• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Kriz, Sağ Popülizm ve Halkçılık

Deniz YILDIRIM

21. yüzyılın ilk çeyreğindeyiz ve Batılı merkezlerde bir hayalet dolaşıyor: Popülizm hayaleti. Popülizm sözcüğü gündelik siyaset dilinde kötülenen, eleştirilen bir karakterdedir. Oysa iki yanlıdır; bir yanı giderek faşizme kayma eğilimini de içinde barındıran ve halkın ekonomik öfkesini kimliklere nefrete kaydıran otoriter sağ popülizm ve bunun karşısında gerçek bir demokrasi talebi etrafında ezilenlerin ekonomik taleplerini politikleştiren sol popülizm. Halkçılık dediğimiz ve her yazıda altını ısrarla çizdiğimiz program ve strateji ikincisidir.

Birincisine, yani sağ popülizmin yükselişine bakalım önce. Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi en güncel örnek. Ama burayla sınırlı değil; ön işaretler İngiltere’de Brexit referandumunda sağ popülist UKIP’in siyasal etkisindeki artışta kendisini göstermişti; rüzgarın Aralık’ta Avusturya’daki, 2017’nin ilk çeyreğinde de Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru kuvvetlenerek esme ihtimali hiç olmadığı kadar güçlü. Le Pen’in danışmanının Trump’ın seçilmesinden sonra ortaya attığı saptama önemli: “onların dünyası yıkılıyor, bizim dünyamızsa inşa halinde”. Diğer yandan Trump’ın seçildikten sonra ABD’de ağırladığı ilk denizaşırı siyasetçinin UKIP lideri Nigel Farage olduğunu bu çerçevede değerlendirmekte yarar var. 

Özetle sağ popülist bir enternasyonel eğilim Batılı merkezleri giderek etkisi altına alıyor. Etkiyi sadece ABD’de Trump’ın ya da Fransa’da Le Pen’in yükselişiyle de açıklayamayız. Merkez sağ olarak bilinen siyasetler de aşırı sağa yitirmeye başladıkları seçmen tabanını geri kazanabilmek için radikal sağ söylem ve stratejileri bünyelerine uyarlıyor. 

Örnek mi? Fransa’da Sarkozy’nin kurduğu Cumhuriyetçi Parti. Devrimle kurulan Fransız Cumhuriyeti’nin programı bugün Sarkozy ile Le Pen’in “Cumhuriyetçi” söylemi altında can çekişiyor. Aynı durum ABD’de Cumhuriyetçi Parti liderliğine ve ardından da ABD başkanlığına Trump’ın seçilmesinde gözleniyor. Cumhuriyetçiliği 18. Yüzyılda burjuva devrimlerinin en önemli kazanımı olarak dünya sahnesine çıkaran iki ülkede, ABD ve Fransa’da bugün Cumhuriyetçilik aşırı sağın otoriter ve ırkçı temelde halkın öfkesini seferber etme stratejisinin maskesine dönüşüyor. Sağ popülizm ve cumhuriyetçi sağcılaşma birbirini bütünlüyor. 

ABD emperyal devlet aklının Trump’a göre tam bir manevrayla rota değiştireceğini düşünmeyelim; sınıfsal olarak Trump’ın içinden geldiği kesimlerle bu anlamda bir uyuşmazlığının olacağını da. Trump krizle yoksullaşan ve giderek eski ayrıcalıklarını yitirmeye başlayan sınıf ve kimliklerin öfkelerinin düzen içinde tutularak kontrollü bir biçimde doğumuna öncülük görevinde; yapabilir mi göreceğiz. Ama Trump gibi bir adayın yükselişi ve benzerlerinin Avrupa’yı giderek esir almaya başlaması başka sosyal ve siyasal sorunların semptomu. 

Sağ Popülizm Neden Yükseliyor?

Nedir bunlar? Madde madde gidelim. 

2007-2008 krizi derinleşiyor. Krizin siyasal etkileri de giderek beliriyor. Merkez çöküyor, merkezkaç kuvvetler siyasette güçleniyor. Merkez sağ ve solun hemen hemen aynılaştığı programlara karşı kitleler kötüye giden hayat koşullarıyla ilgili bir açıklama bekliyor ve radikal sağ popülist söylem, merkezin ve temsili demokrasinin krizinden yararlanarak öfkelerine akacak bir mecra sunuyor. Sorun var evet, ama hayatınız göçmenler, azınlıklar, Müslümanlar yüzünden kötüye gidiyor. Açıklama bu; faşizmin önsel mayalanma işaretleri burada bulunuyor.
Neoliberalizmin yönetme krizi derinleşiyor. Bu anlamda sağ popülizmin yükselişi, hakim sınıfların yönetme krizi işaretlerinin giderek arttığı bu dönemde sistem dışı seçeneklere karşı kötünün iyisi olarak görülüyor. Trump’ın karşısına Demokratlar’ın Sanders’ı değil de Clinton’ı çıkarması bile bunun kanıtı. Bir başka ölçüyü alalım ve krizdeki Yunanistan ile İspanya’da yükselen sol popülist iktidar seçeneklerinin boğulması için Avrupa hakim sınıflarının neler yaptıklarına bakalım. Hem Syriza’yı iktidardayken boğma ve modelleşmesini önleme hem de İspanya’da son bir yıldır tıkanan siyasal sistemde Podemos’un iktidara gelmesinin önüne geçme stratejisi hiçbir zaman sadece bu ülkelerin iç burjuvazilerinin gündemi olmadı; Almanya, Avrupa Troykası her türlü tehdidi kullandı, sopayı gösterdi. Dikkat edelim; sağ popülizmin yükselişi karşısında böyle bir gündem henüz bulunmuyor. Zira merkezin çöktüğü, sistemin “eskisi gibi” yönetemediği koşullarda demokratik bir halkçı seçeneğin ortaya çıkmasına karşı sağ popülizm ehven-i şerdir, kötünün iyisidir; öfkenin “şimdilik” kontrollü olarak sınıfsal karakterinin başka alanlara kaydırılmasının köprüsüdür. Hakim güçler açısından elbette.

Buna karşın kriz sadece neoliberalizmin yönetme krizi değil. Aynı zamanda Batılı merkezlerde temsili demokrasi de çatırdıyor. Zaten “neoliberal mutabakat” dayatmasıyla yürütme yasama karşısında yıllar içinde güçlendirilmiş, ekonomi teknik bir mesele gibi gösterilerek halk önemli karar süreçlerinden dışlanmıştı; egemen sınıflar tüm dünya genelinde hakim bir iktidar biçimi olarak yürütme içinde temsil olanaklarını otoriter temelde arttırmıştı. Şimdi bunun krizi, sağ popülizm tarafından otoriter bir inşa adına daha da derinleştiriliyor. Sağ popülizm, bir şef-lider etrafında halkın öfkesini seferber ederken, aracı mekanizmaları düşmanlaştırıyor. Temsil mekanizmalarını lider ile halk arasındaki engel olarak yansıtıyor. İktidarın giderek tekelleşme eğilimine gireceğinin ön işareti olan bu dalga, merkez siyasetlerin, giderek işlevsizleşmiş temsili demokrasinin ve neoliberal modelin üçlü krizi üstünde yükseliyor.
Nitekim neoliberal sağ popülist bir parti olan AKP de bu üçlü krizi fırsata çevirip 2001 Krizi sonrasında iktidara geldi ve adım adım ülkeyi yanına aldığı müttefiklerle ve derinleşen kriz eğilimleriyle birlikte faşizme doğru sürüklüyor. Bu anlamda AKP bu sağ popülist stratejinin iktidara ulaştıktan sonra varabileceği yerle ilgili en erken örneklerden birisi.

Öyleyse Halkçılık, Nasıl?

Bugün Türkiye içinde bu gidişe karşı bir seçenek yaratacaksak hem bu somut durumu hem de sağ popülizmin üzerinde yükseldiği üçlü krizi dikkate alan yeni bir strateji, örgütlenme ve program yaratmalıyız. Üçlü krizi hatırlayalım: Merkez siyasetlerin çöküşü; temsili demokrasinin yetersizleşmesi ve neoliberalizmin krizi.
Bir, merkez siyasetlerin çöküşü sağ popülizmin beslendiği yerdir, giderek aynılaşan merkez sağ ve merkez sol karşısında sağ popülizm kendisini “halk”ın tek gerçek temsilcisi olarak sunar. Zıtlığı “establishment/düzen ile halkın temsilcisi” olarak kendisi arasında kurar. Bu açıdan panzehiri, soldan bir popülizm/halkçılık stratejisinin geliştirilmesidir. Merkezden, sosyal demokrat, sosyal-liberal ve teknokratik söylemlerle sağ popülizm önlenemez. Sağ popülizmin panzehiri merkezi diriltmek değildir; zira kriz, merkezi uçlara çekmektedir. Merkezin sağcılaşmasıyla sağ popülizmin yükselişi ise birbirini tamamlamaktadır. Merkez sola; sol halkçılığa. Asgari program ve stratejiyle kaçınılmazdır.

İki, temsili demokrasinin krizi; sağ popülizmin gösterdiği semptomlardandır. Halka giderek kapanan, kapalı kapılar ardına sıkışan siyasal karar ilişkileri karşısında popülizmin yükselişi, halkın siyasete daha fazla dahil olma isteğinin göstergesidir. Sağ popülizm bunu temsili demokrasi krizini derinleştirerek ve otoriter temelde tüm karar süreçlerini liderin etrafında seferber ederek (halkı liderde bedenleştirerek) sömürür. Soldan bir halkçılık stratejisi, temsili demokrasinin bu krizini dikkate almak, Saray Rejimi’ne karşı 1982 Anayasası çizgisini savunmak yerine halkı karar süreçlerine daha fazla katacak yerelleşme, doğrudan demokrasi pratiklerine alan açmak ve yeni bir kurucu meclis seçeneği etrafında yeni bir demokrasi, özgürlükçü yeni bir anayasa gündemiyle siyaseti ileriye taşımak zorundadır. “Halkçı, laik, barış içinde, demokratik cumhuriyet”, temsil krizi ve faşizm karşısında gerçek bir demokrasi zemininin slogan düzeyinde birleştirici ifadesi olmalıdır. Ülke sorunları otoriter-faşizan yöntemlerle çözülememekte, derinleşmektedir. Buradan çıkış için en birleştirici siyasal program, demokrasi ve cumhuriyet ufkumuzda görünürleşmelidir.

Üçüncü kriz neoliberalizmin krizidir. Bu kriz yoksullaşmayı, sınıflar arası uçurumu arttırmakta; eğitim yoluyla sınıf atlama hayalleri özellikle gençler için giderek imkansızlaşmakta ve orta sınıfların eski ayrıcalıkları kaybolmaktadır. İşçileşme ve güvencesizleşme yayılmakta, bu durum “fıtrat” olarak sunulmakta; kadere bağlanmaktadır. Hayat pahalılığı daha da artacak ve iktidarın bunu çözecek hiçbir gerçekçi programı yok. Bu krizi sağ popülizm “göçmenler, azınlıklar işlerinizi elinizden alıyor” açıklamasına kanalize ediyor; Hitler taktikleriyle. Merkez sol siyasetlerinse bu gidişe karşı tek bir önerisi yok. “Şeffaflık olsun, üst kurullar yönetsin, halk dışlansın”. Çare olmadığı gibi sağ popülizmi güçlendiriyor. Soldan bir halkçılık stratejisinin bu neoliberal krize yanıt vermesi zorunlu ve bu yanıt ekonominin halkçı-kamucu bir program etrafında, emekçiden yana yeniden örgütlenmesini gündeme getirmek zorunda. Neoliberalizmi sosyal hale getirerek değil; neoliberalizme karşı en geniş halkçı ekonomik-siyasal seferberliği aşağıdan yukarıya gerçekleştirerek.

Tüm bunları kesen bir gerçek daha var: kurulu düzen olarak sistem, eski aktör-söylem ve programlarıyla yönetemiyor. Merkezkaç kuvvet ve söylemlerin öne çıkışı ve halk içinde karşılık bulması da bunun kanıtı. Eskinin ölmeye, yeninin doğmaya başladığı bir döneme doğru dünya ilerliyor. 

Türkiye’de Durum

Türkiye ile bitirelim. Az önce ifade ettik; AKP bu sağ popülist stratejinin yükselişinin en erken örneklerinden biri. Genel olarak Siyasal İslamcı popülizmin 1990’lı yıllarda mahallelerde, gecekondu ve işçi bölgelerinde yükselişi, Türkiye solunun halkçı-popülist damarından giderek kopmasından da  bağımsız değil. Sol popülizmin, halkçı bağların aşındığı yerde boşluğu sağ popülizm dolduruyor. Sağ popülizmle mücadelenin yolu, halkçılığı ve halkla bağları ilerici temelde güncelleyecek bir stratejiden, örgütlenmeden ve programdan geçiyor. 

Erken örnek olarak AKP bugün sağ popülist hareketlerin varabilecekleri yeri gösteriyor: faşizmin MHP gibi geleneksel aktörleriyle ittifak halinde ülkeyi faşist bir rejime doğru sürüklemek. Diğer yandan Batılı merkezlere göre bazı avantajlarımız var.

Batı merkezlerinde, burjuva demokratik devrimleriyle kurulan cumhuriyetlerde Cumhuriyetçilik bugün aşırı sağ söylem ve stratejinin otoriter maskesine dönüşürken; Türkiye’de cumhuriyetçilik hiç olmadığı kadar sol, demokratik bir gündem maddesi artık ve siyasal söylemde de sağın Saraycı-monarşist eğilimleri karşısında uzlaştıran ve birleştiren bir toplam program aynı zamanda. Bu önemli.

İkincisi; aşırı sağ popülist AKP ülkenin sorunlarını çözmek bir yana, yukarıda sözünü ettiğimiz üçlü krizi daha da derinleştirdi. Merkez siyasetler krizde, demokrasi krizde ve neoliberal kriz hiç olmadığı kadar kuvvetli bir fırtınayla dalgaları yükseltiyor. Türkiye derin bir kırılmaya doğru gidiyor ve AKP-MHP ittifakının bu sorunların otoriter-sopalı çözümü dışında hiçbir çözüm stratejisi bulunmuyor. Bu ise çöküşü daha da kaçınılmaz kılıyor. Aşırı sağın tüm popülist renkleri bu çöküşün ortağı olma yolunda; bir yeni kriz döneminde krizi bu kez ileri bir atılıma, yeniden kurucu bir halkçı-demokratik seçenekle aşma yolunda Türkiye’nin ilerici siyasetleri rakipsiz kalabilir. Batı’da kriz sağ popülistleri iktidara taşırken; Türkiye’de sağ popülist iktidar ve ittifakları ülkeyi krize taşıyor. Bunu önden gören ve çöküşe karşı çıkışı bugünden ören bir siyasal seçeneğe, stratejiye ve programa ihtiyaç hiç olmadığı kadar artıyor. Sol popülizm olarak Halkçı seçeneğin önü Batı’ya göre daha açık diyebiliriz.

İşte bu yüzden, bugünden, gecikmeden “kurucu meclis gibi örgütlenme, halkçı strateji, demokratik asgari programda birlik siyasetiyle Laik, Demokratik Cumhuriyet’e” diyeceğiz. Tarihin fırsat penceresi siyasetler bunu gördüğü, buna göre yapılandığı oranda açılmıştır. 

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.