• BIST 109.024
  • Altın 151,143
  • Dolar 3,6591
  • Euro 4,3237
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 32 °C
  • Antalya 26 °C

Kürt sorununun geldiği boyut

Torun Ahmet TÜRKMEN

Bugün Kürt bölgelerinde ilan edilmemiş bir savaş var. Tanklar, toplar sokaklarda. Sanki düşman bir cephede mevzi savaşı yapılıyor. Kaybolan hayatlar, yıkılan evler. Yüzlerce yıllık kültürel miras yerle bir ediliyor. Bunlarla birlikte Kürt ve Türk uluslarının ortak yaşam kültürleri, iki halkın ortak yaşam hayalleri ve umutları da yok ediliyor.

Siyasal partilerin, parlamentonun bile dışlanarak sürdürülen çözüm sürecinin, tarafımızdan defalarca yazıldığı gibi sonuçsuz kalması, Hükümet ve PKK’nın adeta uzlaşarak masayı birlikte devirmelerinden sonra ortaya çıkan bu tablo, bir bütün olarak toplumsal algıda büyük çapta kırılmalara yol açtı.

Çözüm sürecinin, Parlamentonun, siyaset kurumlarının ve kamuoyunun bilgisi dahilinde, zamana yayılarak sürdürülmesi gerekiyordu. Böyle olmadı. Adeta “Düşmandan mal kaçırır gibi” saklı- gizli yapıldı. Sağduyu sahiplerinin, kamuoyu önderlerinin, Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere, Hükümet çevrelerinin sorunun çözümünü asla istemedikleri doğrultusundaki uyarıları hafife alındı. Bununla beraber, PKK ve HDP çevrelerinin “Ham hayale kapılmaları “ ve süreci iradi olarak zorlamaları olgunun bu noktaya gelmesinde etken oldu.

En azından Türkiye toplumuyla bütünleşme savıyla Cumhurbaşkanlığı ve 7 Haziran genel seçim kampanyası yürüten HDP, sağduyulu hareket ederek sürecin sağlıklı gitmesini zorlayabilirdi. Fakat bu da başarılamadı. Süreç içinde PKK’ nın “Kopamaz bir parçası” algısını aşamadı. Terörle arasına net, tanımlanmış bir çizgi koyamadı. İçinde aşmak için çaba harcayan kimi insanlar olsa da bunu başaramadı. Şunu da ifade etmek gerekir ki; Diğer muhalefet partileri de etkili, sonuç alıcı bir misyon üstlenemediler.

7 Haziran seçim sonuçlarıyla paniğe kapılan iktidar çevreleri, 17- 25 Aralık sürecinde   yolsuzluk ve hırsızlık nedeni ile yıpranan imajlarını kurtarma kaygısına düştüler. Bunun yolunun da mutlak olarak iktidarlarının sürdürülmesinden geçtiğini düşündüler. Kürt oylarının ezici bölümünün HDP de toparlanmasının da etkisiyle, siyasi ortamın kendilerinin lehine ancak milliyetçilik temelinde toplumsal algı yaratılarak sağlanabileceğini ön gördüler. Bu bakış açısı ile, bir yanıyla milliyetçi oyları etkilemeye çalışırken, diğer yanıyla Kürt siyasal hareketini, bölgesel gelişmelerinin de etkisiyle hayalci, ülke ve Kürt realitesine uygun olmayan hayali hedeflere yöneltti.

Gelinen nokta ortada. Kan ve gözyaşı;  Yerinden,  yurdundan olan yüz binlerce insan. Ayrışmaya yönlendirilmeye çalışılan bir halk. Bölgede hakim olamamanın paniğiyle saldırganlaşan bir devlet. Toplumu ayrıştıran, demokratik hakları, insana dönük ne varsa yok sayan bir devlet. Kendi bakış açısının dışında hiçbir düşünceye ve bakış açısına tahammül edemeyen ve bunu bir bütün olarak ülke politikası haline getiren bir hükümetle karşı karşıyayız. Yok edici ve kıyıcı. Irkçı ve faşist yöntemler ortaya koyan.

Devlet bölgede hakimiyet kuramıyor. Kürt insanı devlete güvenmiyor. Etkili olmanın yolu olarak baskıyı, zor kullanımı daha çok gündeme getiriyor.  Binlerce kişilik bir orduyu hakim olamadığı bölgelerde sokağa sürüyor. 12 Eylül sürecinde bile olmayan yöntemlerle halkın üzerine gidiyor, insanlık adına utanç verici uygulamalar ortaya konuyor.  

Ne adına olursa olsun Devlet hiçbir zaman halka karşı bu düşmanca tutum alamaz. Almamalıdır. Devlet halk için, halkın sorunlarını çözmek için vardır. Terörist olarak görülenlerle mücadele hiçbir zaman halka karşı düşmanlığa dönüşmemelidir. İddia edildiği gibi, halk teröristleri kolluyor ve koruyorsa, olgunun bu noktaya gelmesinde Devletin bir kusuru var demektir.  Bölge halkının demokratik taleplerini karşılamak yerine, oy hesabı ile, özel bir ajandayla hareket ederek durumu idare edemeyeceğini artık görmelidir.

Diğer yandan, PKK ‘da Devleti ve onun kurumlarını yok sayan bir tutum içinde gözüküyor. Bu tutumun toplumun geniş kesimlerince kabul görmediği ortada. Hendek kazarak, devlet otoritesini yok sayarak oluşturulmaya çalışılan, içeriğini kamuoyunun kavrayamadığı “Özyönetim” uygulamaları ile adeta bağımsız bir Devlet görüntüsü çiziyor. Ne yaptığını, neyi hedeflediğini bilemez bir görüntü ortaya koyuyor. HDP’nin kuruluşundan bu yana ortaya koymaya çalıştığı Türk halkıyla birlikte yaşamak çizgisine ters uygulamalar içine giriyor. Bu yanıyla HDP’yi yok sayıyor.

Bu süreçte HDP şiddete karşı tavır alması gerektiğini görmesine rağmen net,tanımlanmış bir duruş sergileyemedi. Cesaretli davranamadı. Aksine son günlerde şiddete daha çok pirim verir görüntü çiziyor. Yaşananların etkisi ile gerçekçi değil, duygusal, akıntıya kapılmış bir noktaya doğru sürükleniyor. Bu nedenle batının desteğini kaybedebilir. Bu durum da ayrışmayı tetikleyebilir.

Peki bu hesaplar bu politika, Kürt halkının büyük bölümünün ülkenin batısında yaşadığı gerçeğinden hareketle  gerçekçi ve akli midir? Kürt halkının çıkarına mıdır? Kürt insanı bu konuda ne düşünüyor? Devletin uygulamalarına ve politikalarına karşı olmakla bu konu aynı mıdır? Tüm bu soruların doğru cevaplandığını düşünmüyorum. Ayrıca bu ülkenin batısında yaşayan, seçimlerde HDP’ye oy veren, vermese de hoşgörü gösteren milyonlarca insanın büyük bölümünün bugün yaşananlara tepkisiz kalmasının nedenleri iyi görülmelidir. Bu kesimin duyarlılıkları yok sayılarak başarı kazanmak ne kadar mümkündür. Bu İyi düşünülmelidir.

Ülkede AKP- PKK el ele vermiş ülke halklarını ayrıştırıyor algısı güçleniyor. Ve bu yabana atılır bir düşünce değil. Adeta bölgemizde bir senaryo uygulanıyor ve bu senaryonun iki aktörü AKP ve PKK’dır. İkisi de bu yanlış politikalardan kendi açılarından sonuç almaya çalışıyor.

Bölgemizde, izlediği vahim strateji ile günden güne daha da yalnızlaşan siyasi hükümet, iktidarını sürdürmenin yegane aracının, bir bütün olarak Türkiye’de, özel olarak ta bölgede terörü ve  şiddeti arttırmaktan geçtiğini düşünüyor. Bunun çıkmaz yol olduğunu, ülkede geri dönülmez bir tahribat yarattığını görmek istemiyor. İki halkın birlikte yaşam kültürünü günden güne zayıflattığını hesaba katmıyor.

Peki, gelinen bu noktada çözüm yolu bulunabilir mi?

 Bunun için öncelikle yeni bir yumuşama ortamının yaratılması gerekiyor. Farklılıkların da ortaya konacağı fikirlerin özgürce tartışıldığı bir ortamın yaratılması gerekiyor. Bu işin panzehiri, insan hak ve özgürlüklerine saygılı hukuk devletinin yaratılmasıdır. İlk yapılması gereken budur.  Bunun için, başta ana muhalefet partisi olmak üzere, tüm siyaset kurumları daha fazla sorumluluk alarak ve ortaya projeler koyarak, siyasi iktidar üzerinde daha çok baskı kurmalıdırlar.

Kürt halkının büyük bölümünün batıda yaşadığından ve Türkiye’de Türklerle birlikte yaşamdan yana olduklarından hareketle, PKK Kürt kimliği sorununu ve bu kimlik üzerinden elde edebileceği hakları demokrasi içerisinde Türkiyelilik bilinciyle çözmeye yönelebilir. Bu noktada HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 7 Haziran seçimleri sürecinin perspektifleri derinleştirilerek yeniden gündeme getirilebilir. Bu anlamda PKK, destekleyeceği HDP çizgisine dönebilir.

Tek cümleyle sorunun çözümü, demokratik bir devlet oluşturulmasındadır.

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)