• BIST 106.239
  • Altın 161,217
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 12 °C

Laikliğe neden sahip çıkmalıyız?

Laikliğe neden sahip çıkmalıyız?
Ekmek gibi su gibi bir değer, yaşamsal bir ihtiyaç, insan aklı ve kalbinin temiz kalması için elzem bir kale gibidir laiklik.

Aydın TONGA
Cumhurbaşkanı olmadığı zamanlarda onun yerine vekâlet eden ve aynı zamanda “milletin meclisinin” başkanı da olan İsmail Kahraman, İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği AY-BİR'in düzenlediği "Yeni Türkiye Konferanslarının” altıncısında yeni anayasa ile ilgili düşüncelerini şöyle ifade etti:  “Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır. Dünyada üç anayasada laiklik var. Fransa, İrlanda, bir de Türkiye'de var. Tarifi de yok. İsteyen, istediği gibi bunu yorumluyor. Böyle bir şey olmamalıdır. Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım. Dini olarak bahsetmesi lazım." [i]

Her açıdan incelenmeye ve izah edilmeye muhtaç bu açıklamalar elbette bir yazının sınırları içine hapsedilmeyecek kadar çarpıcı ve önemlidir. Zira burada Kahraman, laiklik ilkesinin yeni anayasada olmaması gibi son derece tehlikeli bir söyleme başvurmaktadır.

Tehlikeli diyoruz çünkü laiklik, bırakın egemen dinin dışında kalan insanların ya da inançsız kitlelerin yaşama hürriyetini, egemen din içinde kalan insanların bile inanç özgürlüğünü güvence altına alan yaşamsal bir insanlık kazanımıdır. Öyle ki tüm ortaçağ boyunca Hıristiyanlık adına insanları diri diri ateşte yakan, engizisyon mahkemeleri gibi zulüm mahkemelerinde insanlık suçlarına imza atan; büyücüleri şeytanın ortağı olarak gören, doğal afetleri ve hastalıkları bile dini sapkınlıkların sonucu olarak tanımlayan zihniyete karşı verilmiş büyük bir savaşın zaferidir laiklik.

İSLAM HUKUKU YORUMA YER VERİR Mİ?

Meclis başkanı Kahraman diyor ya, “Laikliğin tarifi yok, isteyen istediği gibi yorumluyor” diye, yorum başka bir olgu ilke başka bir olgu. Burada esas ölçüt, herhangi bir dini inancın toplumsal yapıya nüfuz ederek, mevcut hukuki rejimi ele geçirme tehlikesinin önüne geçecek yasaların belirlenmesi; laiklik ilkesinin bu çerçevede uygulanmasıdır. Kaldı ki, yorumun olması da belirli ölçüler içerisinde katılımcı bir toplumun inşası için bir zenginlik, olumlu bir özelliktir. Peki, aynı şeyi laikliğin olmadığı, hukuki kuralların dini olduğu öne sürülen yasalara göre oluşturulduğu toplumlar için söylemek mümkün mü? Elbette değil, tarih ve güncel bu durumun örnekleri ile doludur. Bir kere, İslam hukukunun referans kaynaklarını oluşturan fıkıh kitapları hala geçerlidir ve unutmayalım bu kitaplar bin yıldan daha fazla bir zaman öncesinde hazırlanmıştır. Öyle yorum değerlendirme falan yapmanızda mümkün değildir. En azından Ortodoks İslam anlayışını bunu savunur.[ii]

Çünkü sizin İslam konusunda kanun koyabilmeniz için taşımanız gereken belli başlı şartlar vardır ki; bugün itibariyle bu şartları taşımak imkânsız kadar zor bir durumdur. Bu durumda “müçtehit” olarak tanımlanan kimselerin koyduğu kanunlar ezeli ve ebedi nitelik taşıyan kanunlar gibi işlev görür; bu durum insanın aklına, ferasetine saygısızlık olduğu kadar dünya barışı içinde büyük tehlikedir. Öyledir çünkü söz konusu yasalara göre el kesme cezasından tutun, sürgüne, kırbaç cezasına; oradan taşlayarak öldürmeye, esirleri köle ve cariye olarak kullanmaya kadar giden kabul edilemez bir zihniyet vardır. İşte laiklik, din adına yoruma bile izin vermeyen bu bağnaz zihniyetin önüne geçen bir ilkedir. Bu ilkeye karşı çıkmak aynı zamanda totaliter, teokratik din yorumuna cevaz vermek anlamına gelmektedir. Asıl meselede bu zaten; bu yoruma izin verilebilir mi?!

Bakın bazı ülkeler din adına şu hükümleri uygulamaktadır.  

  • Ceza, zina ve sarhoşluk davalarında kadınların şahitliğini kabul etmemekte;
  • Kadınların ceza davalarında hükmüne başvurmamakta,
  • Kadınların cemaate liderlik veya hükümete başkanlık edemeyeceği savunmakta,
  • Tecavüzü suçu bir şekilde bağışlanırsa tecavüzcüye tecavüz ettiği kadına evlilik çeyizi eşdeğeri miktarı tazminat olarak vererek cezadan kurtulmasına izin vermekte..

Bakın bugün dahi Müslümanların yaşadığı ülkelerin neredeyse tamamında demokrasi yerleşik bir düzen halini alamamıştır. Büyük oranda iç savaşlar devam etmekte ve esas olarak kadın hakları konusunda yasalar oldukça antidemokratik bir özellik arz etmektedir. Dahası düne kadar ağırlıklı olarak Müslümanların yaşadığı pek çok ülkede köleliğin olduğunu görürüz. Örneğin Suudi Arabistan ve Yemen 1962’de, Birleşik Arap Emirlikleri 1963’de ve nihai olarak Umman ancak 1970’de köleliği kaldırabilmiştir. Bu durumun en önemli sebeplerinden birisi de şüphesiz İslam fıkhında devlet yöneticisine köle ve cariyelikle ilgili hak tanınmasıdır. Diğer bir ifade ile devlet başkanı savaş esirlerini köle ve cariye olarak kullanabilir. Bu hakikatin ibretlik bir hali Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanmış, devlet yıllarca köle ve cariye satışını serbest bıraktığı gibi, bir de bu satıştan gelir elde etmiştir.

LAİKLİK OLMAZSA...

Hadisenin başka bir tarafı ise laikliğin aynı zamanda inananlar içinde barışı ve bir arada yaşamı olanaklı kıldığı gerçeğidir. Gerçek diyoruz zira gerek tarihsel olarak gerekse günümüzde dinin ancak bir yorumu, din adına devleti temsil edebilmiştir. Bunun dışında kalan diğer yorumlar yine “gerçek İslam’ı” kendilerinin savunduğu iddiası ile muhalif olmaya devam etmişlerdir. Konu bu noktada oldukça uzun ama şu kadarını söyleyelim ki, IŞİD adlı örgüte göre İsmail Kahraman tağuti rejimin bir bakanıdır. Yani bu rejim Allah’ın hükümlerine sırt çeviren, isyancı ve sapkın bir rejimdir. Dolayısıyla bu rejim kâfirdir de. Daha doğrusu anılan örgüt mevcut iktidarı ve orduyu böyle tanımlar. Kafirin dinde hak ettiği cezayı ise mezhep alimleri “ölüm” diye buyurmuşlar; ötesini konuşmaya gerek var mı?

Ekmek gibi su gibi bir değer, yaşamsal bir ihtiyaç, insan aklı ve kalbinin temiz kalması için elzem bir kale gibidir laiklik. Hayatı zehreden dogmalara, inananları bile isyan ettiren zorbalara, yüzündeki hınçtan dilindeki sözü gözükmeyen eli kanlı silahlı bağnazlara karşı bir insanlık kelamı, bir direniş sözü, bir kadim zaman yoldaşıdır laiklik. İnsanlığın “ortak değeri” ve elbet inanç dünyasının yegâne koruyucusudur laiklik. Sözümüz odur ki, şimdi ve geleceğimiz için ekmeğimize, aşımıza, emeğimize sahip çıktığımız kadar sahip çıkmalıyız laikliğe.

[i] http://www.abcgazetesi.com/meclis-baskani-yeni-anayasada-laiklik-olmamali-14243h.htm

[ii] Aydın tonga, Derin İslam, 2015

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Diplomasi dili ve anti emperyalizm29 Ekim 2017 Pazar 12:26
  • Erdebil’de Muharrem Belgeseli Üzerine (1)16 Ekim 2017 Pazartesi 12:32
  • Türkiye solunun kısa tarihi bu kitap içinde13 Ekim 2017 Cuma 22:40
  • Ben Hıristiyan değilim ama ilahi olan herşeye ibadet ediyorum07 Ekim 2017 Cumartesi 13:52
  • TEOG bahane, oyun şahane (2)07 Ekim 2017 Cumartesi 13:03
  • Dindarlık mı cehalet mi?04 Ekim 2017 Çarşamba 12:40
  • O tartışmayı bir de böyle okuyun: Semih mi, Meltem mi?04 Ekim 2017 Çarşamba 12:29
  • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
  • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
  • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
  • 123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)