• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 4 °C
  • Adana 2 °C
  • Antalya 4 °C

Masadan ve Ankara Katliamı’ndan Sonra

Deniz YILDIRIM

Son yazıda nedenleriyle anlatmış, muhalefet partilerine O Masaya Oturmayın çağrısı yapmıştık.  Geç de olsa CHP doğru tutum aldı; ülkeyi dikta anayasası yolunda 4 partiyi de katarak ilerleten “halkla ilişkiler” masasını, yeni “istikşafi” tuzağını bozdu. Kutluyoruz.

Yapılan açıklamalar; dikta anayasasına payanda olmama yönünde belirtilen irade önemli; fakat beraberinde bu tutumla uyumlu yeni bir siyasal tavır, bir strateji, deyim yerindeyse bir “dava” gerektirmekte. Burada kalmamalı; devamı gelmeli. Şartlar Saray’ın siyaset “oyunu” kurmasının olabildiğince aleyhine; hakiki bir kurucu muhalefet çizgisinin inşası; ülkeyi de bölgeyi de uçurumun eşiğinden alabilir, alacaktır.

Önce eşyayı gerçek ismiyle çağıralım; o masa “anayasa” masası değildi. “Ben bu anayasayı tanımıyorum” diyenlerin İçişleri Bakanı, “koyun mevzuatı kenara” ya da “sistem değişti, anayasayı buna göre uyarlayın” diyenlerin Cumhurbaşkanı olduğu koşullarda; iyisiyle kötüsüyle varolan anayasal-hukuksal düzeni tanımadığını ilan eden bir rejim yapılanmasıyla anayasa yapılmaz. O masaya oturmak; ülkenin normal, iyi kötü işleyen bir demokrasi olduğu görüntüsü vermeye; içinden geçtiğimiz şartları ve rejimi sıradanlaştırmaya yarayacaktı. Tablo bunun aksinedir. Masanın adı “anayasa” masası değildi; dikta için zaman kazanma ve kamuoyu oluşturma stratejisi içindeki bir taktikti.

Şimdi CHP’nin karşısında pozisyon aldığı şey, Saray’ın genel stratejisi içindeki bir taktiktir. Taktik düzlemde bir restleşme önemli olsa da; asıl olan, restleşmeyi stratejik düzleme çekebilmek. Saray’ın ve AKP’nin bir stratejisi var; bu strateji ya da genel dava, dinci-yağmacı bir diktatörlüğü kurumsallaştırmak; yeni rejimi anayasal temelde güvence altına almak; bu strateji için sürekli taktik hamleler yapıyor, daha büyük kazanım için geri çekiliyor ve ileri atılımlar sergiliyorlar. Burada yeni ve güzel olan, CHP’nin Saray’ın taktik oyununu bozmayı başarmasıdır. Eksik olansa; Saray’ın stratejisi karşısında CHP’nin hala bir stratejisinin olmamasıdır.

Bozulan Taktik Oyun

Nedir bozulan taktik oyun? Bu açık; görüşmeler uzayacak; en sonunda başkanlıkta tıkanma yaşanacak; Saray yine “görüyorsunuz, 4 parti bir araya geldi, bir anayasa yapamadı” taktiğini devreye sokacaktı. Yani Saray’ın sonda bozulmasını istediği masayı CHP başta bozdu; restleşme “başkanlık” görünümlü bir dikta planı üzerinde olacaksa, “oyunu sonda değil şimdi bozalım” dedi; netlik iyidir.

İkincisi; Saray da ifade etmişti: “6 aylık süreçte 4 partinin üçer temsilcisi acaba neler söyleyecekler. Onlar o çalışmayı yaparken biz boş mu duracağız, elbet durmayacağız” sözleri açık. Komisyon masada sonu belli bir oyunla oyalanırken, Erdoğan yine yetkisi dahilinde olmadan komisyona süre biçmişti ve bu süre içinde de sözde “sivil toplum kuruluşları”, “anayasa platformları” aracılığıyla, sahip olunan büyük medya ve propaganda aygıtının katkısıyla başkanlık için mitingler, toplantılar yapacak, kamuoyu oluşturacaktı. Sonunda da “komisyon yapamadı, partiler anlaşamadı, milletimize, milli iradeye gideriz” cümlesi hazırdı. Hedefte partiler değil seçmenler vardı. Taktik düzlemde bozuldu. Panik bundan; ilk tepkiler bunun işareti; iyidir. Fakat; 22 Aralık’ta yazdığımız erken seçim olasılığı hala gündemdedir. Şimdi bu taktiği de, AKP’nin aleyhine döndürmek için şartlar muhalefet güçleri lehine; eğer oyun doğru oynanırsa. Oyunu bu kez muhalefet güçleri kurabilirse.

“Milli-Gayrimilli”

Stratejisi ülkeyi karanlık bir dinci diktatörlüğe götürmek olan bu yapı; savaşı, her türlü çılgınlığı amaç uğruna göze alabilecek bir anlayıştadır ve stratejisi değişmemiştir, çünkü “dava”dır. Bozulan taktik, yeni bir taktikle ikame edilecektir. O da bellidir; “CHP darbeci, vesayetçi, statükocu” masalı etrafında, “CHP’ye karşıtlık” temelinde başkanlık için yeni bir zıtlık oluşturulması; bu bir yandan eski “liberal” masalların da devreye sokulması anlamına gelse de; asıl zıtlık Saray’ın 7 Haziran sonrası iyiden iyiye pekiştirdiği “milli-gayrimilli” zıtlığı temelindedir ve muhalif cephenin bu eksende ya Saray ittifakına dahil edilmesi ya da bu temelde zayıflatılması, içten zaafa ve tartışmaya bu temelde maruz bırakılması planlandığı açık. Bu zıtlığın bozulamamasının ilk sonucu 1 Kasım olmuştur. Bir daha aynı hata tekrarlanmamalı. Atalet, sessizlik, her şeye “evet” tavrı hatalıdır.

Önce “portre” üzerinden Atatürk kimliğine dair tartışmanın ortaya atılmasıyla, ardından Baykal’ın son çıkışları ve “milli muhalefet” ifadeleriyle ortaya çıkan tablo; bütün bunların tesadüf olmadığı yönünde. CHP gemisi; tüm gönülden kürek çekenlerine, emektarlarına rağmen, rotasız (stratejisiz-davasız) ve kaptansızdır. Bu durum geminin enerjisini tüketmekte, gemi yer yer “karaya oturmakta”.  Rotasız ve kaptansız gemide Baykal tipi müdahalelerin artması ihtimali yüksek. Bu yüzden Baykal bir neden değil; sonuç. Boşluklardan yararlanmakta. Siyaseten asıl yararlanan da hep Saray olmakta. 7 Haziran’dan sonra Baykal’ı çağırıp oyuna yeniden dahil olmasında da bu yaşanmıştır; şimdi de. Baykal ne zaman devreye giriyor, CHP içindeki boşluktan ve stratejisizlikten yararlanarak tartışma açıyorsa, bilin ki Saray zordadır. Baykal’ın çıkışının ertesi günü masanın dağıtılması; Saray’ın yeni hamlesine karşı “gördüm” yanıtıdır. Rotalı ve kaptanlı, stratejili bir muhalefetle çok daha iyisi yapılabilir.

Bunun yolu; taktik düzlemde masayı bozan dikta karşıtı kararlılığı, stratejik düzlemde bütün parti ve muhalefet güçlerine taşımak; bir zemin, program, çıkış yolu; özetle bir halk iktidarı seçeneğini bir an önce oluşturmaktır. Ülkenin bu iktidara mahkum olmadığı; bu iktidarın çözümlerin değil, sorunların kaynağı olduğu gösterilmeli ve yerine neyin konulacağı konusunda netleşme sağlanmalı.  Halk “istikrar” masalıyla kendisinden oy alanların 1 Kasım’dan beri nasıl bir “istikrar” yarattığını görecek, gözlemleyecek niteliktedir. Bütün mesele; alternatifsizlik; ölüme karşı sıtmaya razı olma dayatması. 

Ankara Katliamı’nın Gösterdiği

Dün de görüldü: Saray ve AKP yönetememektedir. Ülke yönetilmemektedir.  Bir yanda artan çatışmalar, siyasetin rafa kaldırılması, diğer yanda komşu ülkeye savaş siyaseti dayatması. Bir yanda artan hayat pahalılığı, zamlar; diğer yanda emekçinin kıdem tazminatına, halkın Cerattepe’sine, kamu çalışanının güvence haklarına saldırı hazırlığı. Her yanda ölümler, acılar, anaların gözyaşları. Ve Ankara’nın göbeğinde patlayan bombalar; yönetilemeyen bir ülke görüntüsü.

Bütün bunlar mı “istikrar”dır? Ülkenin AKP-Saray hattının stratejisi yolunda adım adım sefalete, istikrarsızlığa ve yaşam güvenliğinden yoksun bir iç/dış savaş tablosuna doğru sürüklendiği koşullarda; halkın temel meselesi ne yeni anayasa ne de başkanlıktır. Şimdi yapılması gereken, bunu anlatmak; başkentin göbeğinde 100 canımızı yitirince uyardığımızda bunu ciddiye almayan, “ıslıklayan” kitlelere dünkü saldırıyı anlatmaktır. Zordur, ama mümkündür. Kaptanlı, rotalı gemiyi gören kim olsa şu fırtına ortamında güvenli bir liman, sığınacak bir gemi arayacaktır; arıyor da. Çünkü “çürümüş bir şeyler var Danimarka Krallığı’nda”. Herkesin hayatına dokunan gerçek sorunlar kaynağıyla doğru anlatılır, çıkış yolu gösterilirse çözümler ufuktadır. Sorunların çözümü başkanlık ya da anayasa değil; asıl sorun bunların dayatılmasıdır. “İstikrar”ın yolu başkanlık ya da Saray anayasası değil, asıl sorun bunların dayatılmasıdır. Zıtlık buradan kurulabilir, kurulmalıdır.

 Başkentin göbeğinde, devletin tüm kurumlarının ortasında bombalar patlıyor. İstihbarat uyuyor; tek bir siyasal sorumlu yok; tek bir kamu görevlisi hesap vermiyor. Koruma zırhı çekilmiş. Bunların çözümü “dikta” ya da “başkanlık” değil; ülkenin bu gündem dayatması ve strateji nedeniyle içeride ve dışarıda içine sürüklendiği felaketleri görünürleştirmektir. CHP ve ilerici muhalefet güçleri yüzünü halka dönmeli; stratejik düzlemde gerçek bir  “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” çizgisi çekerek ülkenin ve bölgenin kurtuluşunda öncülük görevine yürümelidir.  

Yenileceksek oyunlarıyla değil, onurumuzla yenilelim.

Kazanacaksak yüreğimizin attığı tarafı güçlendirelim.

Ülkenin Ana Muhalefet eksiği yok; Havva Ana gibi muhalefet eksiği var.

Birleşelim, bir kurucu merkez inşa edelim. Ülkeyi yaşanabilir, güvenli, özgürlük ve barış içinde, emekten, doğadan, insandan yana bir yeni cumhuriyetle taçlandıralım. Stratejiyi bu irade ve kararlılık düzleminde netleştirmeyen gemi; karşıtının yeni taktikleri karşısında yine çaresizleşecek; cesaret. Kurucu irade zamanı. 

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.