• BIST 105.324
  • Altın 146,596
  • Dolar 3,4727
  • Euro 4,1687
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 23 °C

'Liberal solcu'nun Adıyaman günahı

Liberal solcular 5 yıl önce, Adıyaman'daki İslamcılar için neler yazıyordu.

Suruç, Diyarbakır ve son olarak Ankara’daki canlı bomba saldırıları sonrasında tüm gözler o ilde yaşayan İslamcılara çevrildi.

Adıyaman…

Bombalı saldırıları gerçekleştirenlerin üs kurduğu yerin Adıyaman olması gündemdeki sıcaklığını korurken, gözler o bölgedeki İslamcılara çevrildi.

Şimdi tarihi biraz geriye alalım. 5 yıl önce… O tarihlerde Cemaat, yandaşlar ve liberaller, İslamcılar için “demokrasinin sigortası” övgülerini dizerken, cemaatlerin ise aslında sivil toplum örgütleri olduğunu yazıyorlardı.

Tarih 15 Ocak 2010…

Taraf gazetesinin eski yazarı Alper Görmüş 5 yıl önce köşesinde Adıyaman’daki İslamcıları yazdı. Görmüş yazısında Adıyamanlı İslamcılar için, “Bu yazıda niyetim, bu iki olguyu şahit göstererek, Türkiye demokrasisinin asıl sigortası olarak gördüğüm ‘dindarların demokratlaşması’ mevzuuna ‘merhaba’ demek...” diye yazdı.

Görmüş yazısının devamında Adıyaman’daki dincilere övgüler dizerken, solcuları da eleştirerek şöyle yazdı: “Bizim “özcü” solculuğumuzun, bu türden tesbitleri “dinî gericiliğin özünün değişmeyeceği” gerekçesiyle reddedeceklerini biliyorum. Onlar, Güney Amerika’daki “Marksist papazlar”a buradan selam gönderirler ama, bizim dindarlarımızın “değişmez özü” konusundaki fikirlerinden bir milim bile taviz vermezler. Bu “özcülük” meselesini sonraki yazılarda uzun uzun ele alacağım, şimdilik bu kadar yeter...”

Görmüş’ün yazısının ilgili bölümü şöyle:

"Şanar Yurdatapan’ın kafasından çıkan şahane bir fikir olan “Türkiye küçük Millet Meclisleri”nden biri olan “Adıyaman küçük Millet Meclisi”nin ocak ayı toplantısını yönetmek üzere, geçtiğimiz hafta sonu iki günlüğüne Adıyaman’a gittim.

Adıyaman’a ve “Adıyaman küçük Millet Meclisi”ne dair izlenimlerimi aşağıdaki yazıda okuyabilirsiniz... Ben, bu bölümde, Adıyaman-Ankara uçağında ve uçaktan indikten sonra terminalde tanışıp tartıştığım çok sayıda dindarla ilgili izlenimlerimi aktaracağım.

Yazının başlığına bakıp, “yazar, alâkaya çay demliyor galiba” diye düşünmeyin hemen... Adıyaman’ın dindarlarıyla henüz iki haftalık bir haber sitesi olan “haBertaraf.com”u çıkaran dindar ekip arasında çok önemli bir ortak payda var: Demokratlık. Bu yazıda niyetim, bu iki olguyu şahit göstererek, Türkiye demokrasisinin asıl sigortası olarak gördüğüm “dindarların demokratlaşması” mevzuuna “merhaba” demek... Bu, kısa bir başlangıç yazısı olacak; konuya zaman zaman yeniden döneceğim.

ADIYAMAN’IN DİNDAR GENÇLERİYLE SOHBET

Adıyaman’a giderken, buranın İslamcısı, muhafazakârı bol bir şehrimiz olduğunu biliyordum. Ümit Aktaş’ın Neşe Düzel’e verdiği söyleşideki tanımları esas alırsak, “Demokrasiyi pek fazla sevmeyen muhafazakârlar”ın değil, “ümmetçi ve evrenselci bir ufka sahip olduklarından, dindarların milliyetçi damarını eleştiren” İslamcıların ağırlıkta olduğu bir kent olduğunu da biliyordum... Fakat onların tek tek somut insanlar olarak demokrasi algılarının ve varsa “kırmızı çizgiler”inin ne olduğunu işte ancak böyle yakın sohbetlerde ve dertleşmelerde öğrenebiliyorsunuz.

İki günün sonunda, dönüşte, yolcu salonundan uçağa geçmek için sıra bekliyordum... Bir ara biletimi cebimden çıkartıp koltuk numarama baktım. O anda yanımdaki genç, “Siz misiniz diye emin olamadım, fakat biletinize göz ucuyla bakınca emin oldum, merhaba” diye selam verdi. Meğer çoğu onun gibi genç birçok kişi, bildiğimiz o Anadolulu çekingenliğiyle ilk hareketi yapamıyormuş; bir anda etrafım çevrildi, hemen ayaküstü bir sohbet açıldı. Uçakta ve Ankara terminalinde devam eden sohbetimizde Taraf’la ilgili o kadar övücü sözler ettiler ki, bir ara yüzümün kızardığını hissettim.

Konuştuklarımın hepsi dindardı ve belli ki daha dindar bir toplumda yaşamaktan daha mutlu olacaklardı. Fakat yine tamamına yakını, eski fikirleri olan “devletin de dindar olması” gerektiği fikrinden uzaklaşmıştı. Devletin bütün inanç gruplarına eşit uzaklıkta durması gerektiğine samimiyetle inanıyorlardı.

Uçakta yanımda oturan genç, 2,5 yıl Mazlum-Der’de çalıştığını, bu çalışmaları sırasında Şanar Yurdatapan’la tanıştığını, onun bir “ate” olduğunu öğrendiğini; onu ve benzerlerini tanıdıktan sonra insanları artık dindar olup olmadıklarına göre değil, “dürüst, hoşgörülü ve demokrat” olup olmadıklarına göre değerlendirmeye başladığını anlattı bana.

Şanar Yurdatapan deyince geldi aklıma... Adıyaman’daki ilk “küçük Millet Meclisi” toplantısını o yönetmiş (benim katıldığım, üçüncüsüydü). Açış konuşmasında Abdurrahman Dilipak’la yakın arkadaşlığına göndermeyle, “o benim yeşilim, ben ‘ate’yim” demiş. Çevresinde “İslamcı” olarak bilinen yaşlıca bir Adıyamanlının bu sözleri gülümseyerek dinlediğini gören bir başka Adıyamanlı (o da kendisine “demokrat” diyor) kulağına eğilip sormuş: “Yirmi sene önce duysaydın bu sözleri yine gülümser miydin?” Cevap: “Adıyaman’ın girişinde vururdum onu...”

Adıyaman’dan, Türkiye demokrasisinin sigortasının; muhafazakârların demokratlaşma sürecinin geri dönüşsüz bir yola girdiği inancıyla ve büyük bir mutlulukla döndüm.

Bizim “özcü” solculuğumuzun, bu türden tesbitleri “dinî gericiliğin özünün değişmeyeceği” gerekçesiyle reddedeceklerini biliyorum. Onlar, Güney Amerika’daki “Marksist papazlar”a buradan selam gönderirler ama, bizim dindarlarımızın “değişmez özü” konusundaki fikirlerinden bir milim bile taviz vermezler. Bu “özcülük” meselesini sonraki yazılarda uzun uzun ele alacağım, şimdilik bu kadar yeter...”

Odatv.com

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)