• BIST 106.862
  • Altın 144,893
  • Dolar 3,5263
  • Euro 4,1266
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 29 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 29 °C

KP lideri Kemak Okuyan: Laikliği, laikler öldürdü

KP lideri Kemak Okuyan: Laikliği, laikler öldürdü
'Laik duyarlılığı olanların küçümsenmeyecek bir bölümü bu düzenin yükü altında eziliyor.'

Komünist Parti Merkez Komite üyesi Kemal Okuyan, 'Laikliği Erdoğan değil, laikler öldürdü' dedi.  Tek başına laik mücadelenin artık yeterli olmayacağını belirten Okuyan, "Aydınlanmacılık halkçı ve emekçi bir tabana yaslanmalı, gericiliğin fethettiği siyasal alanı emekçi halk ele geçirmeli" laiklik başlığının, emek mücadelesi ile arasında bir paralellik kurması gerektiğini vurguladı. 

Kemal Okuyan'ın soL Haber Portalı'ndaki köşesini ABC okurları için alıntılıyoruz;

Pek muhterem başkan babamızın, padişah hazretlerimizin, sultanımızın, halife efendimizin azmini, bu uğrudaki değerli hizmetlerini yadsımamız mümkün değil.

Ama söylemek zorundayız ki, Türkiye’de bugün devlet ve siyaset işlerinde laikliğin esamesi bile okunmuyorsa, bunun asıl sorumlusu kendilerine “biz laikiz” diyenler.

Kim peki bu laikler?

İşin gerçeği böyle bir siyasal akım yok. Laisizm, farklı siyasi akımlarda vücut bulabilen bir siyasal tutum: Kabaca, dinin kamu yönetimi ve siyasal alandan çıkarılması.

Eskiden okullarda da öğretilen bir tarifi vardı, din işleriyle siyasetin birbirinden ayrılması diye. Sorunlu ve eksikliydi.

Ama hiç değilse bugünkü saçma sapan, “inanç özgürlüğü” eksenli tanımlardan daha iyiydi…

Her ne ise…

Görüldü ki, laik bir düzeni savunmak kendi başına yetmiyor. Bu bir dünya görüşü filan değil tek başına.

Çok önemli bir ilke, bu ilkenin gerçek kılınması muazzam bir tarihsel ilerleme ama ya ötesi?

Ötesi Türkiye’de bir skandal.

Skandalın kaynağı Türkiye’deki, düzen.

Düzenin laikliği gölgede bırakan temelleri, diyelim ki ilkeleri var.

Öncesini bir kenara bırakacağım, Türkiye’de laik duyarlılığı olanlar açısından en önemli dönemeçlerden biri 27 Mayıs darbesi.

Elbette devrim değil.

Yanlış anlaşılmasın, 12 Mart’la 12 Eylül’le karşılaştırmaya niyetim yok. Bu ikisi düpedüz karşı-devrim, faşizm! 27 Mayıs ise…

Kapsamlı bir müdahale. Demokrat Parti’nin girdiği yolda arabanın devrilmesinden, düzenin büsbütün tehlikeye düşmesinden duyulan korkuyla yapılmış bir müdahale.

Gerekçelerden biri, laiklik ilkesinden taviz verilmesi…

Doğrudur, Adnan Menderes liderliğinde DP toplumsal alandaki gericiliği siyaset alanına ve devlete taşımaya kararlıydı.

Peki 27 Mayısçılar ne yaptı?

Çağdaşlığı ABD’nin ittifak sisteminde ve özel sektörün dinamizminde gördüler; 27 Mayıs sonrasında devletin kurumsal yapısındaki bütün reform ve yeniden yapılanma girişimlerinde ABD ve Alman vakıfları, NATO ve patron örgütleri yer aldı. Laf olsun diye söylemiyorum. Örnek olsun TÜBİTAK, bir 27 Mayıs çocuğudur, bilimsel araştırmayı özendirmek için kurulmuştur ve kuruluşunda bu ülkenin saygın bilim insanları kadar sözünü ettiğim odaklara da yer açılmıştır.

Gericilikle mücadelede mükemmel bir tercih!

E, bu düzenin çıkarları açısından bakıldığında öyle görülüyor olmalı.

Ama sorun şu ki, Rockefeller, Ford ve diğer vakıfların, NATO’nun, yerli ve yabancı ya da uluslararası tekellerin laiklik diye bir sorunu yoktur. Onların sorunu verili düzenin, kapitalizmin sürdürülmesidir.

Kapitalizmin sürdürülmesini tehdit eden ise, sosyalist seçenektir. Bütün bu yapılanmaların temel düsturunun antikomünizm olması bu nedenle doğaldır. Kapitalizmin sosyalist seçenekle baş edebilmesi için din kurumunu siyasete çağırması kaçınılmazdır.

Bundan hoşnut olsalar da olmasalar da…

27 Mayıs’ın başa getirdiği Cemal Gürsel’den sonraki Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın “laik eğitimle ders gören çocuklar anarşist oluyor” diyerek İmam Hatiplere yol vermesini başka neyle açıklayacağız?

Komünizm korkusu ortada laiklik filan bırakmaz.

NATO ve piyasaya tâbi TSK’nın düzen bekçiliğini bırakıp laikliği korumaya alacağını sananlar hayal kırıklığına uğradılar ama…

Çoğu gerçeklere göz kapamaya devam ediyor.

Yoksulluk, adaletsizlik, işsizlik üreten bu sistem içlerine siniyor ama yobazlıktan nem kapıyorlar. Alışırlar. Bir orta yol bulunur, “ılımlı”sı sipariş edilir, olmadı steril yaşam alanları oluşturulur.

Hallederler bir şekilde…

Oysa, laik duyarlılığı olanların küçümsenmeyecek bir bölümü bu düzenin yükü altında eziliyor.

Peki ne olacak?

Karar verecek ve ayrışacaklar.

Laik bir Türkiye için mücadele verirken komünist olmak gerekmiyor. Ama komünistlerin sömürü düzenini yıkmak için verdikleri mücadeleye anlayışla bakmak, en azından buna düşmanlık üretmemek gerekiyor.

Bu aynı zamanda TÜSİAD’la, Obama’yla NATO’yla, onun okulundan mezun generallerle, ihale peşinde koşan müteahhit kafasıyla laikçilik oynamaktan vazgeçmek anlamına gelir.

Toplumsal taban gericiliğe teslim edilsin, siyaset ise hem halka hem de gericiliğe kapatılsın! Türkiye’deki “laik” fantezisi buydu, sonu gerçekten skandalla bitti.

İşte bu nedenle laiklik ilkesi için artık laiklik de tek başına yetmez; toplumsal alanda da gericilik geriletilmeli diyoruz. Aydınlanmacılık halkçı ve emekçi bir tabana yaslanmalı, gericiliğin fethettiği siyasal alanı emekçi halk ele geçirmeli.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)