• BIST 108.434
  • Altın 151,343
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 17 °C

'Love' cinsellik sorgulaması mı konulu porno mu?

Gaspar Noe'nin son filmi 'Love' ve Paulo Coelho'nun zahir romanı üzerine...

Çağdaş Gökbel/ABC Gazetesi
Elaktra, Murphy’e mastürbasyon yapmaktadır, iki genç aşığın sex sahnesiyle başlayan "Love" (Aşk) filmi Gaspar Noe’nin uzun metrajlı dördüncü çalışmasıdır. Filmde Noe’nin tarzını (olumlu yönde) değiştirmediğini görmekteyiz. Filmdeki açık sex sahnelerinin herhangi bir pornografik yapımdan farksız olması, yönetmen için bir başka handikaptır.

Erotik- melodram tarzında bir film olduğu belirtilse de filmdeki sahneler erotizmin oldukça ötesindedir. Sıkı bir Gaspar takipçisi olarak "Love" filmi bende derin bir hayal kırıklığı yarattı. "Dönüş Yok" ve "Boşluğa Giriş" (Enter The Void) filmlerindeki performansının aksine zayıf bir senaryo ve devrimci perspektifin uzağında vasat bir çalışma olduğunu söyleyebilirim. Kişisel olarak konulu bir porno izlemek istesem bunu pek ala bulabilir ve Noe’nin filminden daha iyi çalışmalara ulaşabilirim.

Sinema sektöründe cinsellik sahnelerinin sınırının porno ve film yapıtı arasındaki bir sınır olduğuna inanıyorum. Avrupa toplumunun yozlaşan bireysel ilişki biçimlerini ele almanın daha güzel yöntemleri elbette ki vardır. Meselemiz izleyici kitlesine sevgi ve aşk gibi kavramların içlerinin nasıl boşaltıldığını anlatmak ise Kesinlikle yönetmenin bir önceki filmi bu konuda daha fazla yardımcı olacaktır. Psikanalisttik öğelerin ağırlıklı olarak yer aldığını ve başkarakterlerden birsinin adının Elektra olmasının bu komplekse yapılan bir gönderme olduğunu konu hakkında bilgisi olanlar hemen yakalayacaklardır. Paris’te başlayan aşk hikayemiz Murphy ve Elektra için acı sonla bitecektir.

Sınırsız fanteziler eş değiştirme, grup ve eşcinsel ilişkilerde dahil sex’in her boyutu filmde ele alınmaktadır. Neticede birbirlerine delicesine aşık bu iki karakter arasındaki ilişki Murphy’nin komşusunu hamile bırakmasıyla sonlanacaktır. Film, yozlaşan ve her türden ilişkiyi maddi temellere indirgeyen toplumumuzun manevi değerlerinin nasıl yıkıldığını anlatmak istemiş olsa da yönetmenin son filminin kendi adıma fiyaskoyla sonuçlandığını söyleyebilirim.

Bireyin mahremiyetinin yıkılışı, insanlığın sevgiyle olan bağının hayvani düzeye indirgenmesi ve doğanın insan karşısındaki zaferi insanı yeni köleliğe ve yok oluşa götürmektedir. Garip bir biçimde Gaspar Noe’nin Love filmindeki hikaye Paulo Coelho’nun  Zahir romanı ile örtüşmektedir. Yönetmenin bu romandan etkilenip, etkilenmediğini elbette ki bilmiyorum ancak kişisel tercihim sorulacak olursa Coelho’nun romanını tercih ederim. Tabi ki sıkı bir kitap okuru sinema filmi ve kitap karşılaştırmamı bayağı bulabilir elbette ki amacım yönetmene haksızlık etmek değil, esas gayem romandaki hikaye ve love filminin sanaryosu arasındaki bağı kurmaktır.

ZAHİR

Roman, yazarın diğer kitaplarıyla olan ilişkisi bağlamında ele alınmalıdır. Coelho’nun romanlarındaki kaygıdan söz ediyorum. Siyamcı, Zahir ve Hac konuları ve ana fikri göz önünde bulundurulacak olursa birbirlerini tamamlayan eserlerdir. Kendi manevi keşfini gerçekleştirebilmek üzere yola çıkmış olan insanların mücadelesidir yazarın kaygısı. Coelho’nun anlatımı bu mücadeleyi bizlere yalın bir biçimde aktarmaktadır. Zahir, birbirlerine aşık ve kariyerlerinde başarılı bir çiftin evliliklerini kurtarma telaşını anlatan bir romandır.

Roman, günümüz insanının doyumsuzluğunun ve elde ettiklerinden bir türlü neden mutlu olamadığının ironik bir anlatımıdır. Başkarakter Ester oldukça mahir bir gazetecidir. Kocası ise başarılı bir yazar ve popüler bir kişiliktir. Bütün bu başarı ve görünürdeki derin aşk zamanla kısır çatışmalara ve monotonluğa dönmektedir. Tüm evliliklerin kaderinden söz edilmektedir. Buradan hareketle genel bir modern toplum analizi elbette ki yapılabilir. Ancak tüketim ideolojisinin etkisi altında olmayan kişilerin romanda ya da filmde anlatılan bireylerin hezeyanlarını yaşadıklarına olan inancım oldukça düşüktür. Esas problem günümüzde bireylerin boşlukta yaşamalarıdır. Derin bir boşluktan söz ediyorum.

Şu şekilde örneklendirelim: Dev bir elin sizi dünyadan çektiğini düşünün ve atmosferin dışına sonsuz bir karanlığın içine, yani uzaya öylece bırakıldığınızı hayal edin. Ne hissederdiniz? İşte günümüz insanı bu durumu somut bir biçimde yaşamaktadır. Tek bir farkla! Örneği açıkladığım siz okuyucu o boşluğa bırakıldığınızın farkındasınızdır.

Ancak modern toplumlarda yaşayan bu bireyler o boşluğun nadiren farkına varabilirler. Genelde bu farkındalık belirli bir seviyede ortaya çıkmaktadır. Kitaptaki kadın karakterin gazeteci olması da mistik bir deyim kullanmak gerekirse bu sonuca dalalettir. Sonu gelmez bir tatmin olamama kuşatması altındadır birey. Savaş muhabiri olup hayatını tehlikelere atmak, kocasını ardında bırakıp Kırgızistan’da görev yaparken yeni aşklara; bunu aşk olarak tanımlamamakta yarar var. Yeni heyecanlara doğru yol alırken, kişi mutluluğu ve tatmini aramaktadır.

Meseleyi biraz daha karmaşıklaştıralım; Aydınlanmanın diyalektiğinde önemli bir tespit vardır. Adorno ve Horkheimer’a göre; günümüz kitle kültüründe kişilerin özel hayatları yani mahremiyeti topluma açık hale getirilir. Buradaki esas kasıt bireylerin kişisel yaşamlarının basit bir tüketim nesnesine indirgendiğine ilişkindir. Porno filmler, daha usturuplusu BBG evleri ya da bir gurup insanın belirli bir yaşam alanına tıkılarak televizyon ekranlarına yansıtılması biçimini alan bir ticaret türü ile karşı karşıyayız. Bahsettiğim konular insanın içerisinde yatan güdüleri manipüle etmekle ilişkilidir. Neticede insan mahremiyetinin tüketim aracı olarak sermaye eliyle alınıp, satılıyor olması bizi sistemin bir başka felaketine sürüklemektedir.

Nitekim romanda, yazar Estere ulaştığında çoktan onun karnında başkasının çocuğu vardır. Bu romanda erkek karakteri filmdekinin aksine daha masum bir noktada değerlendirsek bile erkekte romandaki anlatımda karısını aldatmıştır. Bunun elbette ki masum bir kaçamak olduğu roman içerisindeki diyaloglarda belirtilmektedir. İki yapıtta da romanda ya da filmde diyalektik bir sürece rastlamaktayız. Bireyin duygularının ve insanın yarattığı yüce değerlerin yıkıldığına şahit olmaktayız. Garip bir biçimde Avrupa’daki bu yozlaşmanın doğu toplumlarında renk değiştirmiş bir şeklini görüyoruz. Yani muhafazakarlık arttıkça, toplumun ahlak seviyesinde bir yükselişten bahsedemiyoruz. Tam tersi bir biçimde teolojik evrenin etkisi arttıkça biçimlerde değişim görülse de içerikte yozlaşmanın tersine doğru bir etkiden bahsetmemiz söz konusu değildir.

Grup ilişkiler, eş değiştirme, eşcinsel birliktelikler aklımıza gelebilecek tüm fantezi biçimleri bu toplumlarda da görülmektedir. Bu kaçınılmaz bir durumdur. Tüketim ideolojisinin hakim olduğu yani; kapitalist kuralların işlediği toplumlarda çürüme hızlanarak devam edecektir. Çıkışı Coelho’nun tarzı ile göstermek istersek birey bu kuşatmadan ve boşluktan ancak kendi dünyasını fark ederek, yani keşfederek bulabilir. Eros ve uygarlık arasında çok ince bir çizgi ve doğaya benzeyen hassas bir denge vardır. Birinin diğerine göre daha fazla ya da daha az baskılanması mevcut dengeyi bozacağı için dikkatli olunmalıdır. Bu bahsettiğim durum ise iktidar ile doğrudan ilişkilidir. Bugün yaşadığımız dünyada sex ideolojinin en somut biçimidir.

Sex insanlık için ödül ve ceza sistemi biçimini almış bir etkinliktir. Aşktan bahsetmek ise hiç istemiyorum. O noktadan uzaklaşalı oldukça uzun bir zaman oldu. Cinselliğin toplumdaki yasal onayının da (Evlilik kurumunun), bu maddi temelli ilişkileri maskelemek dışında başka bir şeye hizmet etmediği için, evlilik giderek anlamsız hale gelmektedir. Tolstoy’un önemli eseri Kreutzer Sonat’tından bugüne pek fazla bir şeyin değiştiğini söyleyemeyiz. Şimdi sakince koltuğa oturup düşünmenin zamanıdır. Hayatımız diye tarif ettiğimiz şeyin öncellikle kimin hayatı olduğunu, kaç kitap okuduğumuzu ve sevdiğimizi söylediğimiz kişiye karşı neler hissettiğimizi dürüst bir biçimde sorgulamalıyız. Ancak bütün bu sorulardan evvel kendimize ulvi bir amaç edinip o doğrultuda savaşmayı unutmamalıyız. Aksi takdirde ideolojinin boşluğundaki o suni evrende görece mutluluğumuzun ve sahte sadakatlerin içerisinde yaşayıp ölmeniz içten bile değil.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)