• BIST 107.202
  • Altın 145,420
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 27 °C

KP'den Bostancı Gösteri Merkezi'nde 'Karanlığa Meydan Okuyoruz' etkinliği

KP'den Bostancı Gösteri Merkezi'nde 'Karanlığa Meydan Okuyoruz' etkinliği
Komünist Parti tarafından "Karanlığa Meydan Okuyoruz" başlığı ile İstanbul Bostancı Gösteri Merkezi'nde düzenlenen etkinlik, AKP gericiliğine karşı binlerce parti üyesi, parti dostu, aydın ve sanatçıyı bir araya getirdi.

soL Haber Portalı'nda yer alan habere göre, salon tıklım tıklım doldu. Etkinlik Komünist Parti'ye son bir ayda katılan 100'ün üzerinde yeni üyeye "hoş geldin" denilmesiyle başladı.

Selamlamanın ardından Enternasyonal Marşı okundu.

Etkinliğin sunuculuğunu yapan Tayfur Turan "Türkiye’nin Komünist Partisi, Komünist Parti tarafından düzenlenen Karanlığa Meydan Okuyoruz etkinliğine hoş geldiniz" diyerek salonda bulunan ve etkinliğe katılamadığı halde destek ve dayanışma mesajlarını ileten tüm mücadele dostlarını selamladı.

Etkinliğe Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nin çağırıcı imzacıları olan Enver Aysever, Barış Terkoğlu ve Orhan Gökdemir de konuk olarak katıldı. Tayfur Turan, konuşmasında etkinliğin amacını "hep birlikte gericiliğe, emperyalizme, sermayeye karşı kararlılığımızı gösterecek, ortak irademizi güçlendirecek, dosta güven düşmana korku vereceğiz" olarak ifade etti ve şunları söyledi: "Aydınlanma kavgasıyla, partimizin gericiliğe karşı mücadeleye bakışı ile başlayacağız. Aramızda Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi’nin ilk imzacıları, sevgili dostlarımız var. Hoş geldiniz Barış Terkoğlu, hoş geldiniz Enver Aysever, hoş geldiniz Hüseyin Aygün, hoş geldiniz Orhan Gökdemir…" 

Korkut Boratav, Serpil Güvenç ve Kaya Güvenç ise etkinliğe katılamadığı halde desteklerini bir video mesaj ile ilettiler.

Etkinlikte ilk sözü Komünist Parti Merkez Komite üyesi ve Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nin ilk çağrıcılarından hukukçu Özlem Şen Abay yaptı.

"BOYUN EĞMİYORUZ, AYDINLIK BİR ÜLKE İÇİN KARANLIĞA MEYDAN OKUYORUZ" 

Etkinlikte ilk sözü Komünist Parti Merkez Komite üyesi ve Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nin ilk çağrıcılarından hukukçu Özlem Şen Abay yaptı. Şen, Türkiye'deki hayati tüm sorunların temelinde sermaye sınıfı ve bunların emekçilere karşı bir silah olarak kullandığı gericiliğin olduğunu belirtirken "Yaşadığımız eşitsizlik, zenginin çok zengin, yoksulun ise çok yoksul olması ve tüm bunların üzerinin rahatlıkla örtülmesi, her gün dolaştığımız sokaklarda patlayan bombalar, cihatçı çetelerin ülkemizde cirit atar hale gelmesi her birisi dinselleşmeyle bağlantılıdır" ifadelerini kullandı. 

Şen yaptığı konuşmada şunları kaydetti:

Değerli yoldaşlar, sevgili dostlar hoş geldiniz,

Her birinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada ülkemiz yine kritik, yine tarihi bir süreçten geçerken buluştuk. Yine tarihin tekerinin hızlandığı günlerden geçiyoruz. Para babaları ve onların her türden gerici siyaset esnafı, tarikat şeyhleri ve hepsinin emperyalist patronları, tekeller ve gizli servisler, havuz medyası ve şeriat fetvacıları hep beraber Türkiye’yi bir şiddet ve sömürü batağı haline getirmek için birbirleriyle yarışıyorlar.

'SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI İLAN EDİLEN KENTLERDE, ŞERİATÇI ÇETELER CİRİT ATIYOR'

Hayalini kurdukları ve adına “Yeni Türkiye” dedikleri ülkede sömürü kol geziyor, iş cinayetlerinde ölen emekçilerin kaydı dahi tutulamıyor. Ancak patronlar sermayelerine sermaye katıyor.

Bugün Yeni Türkiye’nin kentlerinin caddelerinde ölüm korkusu dolaşıyor. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen kentlerde, şeriatçı çeteler sokaklarda cirit atıyor.

“Yeni Türkiye” bugün içine çekilmeye çalışıldığımız karanlığın normalleştirilmesidir; kulluğun, köleliğin, karanlığın, cahilliğin ve hurafenin toplumu olmaya zorlanmadır. Öyle bir toplum ki, bütün bu kötülükler hüküm sürecek, ama halk buna isyan etmeyecek, rıza gösterecek!

Sömürü derinleşecek, ama görünmez kılınacak, emekçiler paylarına ne düşerse razı olacak şükredecek.

Kan akıtılacak, ama kan içiciler ortalıkta nutuk atacak!

İşte bu nedenle bu gün içinde bulunduğumuz en büyük sorun dinsel kurallarla yönetilmeye çalışılmamızdır. 

Kadınlarımızın can güvenliğini sağlayamamamız, çocuklarımıza güvenli bir yaşam temin edemememiz.

Evet en büyük sorunlarımız bunlardır.

Her birimizin dinsel bir boyundurukla yaşamaya mecbur bırakılışımız, sokakta istediğimiz kıyafetlerle dolaşamıyor oluşumuz, çocuklarımızı istediğimiz eğitim düzeni dışında hurafelerle dolu okullara göndermek zorunda oluşumuz, her gün akıl dışı yeni bir fetvayla karşılaşıyor olmamızdır.

Buna izin vermeyeceğiz.

'TÜRKİYE'Yİ DİNSEL KURALLARLA YÖNETİLEN BİR ÜLKEYE DÖNÜŞTÜREMEZSİNİZ'

Biz diyoruz ki hangi kurallarla yönetileceğimize siz karar veremezsiniz, Türkiye’yi dinsel kurallarla yönetilen bir ülkeye dönüştüremezsiniz.

Çünkü yaşadığımız pek çok sorunun temelinde işte bu referanslar bulunuyor.

Yaşadığımız eşitsizlik, zenginin çok zengin, yoksulun ise çok yoksul olması ve tüm bunların üzerinin rahatlıkla örtülmesi, her gün dolaştığımız sokaklarda patlayan bombalar, cihatçı çetelerin ülkemizde cirit atar hale gelmesi her birisi dinselleşmeyle bağlantılıdır.

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi çok kısa bir süre önce yaptığı mücadele çağrısında asıl olarak bunun altını çizdi.

Hareketimiz çıktığı ilk günden itibaren saldırılara hedef olduğu gibi eleştirilere de uğradı dostlarımızla birlikte.

"PATLAMALARDA ÖLEN YÜZLERCE CANIN HESABINI KİM SORACAK?"

Daha dün Ankara ve İstanbul’un göbeğinde patlayan bombaların IŞİD ve benzeri cihatçı terör örgütleri tarafından patlatıldığını, üstelik bu istihbaratın çok önceden devlete ulaştığını, ancak hiç bir şey yapılmadığını ve adeta buna anlayış gösterildiğini öğrenmedik mi?

Şimdi soruyorum; Patlamalarda ölen yüzlerce canın hesabını kim soracak? İsimleri dahi anılmayan, paramparça olmuş bedenlerin hesabı, gerici düzenle göğüs göğüse çarpışmadan sorulabilir mi? Bu canların failleri yalnızca bu çeteler midir? Çetelere yataklık eden gerici düzenin kendisi değil midir?

İşte asıl meselemiz budur! Ve bu sebeple bize hiç kimse gericiliğin daha az önemli olduğunu anlatmasın!

Çocuklarımız akıl ve bilim dışı bir eğitim sistemine mahkûm edilmişken, bilgiye aç dimağları hurafelerle doldurulurken, eşit ve parasız bir eğitim sistemi ve güvenli devlet yurtları yerine, gericilerin arka bahçesi haline gelmiş vakıfların yurtlarında kalmak zorunda bırakılmışken, bu yurtlarda başlarına gelen felaketin hesabını kim soracak?

Öğreniyoruz ki olayın gerçekleştiği evlerin kiralanmasında adı geçen Vakıf, Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak proje yürütüyor. Bu çocukları korumakla yükümlü Bakan kalkıyor “istismara bir kez rastlamakla Vakıf karalanamaz diyor”

Sermayesi, Bakanı, Cumhurbaşkanı Vakfı sonuna kadar kolluyor. Liberal gazetecisi çıkıyor, hepsi mi tecavüzcü diye soruyor. Siz işte, tüm bunlara göz yummakla, olayın üstünü örtmeye çalışmakla,  o sapıktan daha fazla suçlusunuz.

'SUSMAYACAĞIZ, SESSİZ KALMAYACAĞIZ'

Ama çocuklarımızı sahipsiz sanmayın!

Yalnızca o çocukların değil, kanına, aklına bedenine dokunduğunuz her çocuğun hesabı sizden er ya da geç sorulacak!

Çocuklarımıza musallat olan gericiliğe ve bizi sürüklemeye çalıştığınız karanlığa karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz, susmayacağız, sessiz kalmayacağız, aydınlanmanın bayrağını en ücra, en karanlık köşelere kadar sokacağız!

Şimdi soruyorum dostlar, yoldaşlar: bunlar mı daha az önemli?

Her gün kadın cinayetlerine bir yenisi ekleniyor. Çünkü Diyanet bir taraftan “küçük kız çocuklarına cinsel ilgi duymak” konusunda fetva üretmeye devam ediyor. Yargı katilleri koruyorken cinayetlerin artmaması için bir sebep görebiliyor musunuz?

Kadının üstüne tahakküm kurmuş gerici düzen eşitsizliği fıtrat olarak tanımlıyor, kadını sömürdüğü yetmiyor, diğer yandan da “namuslu kadın” imajından bir zincire vurarak eve hapsetmeye çalışıyor. Özgürlük isteyen kadın, eşitliği savunan kadın, sokağa çıkan kadın ise namussuz olarak yaftalanıyor ve şiddet tehdidi ile başbaşa bırakılıyor.

Kadın cinayetleri 3. Sayfa haberi değil, siyasi cinayetlerdir! Bu memleketin siyasetinin en önemli sorunlarından bir tanesi ve gerici düzenin kendisidir.   

"TÜRKİYE'Yİ İSLAM DEVLETİ HALİNE GETİRMEYE ÇALIŞANLAR..."

Bu düzen ve iktidar tarafından kadınların korunmasına ilişkin atılan her adım ikiyüzlülüktür, sahtekarlıktır. Gerici düzenle hesaplaşmadan kadınların korunması mümkün değildir.

Hiç kimse kusura bakmasın, kadınlar gerici tahakkümü kabul etmeyecek, sokakta, evinde şiddete uğrayan, aşağılanan, işyerinde eşitsizliğe maruz kalan her kadın yanında diğerini bulacak.

Türkiye’yi bir İslam Devleti haline getirmeye çalışanlar bundan nemalananlar, karşılarında bizi bulacaklar!

Sermaye sınıfı, para babaları AKP karanlığını destekleyerek çok açıkça meydan okudu Türkiye’nin bütün bir aydınlık birikimine. Biz de şunu söylüyoruz:

Karanlıkla mücadele edeceklerin de tıpkı sermaye sınıfı gibi kararlı olması, emeğin yanında bu karanlığa karşı cesurca meydan okuması gerekiyor. Asıl meselemiz budur!

Emperyalizm bölgemize savaştan, kandan başka bir şey getirmedi. Tüm Orta Doğu ve Afrika’yı dinle kan gölüne çevirdi. İşte Bu emperyalizmin meydan okumasıdır. Bu karanlıkla mücadele edenler de emperyalizme meydan okuyacaklar. Kum havuzlarında demokrasi oyunu oynamak bölgemizi kana boğan çeteleri destekleyen odaklarla birlik olmaktır! Umudu emperyalist planlarda stratejik hamlelerde aramak daha fazla şiddeti çağırmaktır.  

"DUAYLA SİYASET DUAYLA ÇÖZÜM OLMAZ!"

Halkımızı kandırmayı bıraksınlar!

Halkımızın evi, köyü yağmalanırken, taş üstünde taş bırakılmazken, dinci gericilik ve faşizm üstümüze çöreklenmiş bizi nefes alamaz duruma getirmişken, halkımızı tüm bunların çözümü için dua etmeye çağırmasınlar! Dini siyasallaştıran zihniyeti kendi alanlarında yeniden üretmesinler! Duayla siyaset, duayla çözüm olmaz.

Aydınlanma Hareketi tüm bu olanları ilk rapor ettiğinde bize ne dediklerini hatırlatmak istiyorum sizlere. “Bizi fişliyorlar” diye manşetlere taşıdılar raporu, aydınlanma hareketinin ilk imzacılarına, dostlarımıza saldırmaktan, hedef göstermekten hiç çekinmediler. 

Ne yapacaktık yoldaşlar? Bugün memleketimizin içine sürüklendiği karanlığın asıl sebebi olan gerici düzeni ifşa etmeyecek miydik? Susacak mıydık? Yok öyle yağma! o devir kapandı,

Bu kadar korktuklarına göre doğru yoldayız.

Bundan sonrası emekle, sabırla hareketimizin altını örmektir. Gericiliğe karşı aydınlanma hareketi sokak sokak örgütlenecek. Bizlere düşen görev aydınlanma bayrağını yere düşürmemek, işyerlerimize, mahallerimize sokmaktır. Karanlığa meydan okuyan binleri yüzbinlerce insan haline getirmektir.

Yolumuz uzun, yolumuzda birlikte yürüdüğümüz dostlarımız bizlere hep destek hep yoldaş oldular. Burdan onları saygı ve sevgiyle selamlamak istiyorum.

Bu memleketin harcında aydınlanma yok, buradan ancak burjuva laisizmi ve bir tür seçkincilik çıkar diyenler, görün bakın bu salona, var mıymış yok muymuş bu memleketin harcında aydınlanma!

Vakit tamam! Artık yeter! Gericiden yobazdan zorbadan hesap sorma vakti 

Boyun eğmiyoruz, aydınlık bir ülke için Karanlığa meydan okuyoruz!

İşte bütün meselemiz budur.

Asıl mesele bu muydu? Şimdi bu nereden çıkmıştı? 

Evet asıl meselemiz budur.

MİMAR SİNANLI ÖĞRENCİLERİN AİLELERİ DE ETKİNLİKTE

Geçen hafta evleri basılan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencisi 7 komünist partilinin aileleri de etkinlikte hazır bulundu. Aileler kürsüden selamlanırken "Yoldaşlarımızın aileleri de aramızda. Çocuklarına ve ülkenin geleceğine sahip çıkıyorlar. Onlara da merhaba diyoruz" denildi. 

YUNANİSTAN KOMÜNİST PARTİSİ'DEN KP'YE DESTEK

Etkinlikte Yunanistan Komünist Partisi Siyasi Büro üyesi Yorgos Marinos da bir konuşma yaptı. Marinos konuşmasının başında Türkiyeli komünistlerin AKP hükümeti tarafından gördüğü baskılar, açılan davalar karşısında dayanışma duygularını ileterek "YKP mücadelenizi destekliyor; partinize, iktidar ve burjuva devleti tarafından hukuki kovuşturmaya uğrayan yoldaşlara yönelik sarsılmaz bir dayanışma içinde olduğunu ifade ediyor. Kapitalist sistemi ortadan kaldırmak için çalışan Komünist Parti, AKP, Erdoğan ve Davutoğlu’nun baskıcı burjuva mekanizmalarının hedef tahtası olmuştur. YKP mücadelenizi paylaşıyor, kovuşturmaları kınıyor, Yunan halkını bilgilendiriyor ve Türk Elçiliği önünde kitlesel protesto eylemleri yapmak üzere hazır durumda olduğunu bildiriyor." ifadelerini kullandı.

Yunanistan'daki sınıf mücadelesi ve YKP'nin tutumuna dair bilgiler veren Marinos konuşmasının sonunda Komünist Parti'nin yolunaTürkiye Komünist Partisi adıyla devam etmesi yönündeki dileklerini de bildirdi. Marinos konuşmasında şunları söyledi:

Değerli yoldaşlar,

Yunanistan’daki gelişmelere ilişkin, biliyorsunuz, YKP, SİRİZA’nın gerçek yüzünü zamanında ortaya çıkardı. SİRİZA, sosyal-demokrat sistemin bir parçasıdır, AB ve NATO’nun stratejilerini benimseyen bir partidir ve kapitalist krizin yükünü halkın üstüne yıkıyor. Politikaları, büyük patronların kârlılığını ve rekabetini artıran işgücünün ucuzlamasına neden oluyor.

SİRİZA hükümeti, Yeni Demokrasi ve PASOK politikalarının devamcısıdır. Üçüncü memoranduma imza attı, ücretleri daha da düşürdü ve vergilendirmeyi artırdı. Bir yandan iş ve sosyal hakları yok ederken, limanları, havaalanlarını, demiryollarını ve stratejik değere sahip şirketleri özelleştiriyor.

Bu dönemde, AB, Avrupa Merkez Bankası ve IMF ile sert önlemler içeren yeni bir paket görüşülüyor. Buna göre; halkın üstündeki vergi yükü daha da artacak, emeklilik ücretleri düşecek, işçi hakları yeni bir saldırı altında kalacak, toplu işten  çıkarmalar gerçekleşecek ve grev hakkı sınırlanacak.

Sevgili yoldaşlar,

Yunanistan’daki gelişmelerin gidişatına bakarak birtakım çıkarımlar yapabiliriz.

98 yıllık devrimci rotası, tarihte edinilmiş tecrübelerin araştırılması, kahramanca mücadelesinde partimizin yaptığı hatalarının tespit edilmesi,
İşçi sınıfı ve halkın diğer kesimleri ile kurduğu güçlü bağlar 
Sosyal-demokrasi ve oportünizm ile tutarlı mücadelesi

YKP’nin direncini artıran ve bir burjuva hükümetinde yer alma basıncıyla baş etmesini sağlayan unsurlardan birkaçıdır.

Esas olarak, YKP’nin karmaşık gelişmelere etkili bir şekilde karşılık vermesi devrimci stratejisine dayanıyor. 

Partimiz, kapitalizm, AB ve NATO çerçevesinde kalarak halk yararına bir siyasetin yürütülemeyeceğine dair net duruş sergiliyor. Kapitalizmin tekelci – emperyalist bir evresinde olan Yunanistan’da sosyalist bir toplumun maddi önkoşulları olgunlaşmış durumdadır ve gerçekleşecek olan devrim sosyalist bir devrim olacak.

YKP gücünü; doğrudan halkın karşı karşıya geldiği sorunlar için verdiği günlük savaşım ve kapitalist sistemin yıkılıp sosyalizmin inşa edilmesi için verdiği mücadelesinden alıyor. Sosyalizm hedefi, işçi-halk hareketinde, ittifaklar politikasında ve siyasi faaliyetlerin her alanındaki taktiklerine yön veriyor.

İdeolojik çalışmalara, partinin ve gençlik örgütümüz KNE’nin güçlenmesine, tüm fabrikalar ve tüm iş sektörlerinde işyerlerindeki örgütlenme çalışmalarına özellikle ağırlık veriyoruz.

Israr ediyoruz;

Temelleri işyerlerinde olan güçlü, kitlesel sendikalarının olmasına ve reformizme karşı, sınıf hareketi ve PAME’nin lehine gelişecek bir güç dengesi için işçi hareketinin yeniden yapılanmasına,
Öncü, işçi sınıfı ile yoksul çiftçi ve  halktan ailelerin kadın ve gençleri ile güçlü bir sosyal-halk ittifakının kurulmasına; işçi ve halk güçlerinin devrimci durum koşulları şekillendiğinde sömürü sisteminin ortadan kalkması ve güncel, sert sınıf çatışmalarına hazırlıklı olması için kapitalizm ve tekellere karşı mücadelenin güçlenmesine,

Halkımıza; toplu üretim araçlarının toplumsallaşması, merkezi planlama ve işçi-sosyal denetiminin gerçekleşmesi, halkın ihtiyaçlarının karşılanması ve ülkemizin AB ile NATO’dan kopuşu için işçi, halk iktidarının şart olduğunu yılmadan anlatıyoruz.

Bu çizgide ilerleyen YKP’nin sınıf hareketine öncülük ettiğini ve sendikalarda yeni pozisyonlar kazandığını vurgulamak isteriz.  Ayrıca, güçlü bir işveren-iktidar sendikası olan Yunanistan Genel Konfederasyonu’nun kurultayında sınıf güçlerinin 2. sıraya yükseldiği konusunda sizi bilgilendirmek isteriz.

Partimiz, emperyalistler arası rekabetin doğurduğu emperyalist savaşlara ve halkı kuvvetli emperyalist devlet ve ittifaklarının bayraklarının altında toplayan güçlere karşı mücadele ediyor.

Çok ağır koşullarda yaşam savaşı veren ve AB ile SİRİZA-ANEL hükümetinin tehlikeli politikalarından mağdur olan göçmen ve mültecilere olan enternasyonalist dayanışmamız bu mücadelenin bir parçasıdır.

Komünistlerin burjuva hükümetlerinde yer almasının halk çıkarlarına ve sosyalizmin inşasına hizmet edemeyeceğinin altını çizerek, komünist hareketin içindeki oportünist pozisyonlara karşı mücadelemizin zorunluluğunu vurgulamak isterim.

YKP, milletvekilleri ile ulusal ve Avrupa meclisinde işçi sınıfının ve halkın sorunları için müdahalelerde bulunuyor; halk düşmanı yasa tasarılarına ret oyu veriyor; bir yandan çalışanları bilgilendiriyor, öte yandan meclis dışında, çeşitli iş sektörleri ve işyerlerinde çalışmalarını sürdürüyor.

Parlamenter mücadelenin mutlaklaştırılmasının komünist ve işçi hareketine büyük zararı oldu. Burjuva demokrasisi sermaye iktidarının, diktatörlüğünün bir şeklidir. Sosyalizmin inşası için birçok komünist partinin bilinen ‘aşamacı’ programlarında yer alan parlamenter mücadele, kapitalizm zemininde yapılmış bir seçimdir; karşı-devrimden sonra komünist hareketin ideolojik, siyasi ve örgütsel krizinin derinleşmesinin bir unsurudur. Komünist hareketin  yeniden yapılanması ve bütünsel bir devrim stratejisinin oluşumu hepimizin sabit görevidir. İşçi sınıfının çıkarlarını savunan, kapitalizmi devirmek koşuluyla sosyalizmin inşasını kendine  tarihi misyon olarak üstlenen komünist partilerinin güçlenmesi  mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

Yoğun ideolojik ve siyasi çatışmalara sahne olan komünist partilerinin birçok uluslararası ve bölge toplantısına katılıyoruz. Devrimci çizgi  doğrultusunda daha büyük kazanımların elde edilmesi için bu mücadelenin sürdürülmesi şarttır. 

Bu çerçevede Komünist Partilerinin uluslararası toplantılarında, ‘Avrupa Komünist İnisiyatifinde’ ve ‘Uluslararası Komünist Dergi (ICR)’da partilerimizin işbirliği büyük önem kazanıyor ve zorluklara rağmen katkımız daha da artabilir.

Son olarak;

Partinizin fraksiyonist-oportünist gruplara karşı verdiği mücadeleyi ve yıllar yılı yoğun çabalarınızın önemli sonuçlarını çok yakından izlediğimizi vurgulayarak, cesaret alıp şunu ifade etmek istiyorum: İşçi sınıfı içinde ve uluslararası komünist hareketteki çalışmalarınızı kendi adınızla, Türkiye Komünist Partisi adıyla sürdürmeniz size büyük katkı sağlayacaktır. Ben, bunu ifade etme gereğini duydum, elbette ne yapılması gerektiği siz daha iyi bilirsiniz.

Çok teşekkür ederim,

YAŞASIN Türkiye’nin Komünist Partisi ve YKP arasındaki yoldaşça ilişki!

YAŞASIN Marksizm- Leninizm ve Proleter Enternasyonalizm!

"BU ÜLKEDE İŞÇİLER VAR!"

Gecenin sunucusu Tayfur Turan tarafından yapılan konuşmada Komünist Parti'nin "sınıf çelişkilerini unutturmaya kalkanlara, sermayeyi aklayanlara, sınıf işbirliğini çözüm gibi sunanlara" karşı “aslolan sınıf çelişkileridir" dediği belirtilirken, partinin yaklaşan 1 Mayıs'ın "Emekçi halkın Erdoğan’la hesaplaşacağı" gün olması için çabalanması gerektiğini söylediği dile getirildi. 

Gecenin önemli metinlerinden birisi de Komünist Parti tarafından hazırlanan "Bu ülkede işçiler var!" başlıklı metin oldu.  Metal İşçisi Ozan İncedere tarafından okunan metinde şunlar denildi:  

Bu ülkede işçiler var!

Ben bir işçiyim sense patron.

Çoğunlukta olmama rağmen yok sayılmam senin marifetin.

Yaratan ve üreten benim, el koyan sensin.

Bu şehirleri, binaları, yolları ben yaptım. Ben tasarladım, ben çizdim, harcı ben kardım, tuğlayı ben koydum, asfaltı ben döktüm. O kabloyu ben çektim, o direği ben diktim, o şebekeyi ben kurdum.

Bindiğiniz araba, elinizdeki bilgisayar, kullandığınız yazılım, kulağınızdaki telefon benim eserim.

Hayatın bütün değerlerini aklımla, vücudumla yaratan benim.

Sense asalaksın. Bilgimi, yaratıcılığımı sömürüyor, ürettiğime sahip çıkıyorsun.

Hırsızsın, emeğimi çalıyorsun.

Katilsin, her yıl binlercemizi işyerinde, ekmek paramızı, hayatımızı kazanmaya çalışırken katlediyorsun. Tatilde, sokakta veya evimde değil, sen beni daha çok sömürmeye çalışırken, senin para sevdan yüzünden, işyerinde ölüyorum. Utanmadan kader, kaza diyorsun.

Bu kadar çok olmama rağmen görünmemem senin marifetin.

Yaratan ve üreten benim, yöneten sensin.

Devlet senin, polis ve asker senin, meclisteki partiler senin, adına demokrasi dedikleri bu düzen senin. Bana bir sendikayı bile çok gören, her türlü aracı, numarayı kullanarak örgütlenmemi, bir araya gelmemi engelleyen sensin.

Senin gözünde en büyük suç benim sana boyun eğmemem, böyle gelmiş böyle gitmez demem, bu düzene başkaldırmam. Emekçileri ezen herkesi alkışlaman bu yüzden.

Bunu yapanları katleden, zindanlara dolduran, işkence tezgahlarından geçiren aslında sensin. 12 Eylül faşizmi sırasında bu yüzden gülüyordun. Özal'ın liderliğinde her istediğini alırken şımarık bir çocuk gibiydin. AKP ile tarihinin en kârlı, en rahat dönemini geçirdin.

Gericiliğin önünü açan sensin. Hakkımı aramamın günah, sana itiraz etmemin ayıp olması senin uydurman. Hak ettiğimin ufacık bir kısmını, üstelik hep sana muhtaç kalacak şekilde, sadaka biçiminde bana geri vermeyi sen buldun. Bu dünyanın adaletsizliklerini kabul etmem için sahaya sürülen yobazların hepsi senin yetiştirmen. En kârlı yatırımın olan imam hatiplerin sayısı artarken, senin daha çok para kazanman bundan.

Hırsız ve katilsin. Seni AKP'den daha iyi temsil edecek birilerini bulamaman, sana başkasının değil Erdoğan'ın yakışması bu yüzden.

Sen yalancısın, benimse gerçekleri söylemek boynumun borcu.

En büyük yalanın benim yokluğuma dair olanı. Oysa ben varım. Bu ülkede emekçiler var. Bu ülkede bir işçi sınıfı var. Biz varız.

Gerçekler benim, bizim tarafımızda, yalanların üzerinde duransa sensin.

Gerçekler yalanlardan hep daha üstündür.

Gerçekler patronlardan üstündür.

SALONU SELAMLADILAR

Etkinliğe katılamayan Osman Çutsay, Serpil Güvenç, Kaya Güvenç, Oğuz Oyan etkinliği gönderdikleri bir mesajla selamladılar.

YAŞASIN TKP SLOGANLARI

Komünist Parti Merkez Komite üyesi Kemal Okuyan, "Yaşasın Türkiye Komünist Partisi sloganlarıyla kürsüye çıktı.

Sizlerle memlekete, partiye, mücadelemize dair ne düşündüğümüzü paylaşmak istiyorum. Hemen başa malum şahsı koyacağım, Erdoğan'ı. Erdoğan nereden geldi, hepsi oradaydı. Erdoğan'ın önünü kapamak şık olmaz diyen Deniz Baykal'dı. Liberaller hükümet oldu ama iktidar olamadı diye yardım etti. Kürt siyaseti oh olsun askerden kurtuluyoruz diye destek oldu. Ilımlı İslam Erdoğan'a yakıştırıyorlardı. Erdoğan'ın arkasında her şeyden önce sermeye duruyordu. ABD duruyordu, AB duruyordu. Aradan geçen süre içinde herkes oradaydı, bir tek biz yoktu. 2002'den bu yana bir tek komünistler yerinden oynamadı, mücadele etti. Şimdi bize Erdoğan'a karşı birlik olalım diyorlar hepimiz. Biz size güvenmiyoruz, karşı taraftayız.

CHP'YLE HDP'YLE SOLCULUK YAPMAYACAĞIZ, BİZ BAŞKA TARAFIZ

Erdoğan gidecek. Dünya sisteminde çatlak var, blok da çatladı. AKP koalisyonu dağılacak, gidecek. Biz halkımızın örgütlü gücüyle ilgiliyiz, bu çatlaklarla değil. Biz Erdoğan'ı Erdoğan yapan güçlerle de kavgalıyız. Erdoğan'ın alternatifi yok diyorlar. Türkiye'de patron sınıfı ve ABD Erdoğan'dan başkasını bulamaz diyorlar, bu bir ahmaklık. Kapitalistler uşak bulmakta zorlanmazlar. Erdoğan'a mahkumlar demek, ondan kurtulmak için birlik olalım diye. HDP'yle CHP'yle solculuk ya da Erdoğan karşıtlığı yapmayacağız, bizden bunu istiyorlar. Bizim birliğimiz başka, sermeyanin birliğinde solcuların işi yok. Bizim birliğimiz burada, sokakta, fabrikada. 

1 MAYIS: KİMSE BİZİM ADIMIZA KARAR VEREMEZ

Erdoğan'a tanrı diyenler oldu. Evet, hırsızlığın, katilliğin tanrısı olabilir, bu tanrıyı yer yüzünden biz kovacağız! Başkan yapmayacağız ama olsan da olmasan da gidiyorsun, gideceksin. İşçi arkadaşımız söyledi, Türkiye'de işçiler var. Adına Yavuz Sultan Selim köprüsü dediler, Yavuz Sultan Selim öldürmeye devam ediyor, o inşaatta 80 işçi öldü. Bu işçilerin sesinin daha yüksek çıkması için bu partinin görevi var, ilk göreve bunu yazacağız. Bu görev Türkiye'nin işçi sıfını partisinindir.

1 Mayıs yaklaşıyor. Bazen kavga ederiz Taksim için, bazen Kadıköy'de on binlerle buluşuruz, gün olur Türkiye'nin her yerinde buluşuruz, bazen de geçen yıl yaptığımızı yaparız, hadi oradan diktatör deriz, Taksim'e çıkarız. Bizim için öncelik işçi sınıfının mücadelesinin büyümesidir. Biz 1 Mayıs'ı 2 Mayıs'a bağlarız. Bu yıl da öyle yapacağız. Taksim'e de hazırız,  başka yerde on binlerle toplanmaya da hazırız. Bizim adımıza kimse karar veremezler, Türkiye'de işçi sınfı adına konuşacak tek bir örgüt yoktur. Maalesef şanlı bir geçmişi olan DİSK'in de yapamayacağı bir şey bu. Milyonlarca işçiyi örgütleyerek mi konuşuyor DİSK? Biz 1 Mayıs'ın hakkını vereceğiz, Erdoğan'la hesaplaşacağız. 

YÜZDE 50...

Türkiye'de yüzde 50, yüzde 50 deniliyor AKP için. İş geldi çocuk tecavüzlerini savunmaya geldi. Kapitalizm toplumu çürütüyor, biz bu insanları da kurtaracağız kapitalizmden ama diğer yüzde 50'yi, bütün bunlar isyan edenler, Haziran'da sokağa çıkanları düşüneceğiz önce. Çünkü kendimize ait sandığımız alanı da kaybetmeye başladık. Altan Tan'lara, Ekmeleddinlere oy verdirerek, Selo başkan dedirterek kaybediyoruz bu enerjiyi. Biz devrimciyiz devrimler bazen toplumun önemli bir kesimine karşı yapılır. Bu mümkündür. En büyük aydınlanma hamlesi sosyalizmle olacak. O insanlara biz de gücüz diyerek ayağa kalkabiliriz. 

20 YIL ÖNCE YAPILAN TOPLANTI VE KÜRT SORUNU

Zaman zaman bize duyarsız deniliyor. Boş verin ne denildiğini, bizim ne dediğimiz önemli. Bir Altan Tan tartışması var. Altan Tan kimdir, Refah Partili istikrarlı, tutarlı bir gericidir. HDP'nin Altan Tan'ları yeni bünyesine çektiği söyleniyor. Yıl 1996, 1995'te bizim partimiz emeğin sesiyle Kürt halkının sesini buluşturmak için bir bloğa katıldık, o zaman küçük bir partiydik. O seçimde istedikleri oyu alamadılar, ben ve bir yoldaşım tam 20 yıl önce Taksim'de lüks bir otelde yapılan toplantıya katıldık. Karşımızda Kürt hareketini temsilen Altan Tan ve Mehmet Metiner vardı toplantıda, biz dostlarınız buysa biz sizin dostunuz değiliz dedik ve toplantıyı terk ettik. Demek ki yeni bir şey yok, dostlukları sürüyor. Bunlar rastlantı değil.

Efkan Ala ve Hakan Fidan dostunuzsa biz düşmanınınız. ABD'yle dostsanız biz yokuz diyoruz.

Biz komünistiz, komünistin dili, dini olmaz.

Biz Kürt siyaseti karşısında Türkiye soluna yakışır bir tutum sergiledik. Bu tutum 2016'da geriye dönük olarak da doğrulandı, 1996'dan bu yana doğrulandık, haklı çıktık.

BİZ O GÜN TKP OLDUK

Şimdi biraz partimize gelelim. 2015 yılı partimiz açısından çok zorlu sınavlarla geçti. 2014'te kriz yaşadık, 2015'te Türkiye'nin Komünist Partisi burada demek için buluştuk. Bizi çok zor iki seçim sınadı. 2002'de ilk kez seçime girdiğimizde çok çalıştık, çok sesimiz çıktı, çok ilgi gördük ama bir şey açıktı, seçimler devrimcilere pek yaramıyor. Biz 2002'de kimsenin ön görmediği kadar düşük bir oy aldık. TKP adıyla ilk seçimimizdi, o akşam bir durduk, normal biz de insanız. Toplantı yapıyorduk, odamızın kapısına bir mesaj atıldı, yoldaşlar biz sizi yine de seviyoruz diye. Şimdi bakın, bu bir siyasi tavır değildi, bu bir yoldaşlık hukukunun tesiriydi. Oradaki o pusula, seçimler bize boyun eğdirmez mesajıydı. Seçim akşamı çıktık, mücadeleye asıl şimdi başlıyoruz dedik. 2011 yılı, hani 500 bin boyun eğmeyen aradığımız ve gene çok düşük aldığımız seçimden sonra 2002'deki ruh gitmişti, bunu açık yüreklilikle söylüyorum. Bu partimizdeki ilk sinyaldi, bazı yoldaşlarımız altüst oldu. Çok şaşırtıcı çünkü komünistler asla seçim sonuçlarına göre tavır almaz. 2011'de partimizde bir virüs yayıldı, inanmamak! Haziran seçimlerinden sonra önümüze bir tablo konuldu, Komünist Parti 13 bin oy aldı. Güldük! Şaka gibi bir oy aldık ama bir tek yoldaşımız inancından bir milim şaşmadı. O gün Altan Tan ve benzeri gericilere sevinenler, Komünist Parti düşük oy aldı diye halaya durdu. Biz o gün dedik, artık partimiz Türkiye Komünist Partisi olmuştur. Büyük ihtilalci Lenin başarıdan korkmayan bir devrimciydi, ancak büyük düşünmek için geçici başarısızlıktan da korkmayacaksınız der, seçimler vız gelir, biz ülkenin Komünist Partisiyiz. Seçimlere bel bağlayan bir parti değiliz, Türkiye'de solun ayarı bozuldu, Meclis hayalleriyle doldu. Biz bunu bundan sonra da yapmayacağız. Yapılmayacağının kanıtı KKE'dir, onlar o kürsüden değil fabrikadan taşıyacağız işçileri iktidara diyor.

TKP'Lİ YOLDAŞLARIMIZI YUVAYA ÇAĞIRIYORUZ

Haziran'da TKP olduk biz. Dostlarımız yazık ettin diyorlar, 2014'te büyük fırsatlar vardı partimiz için. Doğdurur yazık ettik ama bazı şeylerden kaçamazsınız TKP'nin birliği 2014'ten önce bozulmuştur. TKP, kendi bünyesinde birden fazla partiyi barındırır hale gelmiştir. Buna izin verseydik, alışsaydık bizi çok daha kötüsü bekliyordu. TKP'nin gittiği yoldan başa yolu isteyen, arzu edenler varmış, haklarıdır. Öte yandan TKP'nin kendi bildiği yoldan yürüme hakkı vardır, biz bu yoldan devam edeceğiz. Biz 2014'te kişisel nedenlerle bu partiyi krize sokmadık, farklı yollardan gitmek istediğimiz için kriz çıktı. Bugün TKP'yle alakası olmayan bir şey ana rahmine düştüğünde bunu kesip atmak zorundaydık, o zaman örgütsel sorunlarımız yok, bizim böyle sorunlar yoktur diyenler sonra o çocuk sosyal demokrat, oportünist olunca dediler ki biz onla hesaplaştık. Biz hata yaptık denilir buna hesaplaştık değil. TKP'nin enerji kaybetmesine neden olduktan sonra biz sağ sapmayla hesaplaştık denilemez. Bizim kültürümüz önce kendileriyle alakalı bir değerlendirme yapmayı kılar. TKP'nin geleneğinden gelenler bu değerlendirmeyi yaptık, bu hatanın bir daha olmaması için. Bunu başkalarından da bekleriz. Şimdi çağrımız, Türkiye Komünist Partililere, siyasette kin olmaz, mutlak ayrılık diye bir şey de yoktur. Bizi ilgilendiren TKP çizgisiyle ortaklık ve samimiyettir. Bu olduğu sürece partimiz Türkiye'de bütün komünistlerin partisidir. TKP'li olan tüm yoldaşları yuvaya geri dönmeye çağırıyoruz.

Benim bulunduğum partide olmam diyen bir yoldaşıma rozeti ben kendim taktım, önemli olan samimi bir muhasebe ve TKP hattına bağlılık, gerisi teferruattır. Bu parti Syriza'nın önüne yatanları gördü, bizim geçmişimizde böyle şeyler yoktu. TKP adı bizim partimizin hakkettiği bir addır. Biz her ne yapıyorsak haklı olmak zorundayız, şu anda hangi kriterde olursa olsun bütün bunlara baktığımızda sonuna kadar hakedilmiş bir isimdir TKP adı, yaygınlık, siyasi etkinlik biz bu hakkımızı tabii ki kullanacağız. Biz 2014 yılında çok yakışıksız başlayan ama sonrasında herkesin imrenerek baktığı bir ayrışma yaşadık, yine öyle olsun diyoruz. TKP'lilere çağrımız budur, birleşme yok, komünistlerin birliği partinin tekleşmesiyle oldur. TKP'liler partimize katılacak. Yoldaşlar yolumuzda yürüyoruz, herhangi bir dış çalışma yapmadık, bu toplantıyı örgütledik. Şunu görüyoruz, partimiz yolunda güvenli adımlarla devam ediyor devrim ve sosyalizm mücadelesine. Burada bize şu soruyu soruyorlar, ne kadar yalnız yürüyeceksiniz, yoldaşlar biz yalnızlık meraklısı değiliz ama bazen bunu göze alıp çoğalırsınız. Biz bunu göze aldığımız için bugün bu kadar kalabalığız ve çoğalacağız.

Sosyalist Türkiye'yi ortak irademiz göreceğiz.

Okuyan'ın konuşmasının ardından Komünist Partili müzisyenler sahneye çıktı.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)