• BIST 106.239
  • Altın 160,657
  • Dolar 3,8781
  • Euro 4,5726
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 17 °C

Mağduriyetin tekelleşmesi

Çağlar Ezikoğlu, 'başörtülü bacılara kelepçe' olayını yazdı.

Manisa’da geçtiğimiz gün Fethullah Gülen Cemaati’ne yönelik gerçekleştirilen operasyon kamuoyunda yeni bir tartışmaya yol açtı.

Operasyon neticesinde gözaltına alınanlara kelepçe takılması hali hazırda insan haklarına aykırı bir uygulamanın varlığını sürdürmesine delalet olsa da; bu uygulamanın ‘başörtülü’ bacılara yapılması bazı kesimlerde ciddi bir infial uyandırmış gibi. Özellikle Cemaat yanlısı bu kesimlerin, yapılan bu hukuksuz uygulamanın özünü şikayetten ziyade başörtüsü vurgusu yaparak bir mağduriyet devşirme çabalarını izlemekteyiz.

Aslında Gülen Cemaati’nin böyle bir mağduriyet çabasını dillendirmesi bile başlı başına hayli ironik olsa da, aslında bu ülkede mağduriyetin tekelleştiği gerçeğinin göz ardı edildiğini gösteriyor bizlere.

Kimin Başörtülü Bacısı?

Bahse konu ‘kelepçeli başörtülü bacı’ fotoğrafını gören, Gülen Cemaati mensupları veya AKP’li olmayan muhafazakar kesimler, AKP’nin aslında bu fotoğrafla 28 Şubat’ı hortlattığını söylüyor. Hatta bazılar 1 Kasım’da AKP’ye oy veren %49’a seslenip, ‘işte bakın görün AKP’nin gerçek yüzünü’ diye feryat ediyorlar. Bu durum aslında bu insanların AKP’nin seçmen tabanını 13 seneden bu yana hala anlayamamış olduğunun göstergesi. Öncelikle 28 Şubat süreci ile bu süreci kıyaslamak en basitinden elma ile armutu kıyaslamaktır. 28 Şubat sürecinde, bütün dini cemaatlere, topluluklara, mütedeyyin insanlara yapılan baskılar tamamen sistematik bir şekilde ilerlemiş ve ülkede yaşayan bütün muhafazakarları hedef almış bir uygulamalar bütünüydü. Bu uygulamalar bütününden nasibini alanlar arasında bugün iki düşman kardeşe dönen Fethullah Gülen Cemaati ve AKP hareketinin kurucuları da vardı. Fakat şu anda AKP’nin daha doğru bir ifade ile AKP üzerinde etkisini hiç kaybetmemiş olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kafasındaki yönetim biçimi olan tek adamlık rejiminde hedef muhafazakarlar değil, ‘onlardan olmayan muhafazakarlar’dır.

Başörtülü bacıların kelepçelenmesinden hassasiyet duyan bünyelere bazı örnekler verirsek belki hafızaları tazelenir. Şöyle bir yakın geçmişe dönelim, 30 Mart seçimlerinden sonra seçilen Türkiye’deki 7 başörtülü belediye başkanından birisi olan Erciş Belediye Başkanı Diba Ermiş Keskin, 14 Ekim’de ‘öz yönetim ilanından’ ötürü önce gözaltına alınıp sonra tutuklandı. Gözaltına alınırken kelepçelin kelepçelenmediğini dahi bilmiyoruz, zira Gülen Cemaati veya diğer muhafazakar kesimlerin ‘başörtülü bacı’ hassasiyetini burada göstermediklerinden ötürü kamuoyu nezdinde rutin bir haber olarak geçildi.

Aslında burada meselenin tamamen başörtülü bacıların seçtiği taraf olduğu çok açık. Eğer bir başörtülü bacı, Kürt siyasi hareketine katılarak mevcut iktidara muhalefet ediyorsa veya aynı başörtülü bacı Fethullah Gülen Cemaati’ne bağlı bir mensup olarak mevcut iktidara muhalefet ediyorsa, o bacının kafasındaki başörtünün İslami bir değeri mevcut iktidar için yoktur. Fakat bu yaşananlardan ötürü bazı liberallerin dahi dediği, ‘işte bakın AKP iktidarı aslında dindar falan değil’ gibi bir çıkarımda bulunmak en basitinden abesle iştigaldir. Zira asırlardır cevabının bulunamadığı ‘Gerçek İslam ne’? sorusuna herkesin cevabı vardır, AKP ve Erdoğan’ın bir cevabı olduğu gibi. Dolayısıyla Erdoğan’ın İslam’ı nasıl ki bizler için gerçek İslam değilse, onun içinde kendisine muhalefet edenlerin inandığı İslam anlayışı Gerçek İslam değil.

Yani burada kelepçelenerek gözaltına alınan başörtülü bacı AKP nezdinde ‘Gerçek İslam’ı’ temsil etmiyor. Doğal olarak buradan bir mağduriyet çıkarıp AKP tabanına seslenmek oldukça anlamsız, zira Erdoğan’ın yakın zamanda tahmin ettiğim ölçüde bir konuşma yaparak ‘bunlaaaaar başörtüyü kullanarak bizi alaşağı etmek istiyorlar’ söylemini büyük bir coşkuyla destekleyecek bir kitle mevcut ki artık bu kitlenin oransal olarak %40’ın aşağısında olmadığını biliyoruz.

‘Mağduriyeti En İyi Biz Biliriz’

AKP’nin söylem bazında kullandığı mağduriyet olgusu aslında Türk sağında yıllardan beri süre giden bir söylem biçimi. Ama 28 Şubat’ın akabinde bu söylemi oldukça iyi analiz eden AKP iktidarı artık bu söylemi kendi tekeline almış durumda. Ama esas vahim durumun kimse farkında değil. 1 Kasım seçimlerinden sonra sürekli olarak seçmenin mesajını çözmeye çalışan liberal muhalif kanat, AKP’nin artan oyunun ‘korkutma ve sindirme’ politikaları neticesinde olduğunu sanıyorlar. Aynı fikirde olmasam da diyelim ki öyle olsun; peki 7 Haziran öncesi AKP’ye ders vermek istemeyen yani tamamen bu baskıcı politikaları sahiplenen %41’lik bir kitle. Bu kitlenin başörtülü bacıya yapılan muameleden ötürü incineceğini mi düşünüyorsun?

İşte esas vahim olan nokta toplumun en az %40’ının artık mazlum veya mağdur olmak değil, mağrur ve güç sahibi olup karşısındakini bir sinek gibi ezmek istediğini görmektir. Bunu son derece zekice tespit eden Erdoğan ve ekibi 2007’den bu yana toplumun her katmanını sürekli kutuplaştırarak bahse konu %40’ı inşa etmiş durumda.

Bu söylediğim hipotezimi test etmek isteyenler için de basit bir yol önerelim. %49’un heyecanıyla bir an iç siyasette egemenlik oyunu oynamak isteyen Başbakan Davutoğlu’nun bahse konu olay yüzünden Manisa Emniyet Müdürü Tayfur Erdal Ceren’i açığa aldığını okuduk. Davutoğlu’nun heyecanına verdiğim bu olay tahminimce kendisinin Beştepe’ye çağrılıp ‘ikaz’ edilmesi ile normale dönecektir, zira bahse konu Emniyet Müdürü ‘paralel yapı ile mücadele’ de Saray’ın en sadık bürokratlarından birisidir.

Neyse işin bu kısmını geçelim, önereceğimiz yola gelelim. 1 Kasım’ın mağluplarından olan anket şirketlerine fırsat, AKP’ye oy verenlere sorsunlar, Emniyet Müdürü’nün açığa alınmasını doğru buluyor musunuz diye. Çıkacak sonuçlar beni değil ama AKP her seçim %40’ı geçtiğinde şaşırıp şoke olan muhalif liberalleri yine şaşırtacağından şüphem yok.

Bir son notta Gülen Cemaati’ne; kendilerine yapılan haksızlıklardan dem vurup toplumun bazı kesimlerinin kendilerine destek vermediğinden yakınan Cemaat mensuplarına seslenmek isterim. Ne zamanki gözaltındaki bu hukuksuz veya keyfi uygulamaları ‘başörtülü vs. başörtüsüz veya ‘Pakraduni/Ergenokoncu vs. Cemaat mensubu hayırseverci’ diye ayırmazsınız, işte o zaman aradığınız desteği bulabilirsiniz. Ama Gülen Cemaati’nin tutumundan anlaşılan böyle bir ayrımı daha yıllar boyunca sürdürmeye niyetli olduklarıdır ne yazık ki…

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi, Uluslararası Siyaset Departmanı

Doktora Adayı ve Araştırma Görevlisi

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • 123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)