• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 27 °C
  • Adana 29 °C
  • Antalya 28 °C

Kurtuluş günü!

İbrahim Kaya

“Doğrudan doğruya bana gönderilen bir telsiz telgrafta da İzmir’deki İtilaf devletleri konsoloslarına benimle görüşmelerde bulunma yetkisinin verildiği bildirilerek, onlarla hangi gün ve nerede görüşebileceğim soruluyordu. Buna verdiğim yanıtta da 9 Eylül 1922’de Kemalpaşa’da görüşebileceğimizi bildirmiştim. Gerçekten de söz verdiğim günde ben Kemalpaşa’da bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, Akdeniz’e ulaşmış bulunuyorlardı” (NUTUK, S. 456, Türkiye İş Bankası Yayınları). 30 Ağustos Zaferinden sonra düşman ordusunu felaketten kurtarmak isteyenlerin ateşkes çabaları çerçevesinde kendisine İstanbul’dan gönderilen telgrafa Mustafa Kemal bu yanıtı vermişti. Mustafa Kemal’in yine kendi anlatımıyla “Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekat, Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir” (NUTUK, S. 456). Bu ordunun Başkomutanı olarak Mustafa Kemal, İzmir’in kurtuluşunu yurdun ve ulusun kurtuluşu olarak ilan etmişti. 9 Eylül, dolayısıyla, sadece İzmir’in değil bütün yurdun Kurtuluş günüdür yani bu yurdun yurttaşları olarak bugün hepimizin Kurtuluş Günüdür. 

KURTULUŞUN TARİHİ ÖNEMİ

Samsun’a çıkışından itibaren (öncesi de var elbette) kurtuluş için muhteşem bir örgütlenme ve harekat planını inşa eden ve uygulayan Mustafa Kemal, gerçekleşmesine pek ihtimal verilmeyen bir büyük zafere imza attı. Batı kapitalizminin bir merhalesi olan emperyalizme karşı kazanılan ilk büyük kurtuluş savaşı olmak açısından Türk Bağımsızlık Savaşı büyük bir tarihi öneme sahiptir. “Mazlum milletlerin” bağımsızlık ateşinin yanmasına ve zaferlerinin kazanılmasına öncülük eden ve yol gösteren Türk Bağımsızlık Savaşı, tarihsel-toplumsal olarak büyük bir yeniliğin, dönüşümün temel dinamiklerinden olmuştur. Hatta Şevket Süreyya Aydemir’in öncülüğündeki Kadro Hareketinin yerinde bir saptamasıyla çağın esas çelişkisinin merkez metropolitan kapitalist ülkelerle çevrede yer alan sömürge ve yarı sömürge ülkeler arasındaki çelişki olduğuna yönelik bilinçlenme bizim Bağımsızlık Savaşımızın kazandırdığı bilinçlenmedir. Kısacası, 9 Eylül, Kurtuluş Günü olarak büyük bir öneme sahiptir ve bunun hatırlatılması kuşkusuz ki elzemdir. 9 Eylül Kurtuluş günümüzdür ve esasında aynı zamanda Kuruluş için de çok temel bir dönüm noktasıdır. 

Kurtuluşa varan örgütlenme ve harekat esasları itibariyle sürekli bir temsiliyet anlayışına dayalıydı. Bu nedenle, kurtarıcı her daim bir meclisten söz eder; “devlet teşkilatında millet meclisi ve hükümet teşkilatı esastır” (Medeni Bilgiler, S. 43, Örgün Yayınevi). Örgütlenmenin temelinde insanların bir araya gelişi ve meselelere ilişkin fikir beyan etmesi çok mühim bir anlam teşkil etmektedir. Anadolu’ya ayak bastığı andan itibaren sürekli bir toplantı halindedir Mustafa Kemal ve bu toplantılar milletin kurtuluş için savaşmaktan başka çaresi olmadığı anlayışını heyetler olarak kabul etmek ve desteklemek anlamını taşımaktadır. Kuşkusuz bu toplantılar ve dayanışmalar tüm yurdu temsil kabiliyetine sahip milli direniş hareketinin ve liderinin hiçbir tereddüte düşmeden ilerlemesini ve hem emperyalizmi hem de ülke içindeki gericiliği tepelemesini getirdi. Sadece emperyalizme karşı değil ama içerideki çağdışı aktörlere ve yapılara karşı da savaşan başkomutan ve ordusu demek ki sadece kurtuluşa değil ama kuruluşa da imza atacak tek aktördü. Laik ulus-devletin inşası, “meclise ve dayanışmaya” önem atfeden Cumhuriyet idaresinin kuruluşu, kurtuluş olduğu kadar kuruluştu da. 

BUGÜNKÜ DURUM VE SORULAR

Bugün hem kurtuluşa hem de kuruluşa epey uzak bir tarihteyiz. Ancak, görünen odur ki hem kurtuluş hem de kuruluş yeniden düşünülmek durumundadır. Meclis artık Mustafa Kemal’in sözünü ettiği devlet teşkilatındaki esas olmaktan çıkmıştır. Hatta hükümet teşkilatının da devlet teşkilatındaki önemli organ olmaktan çıkışına tanıklık edilmektedir. “Türkiye Büyük Millet Meclisi ulusun tek ve gerçek temsilcisi olup, ulus adına egemenlik hakkını kullanır … meclis hükümeti her zaman denetler ve düşürebilir” (Medeni Bilgiler, S. 193). Demek ki devrimcinin öngördüğü, kurumsallaşmasını istediği yönetim meclise öncelik tanıyan ve onu asli unsur kılan bir yönetimdir. Bugün gelinen noktada acaba tam aksi bir mekanizmanın geçerli olduğu aşikar değil midir? Meclise, tartışmaya, fikir beyanına kapalı, tek kişinin hakimiyetine meyilli bir mekanizma Türk siyasal yaşamını esir mi almaktadır? Öyleyse eğer, devrimcinin hedeflerinden büyük bir sapma söz konusu değil midir? 

Kısacası yaklaşık yüz yıl önce Prens Sabahattin’in, Ziya Gökalp’in sorduğu “Türkiye Nasıl Kurtulur?” sorusunun bugün yeniden sorulması gerekli değil midir? Bugün yine toplantılara, kurtuluş için tartışmalara öncülük edecek örgütlenmeye ihtiyaç yok mudur? Bu ihtiyacı ana muhalefet partisi CHP karşılamaktan uzak olduğu için mi merkez diye tabir edilen partiler ve hareketler bu ihtiyacı karşılamak için örgütlenmektedirler?    

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)