• BIST 97.533
  • Altın 146,268
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 20 °C

Laiklik eylemleri üzerine notlar

Ender HELVACIOĞLU

Meclis’in şeriatçı başkanı İsmail Kahraman’ın yeni anayasanın dindar bir anayasa olacağı ve laikliğin bulunmayacağını yumurtlaması, bu toplumun yıkıcılık potansiyeli en yüksek olan fay hattına yönelik bir müdahaledir.

“Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” denilen mevziiye bir atış yapılmıştır. İster istemez ciddi, hatta belirleyici bir çatışma yaşanacak bu noktada.

Sosyalistler bu çatışmada ne tavır almalı, pozisyonlarını nasıl belirlemeli? Yazımızda bu sorunsala yoğunlaşacağız. Konunun pratik yönlerine de değinerek, kısa fırça darbeleriyle...

HALK PUSUDA

Meclis Başkanı’nın çıkışının hemen akabinde çeşitli sosyalist örgütler, başta üç büyük kentte olmak üzere protesto eylemleri düzenlediler. Sosyalist militanlarla sınırlı, az sayıda kişinin katıldığı öncü eylemlerdi bunlar. Hemen hemen hepsi güvenlik güçlerinin sert müdahaleleriyle karşılaştı.

Bu eylemler öncü depremlere benzetilebilir. Az kişinin katılması, polis saldırısına ciddi bir direniş gösterilememesi moral bozmamalı. Öncelikle bu “öncü tepkilerin” gösterilmesi gerekiyordu ve bu görev yerine getirildi.

Önemli olan laikliğe duyarlı halk kitlelerinin -ki ülkenin en az yarısını oluşturuyor- bu eylemlere nasıl baktığıdır. Karşı mıdır, gereksiz mi görmektedir, yoksa “bizim çocukların eylemi” diye mi nitelemektedir? Kritik nokta budur.

Gerek çevremizden, gerek medyadan ve sosyal medyadan aldığımız bütün duyumlar, geniş halk kitlelerinin eylemlere sempatiyle yaklaştığını gösteriyor. Sosyalistler son derece kritik ve belirleyici bir talebi yakalamış oldular.

Şunu tespit etmek gerek: Halk pusudadır. Bıçak kemiğe dayandığı an milyonların sokağa çıkacağını göreceğiz. Son on yıldır (Cumhuriyet mitingleri ve Haziran ayaklanmasıyla) böyle bir gelenek de oluştu.

Fakat kitleler sonuç alabileceklerini hissettikleri an ortaya çıkmayı da öğrendiler. Bu nedenle sosyalistlerin eylemlerine sempatiyle yaklaşıyorlar, ama henüz aktif olarak katılmıyorlar.

Sonuç olarak eylemler haklıdır, meşrudur ve doğrudur. Hem düzenleyenler ve katılanlar açısından, hem de laikliğe duyarlı geniş halk kitlelerinin nezdinde.

ÖNCÜ-KİTLE DİYALEKTİĞİ

Fakat zaaflarımızı da tespit etmemiz gerekiyor. Çünkü meselemiz sadece bir “görev ifası” değil; bu daha başlangıç. Kritik mesele, bu öncü eylemleri yapan öncülerin, olası halk patlamalarında da geniş kitlelere öncülük edebilecek bir yapıya kavuşmasıdır.

İki nokta net olarak kavranmalı: Birincisi, “laiklik sosyalistlerin meselesidir”. Kendisine “sosyalist” deyip de laiklik sorununa -deyim yerindeyse- lakayt yaklaşan “tuzu kuru” bir kesim var. Bunları bir kenara koyalım. Eylemleri düzenleyenlerin bu noktada net olduklarını varsayıyoruz.

İkinci nokta, laikliği mesele yapan sosyalistlerin, laikliğin sadece sosyalistlerin meselesi olmadığını, çok daha geniş bir toplumsal fay hattına denk geldiğini kavramaları. İşte zaaflarımız bu düzlemde ortaya çıkıyor.

Yapılan eylemler sadece “görev eylemleri” değil “öncü eylemler” ise, yani farklı ve geniş kesimlere öncülük etme niyetiyle yapılıyor ise, o zaman şimdiden, geniş kitlelerin harekete geçtiklerinde rahatlıkla ve gönüllü olarak içinde yer alabilecekleri bir yapıda olmaya dikkat etmek gerekir.

Bu, bizim için, sosyalistler açısından önemli. Yoksa halk zamanı geldiğinde yine sokağa dökülür ve yanımızdan geçer gider, Haziran ayaklanmasında olduğu gibi…

Sloganlarımız, pankartlarımız, eylem biçimlerimiz, laiklik mücadelesine katılacak kitlelerin rahatlıkla ısınabilecekleri içerikte ve biçimde olmalı. Onları kucaklayabilecek bir yapıda olmalı.

Örneğin polisle gereksiz yere didişen, polisle çelik-çomak oynamayı devrimcilik sanan, cam-çerçeve indiren, gereksiz ”radikalliklere” sapan, ileri atılmak kadar durmayı ve geri çekilmeyi de bilmeyen bir eylem tarzı kesinlikle yanlıştır. Burada gözetilmesi gereken çok basit bir kıstas var: Annem/babam, komşu teyze/amca, okuldaki sıra arkadaşım, bakkalın çırağı gelseydi bu eyleme katılabilir miydi?

Örneğin ay-yıldızlı bayrak bu tür eylemlerin (hele konu laiklikse) olmazsa olmazıdır. Emin olun, kitleler laiklik için sokağa çıktıklarında ellerine bayraklarını alıp çıkacaklardır (eylemleri balkonlarından destekleyenlerin ne salladıklarını herhalde görmüşüzdür). Ve o bayrak altında toplanacaklardır. O bayrağı göremedikleri yoldaşlarına ise bir selam çakıp yanlarından geçip gideceklerdir.

Örneğin sloganlarımız, sadece kendimizi tatmin eden değil, geniş kitleleri birleştiren ve meselenin bam telini yakalayan içerikte olmalıdır. Mesele laikliktir, mesele şeriata set çekmektir; o halde sloganlar ve pankartlar da bu içerikte olmalıdır.

Hiçbir sosyalist devrim “yaşasın sosyalizm” sloganıyla yapılmamıştır. O anın can alıcı meselesi neyse (açlıktır, barıştır, bağımsızlıktır, laikliktir vb), devrim de o meselenin sloganlaştırılmasıyla oluşmuştur. Sosyalistler o can alıcı meseleyi yakalayıp öncülük ederek toplumu sosyalizme yönlendirirler.

Haksızlık yapmayalım, sosyalistlerin bu noktalarda giderek olgunlaştıklarını da göz ardı etmeyelim. Ama yine de vurgulamak ve genç militanları bu konuda eğitmek ihtiyacı vardır. Türkiye sosyalistlerinin en önemli zaaflarından biri olan öncü-kitle diyalektiği üzerine somut örnekler üzerinden tartışmanın zararı yoktur, faydası vardır.

***

Daha yazacak çok şey var, ama yerimiz bitti. Gelecek yazılarda bu konuya devam edeceğiz.

Örneğin bugün Türkiye’de (ve bölgede) kim daha güçlü; laiklik isteyenler mi, şeriat isteyenler mi? İki kesimin avantajları ve dezavantajları neler? Doğru bir strateji izlemek için ve karşı tarafın taktik ve stratejilerini karşılayabilmek için bu soruya gerçekçi yanıt vermek önemli. Bu konuda tartışacağız.

İdeolojik netlik çok önemli. “Özgürlükçü laiklik” gibi kavramların ne anlama geldiğini, laikliğin tarihsel ve sınıfsal anlamını, öte yandan çağımızda “sosyalizm - laiklik/aydınlanma ilişkisini” tartışacağız.

Karşı taraf “din=vatan” denklemine oynuyor. Bu denklemi bozmalıyız ve yerine “laiklik=vatan” denklemini geçirmeliyiz. Bu noktada Kürt sorununa yaklaşım kritik. Bunu da tartışacağız.

İşçi sınıfımızın ve tüm emekçilerin “1 Mayıs Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü”nü kutluyorum. Emek ve Aydınlanma için…

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)