• BIST 105.964
  • Altın 163,195
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 5 °C
  • Adana 8 °C
  • Antalya 11 °C

Lütfi Akad, Yılmaz Güney'i ve Sinemasını anlatıyor-1

Lütfi Akad, Yılmaz Güney'i ve Sinemasını anlatıyor-1
Türk sinamasının kurucu ve büyük yönetmenlerinden Lütfi Akad, yazdığı anılarında Yılmaz Güney'i ve sinemasını da anlatıyor. Akad'ın yazdıkları, Yılmaz Güney kimliği ve sinemasının nasıl oluştuğunu ortaya koyuyor.

Tahir Şilkan

Türk sinemasının "ustasız ustası", kurucu yönetmenlerinden Lütfi Akad (1916 -2011), 'Işıkla Karanlık Arasında' başlığıyla yazdığı anılarında Yılmaz Güney'i  geniş biçimde anlatır. Yılmaz Güney'le sinema tarihimizin unutulmazlarından olan 3 filmde birlikte çalışan Akad, anılarında 1964 yılında tanışmalarını  "Ben Yılmaz Güney" başlığı altında  anlatır. 

Lütfi Akad,  Beklan Algan, Ayla Algan, Ertem Göreç ile birlikte kurdukları  Beyoğlu İmam Sokağı'ndaki Filmo şirketinde, bir gün kapının önünde bir gölge belirdiğini, "Ne var" dediğinde, uzun boylu, zayıf, kısa kıvrık saçları, derinden bakan kara gözleri, kemiklerine sarılı esmer derisi her şeyi ile kavruk bir genç iki adımla odanın ortasına varmış. 

Onu daha önce görmediğini, tanımadığının  kesin olduğunu, gene de yabancı gelmediğini, o kara gözlerinin gerisinde içten bir gülümseme sezdiğini söyler.

Kısa bir süre bakışırlar, "Ben Yılmaz Güney" der, gelen genç...  Lütfi Akad, kalkıp karşıladığını, el sıkışıp yer gösterdiğini, adının yaygınlığını duyduğunu, vurdulu kırdılı filmlerde oynadığını, bu tür filmlerin hiç eksilmeyen seyircisinin yere göğe koyamadığını, çok tutulduğunu..." bildiğini ifade eder.

"Ben Adanalıyım ağabey," diyen Yılmaz Güney, "Yıllarca sinemalarda, film işletmelerinde çalıştım, senin çevirdiğin filmlerle beslendim, sinema kutularının üstünde uyuduğum çok oldu. İstanbul'a gideceğim, onun filminde oynayacağım, beni çok beğenecek düşleri kurdum" diyerek, sözlerini sürdürecektir. 

Lütfi Akad, "Kısmet değilmiş, görüyorsun ben bıraktım," dediğinde, Yılmaz Güney, "Yok ağabey, daha çok filmler yapacaksın, hem de burada, beraber yapacağız" der. O sırada aklına onunla bir ön anlaşma yapmanın  geldiğini, Filmo, Karanlıkta Uyananlar için kurulduysa bu başkaca film yapmayacak anlamına gelmez diye düşündüğünü söyleyen Akad,  "Hazır gelmişken seninle gelecek yıl için bir ön anlaşma yapalım" diyecektir. Lütfi Akad, kendisinin, her film için "Sana yedi bin beş yüz vereceğiz"  dediğinde, Yılmaz Güney'in, "O kadar çok, beş bin yeter," dediğini, bu minval üzere alışılmışın tersine bir pazarlık yaptıklarını, nasıl bir anlaşmaya vardıklarını  anımsamadığını ama izin isteyip gittiğinden bir süre sonraya kadar kalan havayı duyarak, "bu çocuk gittiği her yerde böyle sıcak bir iz mi bırakıyor?" diye düşündüğünü yazar. 

&&&

Lütfi Akad, Yılmaz Güney ile ilgili ikinci anısını " Adanalı" başlığı altında anlatır. Erzurumlu iki yatırımcının Kadir Kesemen ve Cahit Gürpınar'ın kurduğu Dadaş Filmden çağrılınca, niçin çağırdıkları konusundaki merakının, toplantı odasında Yılmaz Güney'i gördüğünde bittiğini ve işi anlayıp rahatladığını söyler. 

Yılmaz Güney'in önce resmi bir tutumla kendisini yatırımcılarla tanıştırıp sonra da niçin çağırdıklarını anlattığını, senaryosunu yazdığı Hudutların Kanunu'nu Dadaş Film'in çekeceğini, yönetmenliğini de onun yapmasını istediğini söyleyen Yılmaz Güney'in kendisine,  boşta olup olmadığını sorduğunu, kendisinin de;  Orhan Günşiray'la 'Sırat Köprüsü' filmini tamamlamak üzere olduğunu söylediğini anlatır.  

Yılmaz Güney'in,  "O sorun değil, önce siz anlaşa durun, ben birazdan geleceğim" deyip, kendisini, yatırımcılarla başbaşa bırakıp gittiğini anlatan Lütfi Akad, yatırımcılarla neredeyse bitmeyecek bir pazarlık başladığını, ancak kendisinin hiç konuşmadığını söyler.

Sonra Yılmaz Güney gelip havayı sezip "Ne o anlaşamadınız mı" diye sorunca, yatımcıların, "Tamam" dediğini, anlaştıklarını ifade eder.

&&&

Lütfi Akad, o günden sonra Yılmaz Güney'in evlerinin  devamlı ziyaretçilerinden  biri olduğunu, yemeğe kalmamaya özen gösterdiğini ancak kimi zaman önemli bir konuşmaya denk geldiğinde kalmazlık da etmediğini söyler. 

Öyle günlerden birinde Yılmaz Güney'in kendisinden, "Adı Bela Çiçeği olacak" diyerek, bir senaryo istediğini, birkaç cümleyle bir öykü anlatıp, "Konya'da bir kadın var, kötü yerde çalışıyor. Genç bir adam, parası pulu hiçbir şeyi yok, işi bile yok. O kadına aşık oluyor, onunla evlenmek istiyor, ama karar veremiyor..." dediğini, kendisinin, "Hepsi bu mu, kadın ne diyor?" diye sorduğunu, "O da ne diyeceğini bilemiyor"  diye yanıt verdiğini, bunun üzerine " Sorunu ben mi çözeceğim" diye ikinci bir soru sorduğunu, bunun üzerine Güney'in, "Senaryoyu yazarken kadını ne kadar seversen ona göre karar verirsin ağabey" dediğini ve " Ya kadın! O ne diyecek " diye sorduğunda ise, " O da adamı senin onu anlattığın kadar sevecek" yanıtı aldığını anlatıyor. 

"Doğrusu zor bir iş olacak" diye düşündüğünü söyleyen Lütfi Akad, ortaya çıkan taslağa kendisinin de şaştığını, ete kemiğe büründürmeye uygun bir taslağın oluştuğunu söyler. Ancak taslağın öyle kaldığını, Yılmaz Güney'in farklı bir 'Bela Çiçeği' senaryosunu kendisine verdiğini, senaryonun Nazif Kurthan tarafından yazıldığını ancak konusunun kendisine anlatılan hikaye ile bir ilgisinin bulunmadığını yazacaktır. Bela Çiçeği çalışmasını bir sezgi sonucu karalama olarak bıraktığını, Yılmaz'ın da bir daha sormadığını anlatır.

&&&

Lütfi Akad, "Işıkla Karanlık Arasında" başlıklı anılarında Yılmaz Güney'le tanışmalarını anlattıktan sonra, ilk kez 1967 yılında Dadaş film adına çektiği, hikayesini Yılmaz Güney'in yazdığı Hudutların Kanunu filminin senaryosunun yazılış ve çekim hikayesini anlatır. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)