlerce insanın hikayesini dinliyoruz. Bugün Soma ile Korgan Tepealan arasında doğrudan çalışan bir özel otobüs hattı olduğunu öğreniyoruz.

Çocukken babasıyla madene indiğini, o madenin her yerini bildiğini anlatıyor Cengiz öğretmen. “Özelleştirmeden önce güvenliydi” diye de ekliyor. Özelleştirmeden ve denetimsizlik dayatmasından önce maden güvenliydi; işçiler ölmüyordu. Ve özelleştirmeden önce maden işçisi çocuklarını okutabiliyor, çocuklarının kendi kaderini yaşamamasını sağlayabiliyordu. Cengiz öğretmen bunun kanıtıydı.

Okula gelince. Kaynak bulmak için uğraşıyor tüm idareciler. Zorlu şartlarda fedakarca iş yapıyorlar. Ve gördüğümüz şu: Türkiye’nin kaynağı var, serveti var, fakat kaynaklar kimin için kullanılıyor? Asıl soru bu. Bu nedenle bugün okulların yüzde 70’inde kütüphane yok; olanlarda da doğru dürüst kitap yok.

İhale için değil ahali için ekonomi anlayışı olsa böyle olmayacaktı. Sonuçta dün yarı mutlu yarı buruk şekilde kitaplarımızı ve Hüseyin-Ferhat Avkaş Kütüphanesi tabelamızı teslim ettik. Meliha hanıma da haber verdik. Yazın geldiğinde okulu birlikte ziyaret edeceğiz.

TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU

Bu bir Türkiye hikayesi. Korgan’dan Soma’ya, Soma’dan Korgan’a uzanan.

Saldırı programının aşamalarına bakalım. Öyle bitirelim. İhale ekonomisi yerine Ahali ekonomisini geçirmek için.

Yerinde yurdunda geçinememe. Ya maden ya inşaat dayatması, işçileşme. Arkasından özelleştirme ve rant ekonomisiyle canının hiçe sayılması, ya ölüm ya da geçinememe. Bu döngüden çocuklarımızı kurtarabilmek için elde kalan tek umut olan eğitimin yerle bir edilmesi, eğitimin içeriksiz ve ülkenin geleceksiz bırakılması.

Tersi mi? Mümkün. Bu memleketin tarımını ayağa kaldıracak; tekelleri değil halkı geçindirecek; ithalatı değil yerli üretimi güçlendirecek bir ekonomiyle. Maden-inşaat-enerji ekonomisine ucuz ve ölümüne işçi yaratan modelin tersine insan ihtiyaçlarını merkeze alan bir programla. Bu memleketin yoksul çocuklarının iyi eğitim alabilmesini, geleceğe umutla bakabilmesini sağlayacak bir kamucu eğitim anlayışıyla. Mümkün.

Soma maden katliamı yaşandığı yıl İstanbul’da inşaattan düşerek can veren 20 yaşındaki Ordu Kabataşlı işçi Salih Karayalı’nın son paylaşımı şöyleydi: “ölürsem mezarımın üstüne topraklar örtün, taştan bıktım artık”.

Bu halkı taşa, kayaya, betona mahkum eden programdan kurtarmak, toprağımıza yaşarken kavuşturmak boynumuzun borcudur. Toprağını savunmak böyle olur. Yurtseverlik böyle olur. Kuru kuru milliyetçi nutuklar atıp geminin altında süren zulüm hikayesine sessiz kalarak değil. Taşa, kayaya, betona memleketi mecbur bırakan maddiyatçı programa sarılıp maneviyatçılık edebiyatı yapanlara susarak değil.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)