• BIST 102.258
  • Altın 190,240
  • Dolar 4,5876
  • Euro 5,3980
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 31 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 26 °C

Lanetli senaryolara karşı

Haluk ŞAHİN

Savaş korkunçtur. Savaşların en korkuncu iç savaştır. Dış düşmanlara yapılmayacak kadar korkunç şeyleri, iç savaşlarda komşular ve hemşeriler birbirlerine yaparlar. Tarih örnekleriyle doludur.

O halde, iç savaş kışkırtıcılığı yapmamak, olası bir iç savaşa karşı tüm olanaklarla direnmek vatanseverliğin birinci koşuludur.

Ne yazık ki, vatanseverlik kisvesi altında çeşit çeşit iç savaş senaryolarının devreye sokulduğu çok zor bir dönemden geçiyoruz. Bu yönde ağır provokasyonlar yapılıyor, toplumun çeşitli kesimlerinin sabırları ve tahammülleri zorlanıyor. 

Sabır taşına dönüşmek pahasına da olsa bu provokasyonlara gelmemek şu günlerde en başta gelen vatanseverlik görevidir.

Ama bu yetmez. Türkiye’yi gerçekten sevenlerin bu türden provokasyonları zeminsiz bırakmak için somut adımlar atmaları da  gerekir.   

                                                                               ***

Çeşit çeşit senaryolar devreye sokuluyor dedim. Bunların ikisi daha ön planda: Etnik milliyetçi senaryo ve siyasal İslamcı senaryo.

 Etnik milliyetçi ya da PKK merkezli senaryoda, yapılan provokasyonların birincil amacı, aslında müthiş bir sabır ve metanet sınavı vermiş olan Türk ve Kürt kitlelerini bir punduna getirip  kapıştırmak, olayları uluslararası bir çatışma haline dönüştürmek ve zamanla Türkiye’nin parçalanması ile son bulacak nihai hedefi uluslararası destekle  gerçekleştirmektir.

Öyleyse, Kürt kitleleri ile Türk kitlelerini biribirine karşı kışkırtan herkes, niyetleri ne olursa olsun, objektif olarak bu senaryonun destekçisidir, yani bölücüdür. Tarih, değerlendirmesini yaparken niyetler üzerinden değil, sonuçlar üzerinden  gidecektir.

                                                                *** 

Siyasal İslamcı senaryonun çeşitli versiyonlarına o kesimin kimi medya organlarında her gün rastlanıyor. Bu senaryolarda da bir nihai hedef söz konusu: Demokratikleşme çabasındaki laik Türkiye’nin “100 yıllık parantezi”ni kapatarak ülkeyi otokratik bir İslamcı devlet haline dönüştürmek!

 Öyle anlaşılıyor ki, bu senaryoya umut bağlayanlar, ülkede kitleler kapıştığı takdirde kendilerinin üstün çıkacağına inanıyor ve kazandıkları zaferden sonra hayalini kurdukları rejimi tüm kurumlarıyla kurabileceklerini  düşünüyorlar.

Öyleyse, inançlar üzerinden toplumun çeşitli kesimlerini birbirlerini düşman etmek için yüksek gerilimli kutuplaştırma kampanyaları yürütenler ya iç savaş yanlısıdırlar ya da ne yaptıklarını görmeyecek kadar gafildirler.

Provokasyonlarını “yerlilik” ve “millilik” gibi birleştirici  görünen ama aslında toplumu kamplara bölmeye yarayan kavramlarla yürütmeleri onları ne “milli” ne de “yerli” yapar.

Bu senaryolara alıcı gözle bakan ve çeşitli olasılık planları hazırlayan dış güçlerin bulunmaması da düşünülemez.  Çıkarların ön planda olduğu “reel” bir dünyada yaşıyoruz.  Birileri kışkırtıcılık yaptıkça sınırların ötesinde ellerini keyifle ovuşturanlar mutlaka vardır.

                                                         ***

Peki, bu iki senaryo arasında nasıl bir ilişki söz konusudur?  Bence şöyle:

Etnik milliyetçi senaryo aslında siyasal İslamcı senaryonun başarılı olmasını arzu eder. Çünkü, ülkenin dinsel bir diktatörlüğe dönüşmesi halinde dünyada yalnız kalacağını hesaplar ve bunun kendi nihai amacını gerçekleştirme olasılığını arttıracağını düşünür.  

Siyasal İslamcı senaryo da, etnik milliyetçi provokasyonların kendisini güçlendireceğini ve halkın çoğunluğunu kendisine doğru iteceğini umar.

Yani ikisi arasında “sen benim sırtımı kaşı, ben de senin” türünden bir ilişki bulunduğu söylenebilir. Nihai hedef açısından, “karşı güç” işlevseldir. Diğerine mazeret oluşturabilecek, psikolojik olarak keskinleştirecektir.

                                                           ***

Şimdi geliyoruz can alıcı noktaya... İç savaştan medet uman bu senaryolara karşı bizim, yani Türkiye’nin uygar-demokrat dünyanın bir parçası olarak kalmasını ya da öyle olmasını isteyen gerçek vatanseverlerin senaryosu, senaryomuz nedir?

Bu soruyu "ülke halkınının büyük çoğunluğunun senaryosu nedir?" diye de sorabiliriz; çünkü doğru sorulduğu takdirde, Türk olsun Kürt olsun, halkımızın büyük çoğunluğu, iç savaşa karşı olduğunu, Türkiye’nin dünyadan kopmaması gerektiğini söyleyecektir.  

İç savaş kışkırtılıyorsa, soru şu şekilde sorulursa alınacak cevap bellidir: Komşularını öldürmek ya da onlar tarafından öldürülmek istiyor musun? Bu sorunun cevabı, elbette, ezici bir çoğunlukla “hayır” olacaktır.

Evet, 2016  biterken yaşamsal konumuz iç savaşa karşı çıkan tüm kesimlerin bir araya gelecekleri ortak alanı bulmaktır.    

Birbirimizle şunu konuşmalıyız: Lanetli senaryoları nasıl yeneceğiz? Demokrasi altında, barış içinde birarada yaşama senaryosunu nasıl egemen kılacağız?  

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)