• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Memleket yaşanmaz olmuş yahu, öyle mi?

Gaffar Yakınca

Kentli orta sınıfı bir süredir kuşatmış olan yenilmişlik ve umutsuzluk hissi son operasyonlar ile tavan yaptı. Arkadaş sohbetlerinde veya sosyal medyada en çok dillendirilen sözlerden biri “buralardan gitmek lazım”. Çünkü “artık memleket yaşanmaz oldu.”

Hiç bir çözüm önerisi getirmeyen, sadece ümitsizliği ve yılgınlığı beslemeye yarayan bu yaklaşım bende şiddetli bir mide bulantısı uyandırıyor. Ancak, yine de elden geldiğince soğuk kanlı davranıp, bu hezeyanı makul bir zemine oturtmaktan yanayım.

İnsan sürekli acı çektiği bir yerde kalmak ister mi? İstemez şüphesiz, sadece insan değil herhangi bir hayvan da istemez. Canı yanınca, keyfi kaçınca, aç kalınca ilk aklına gelen oradan uzaklaşmak, kısmetini başka bir yerlerde aramaktır. Dolayısı ile memleketten kaçıp gitme hissini, böylesi bir refleks anlamında makul görebiliriz. 

İyi de, insan alelade bir hayvan değil ki, her şeyden önce karmaşık ilişkileri olan bir topluluk halinde yaşıyor; aynı zamanda bir kültür, bir medeniyet manasına da gelen belirli bir toplum içinde var olabiliyor.  Şu halde, insanın “ben buralardan gidiyorum artık” demesi, sadece bir coğrafyayı değil, içinde hayat bulduğu bütün atmosferi terk etmesi, bugününü geçmişi ile geleceğinin arasından çekip alması anlamına geliyor. 

Onun için böylesi arkadaşların söylediği “buralardan gitmek lazım” sözünü, doğrusu pek de ciddiye almıyorum. Çok az insan içinde var olduğu, kimlik bulduğu hayatı geride bırakacak manevi güce sahiptir. Bu tavır, daha ziyade anlık bir öfkenin ya da çaresizliğin dışa vurumu olarak değerlendirilmeli. Dolayısı ile onları ikna etmeye ya da kimi izahlar yaparak burada kalmalarını sağlamaya çabalamak da bir tür beyhude çaba olacaktır. Aslında kimselerin bir yerlere gittiği yoktur.

Gitmek mi, gitmenin propagandası mı?

Peki nedir midemize ağrılar sokan? Tüm bu niyet beyanlarında bizi asıl rahatsız eden şey bilerek ya da bilmeyerek bir umutsuzluğu, inançsızlığı üretiyor olmalarıdır. 

Şüphesiz, gitmek de ayıp değil. Mecbur kalabilirsiniz, nefes alamayacak gibi hissedersiniz, ekmek gailesine düşersiniz… Bir sürü sebep sayılabilir. Neticede insan hürdür. İstediği toprakta yaşama, istediği yerde var olma hakkı vardır.

Ancak gitmek başka bir şeydir, her gün gitmenin propagandasını etmek, terk etmenin ideolojisini örmek başka. Birincisi bir kez olur ve artık siz “oradakilerden” birisinizdir, mertçe bir harekettir, bundan böyle söyledikleriniz de buna göre tartılır. İzahınızı buna göre yapmanız gerekir. İkincisi ise sürekli kendini tekrarlayan bir mızmızlanma hali gibidir. Belki sizin ruhunuza bir miktar rahatlatıcı etki yapabilir, ama çevrenizdekilere etkisi son derece olumsuz ve tahrip edicidir. 

Sizin açınızdan yaşanmaz bir hale gelmiş olabilir, ancak hala bu memleketten umudu olan, buraya vatanım diyen, burada doyup burada var olmaya çalışan milyonlarca insan var. Bunlardan bazıları bizim gibi yurtsever bir şuurla bu fikirde ısrar etmekte, daha genç olan bir kısmı ise yurda karşı tutumunu sabah akşam diş tırnak çalışarak, burada bir gelecek inşa etmeye çabalayarak göstermektedir. 

Yurdu sevmenin şuuru

Zaten pek çok durumda, yurdu sevmek için gereken şuur kendinden menkul, paket halinde damara zerk edilen bir kavram değildir. 
O şuur, her gün bu ülkede yaşama umudu ile yeniden uyanmaktır. 
O şuur, her yeni gün sırf karın doyurmak için bile olsa yurdun toprağında çalışmak, onun havasını solumak, onun sıralarında okumak, onun sokaklarında yürümek, sevmek, kavga etmek, direnmektir. 
O şuur, her akşam istikbale dair bir beklentiyle, hatta belki salt bir arzu veya hiç olmayacakmış gibi duran bir hayalle yurdun koynuna sokulmaktır. 

Ağzınızdan çıkan her kötücül laf, bu şuura, bu ümide vurulan bir darbedir. Bu ülkede hala yaşamaya değer güzellikler, uğruna mücadele etmeye değecek varlıklar bulunuyor. İktidarlar gelir geçer, her tür fenalık er ya da geç bir son bulur. Vatansa yalnızca bir yüce duygu, bir ülkü olarak değil, aynı zamanda en somut haliyle çağlar boyu yaşamaya devam eder. Yurt, hem taşıyla, toprağıyla, toprağın altında yatan atalarımızla, hem de sokaktaki hayvanı, fabrikadaki tarladaki işçisi, mektepteki öğrencisi ve hala gelecekten ümit eden çocuklarıyla bizim yurdumuzdur. Onlara karşı zerre sorumluluk taşıyan bir insan “buralarda durulmaz artık” türü yıkıcı lakırdılar etmez.

Kimsenin kimseyi zorla tuttuğu yok

Nedir gerçekten bu ülkeyi sizin için tahammül edilmez kılan? Tamam baskı rejimi, savaş tehlikesi, ekonomik zorluklar, bunların hepsi yaşama sevincini alan olumsuzluklardır. Ama herşeyden evvel bu ülkenin size verdiği ile aldığı arasında bir muhasebe yapmanız gerekmez mi? Memleketin en hoyratça muameleleri reva gördüğü, sürgünlere saldığı, zindanlara attığı insanlar yılmadan, şikayet etmeden mücadele etmeye çalışırken, konforu azıcık bozulanların ülkeyi karalamaya başlaması şımarıklık değilse nedir?

Kimsenin kimseyi zorla bu ülkede tuttuğu yok. Yabancı bir memlekete göçmek, hiç değilse bir deneme yapmak o kadar da zor bir iş sayılmaz. Biraz para biriktirmenize, buradaki üç beş malınızı satmanıza, bir uçak bileti alıp bir ev tutmanıza bakar. Hülasa sanıldığı kadar karmaşık bir süreç değildir, eni konu biraz risk almak meselesidir. Hatta memleketin durumu söylediğiniz kadar vahimse, parayı pulu düşünmeyip bir an evvel kapağı dışarı atmanız gerekir.

Bu ülkede çektiğiniz çilenin boyutu nedir? 

Her gün balık istifi metrobüse mi biniyorsunuz? 
İkitelli Sanayi’de oniki saat çekiç mi sallıyorsunuz? 
Maslak’ta dört derece soğukta beton mu döküyorsunuz? 
Her sabah koştur koştur dolmuşa mı yetişiyorsunuz?
Biga’da çeltik tarlasında mı başlıyor gününüz? 
Enez’de sabaha dek kurbağa mı topluyorsunuz? 
Silifke’de keçi mi güdüyorsunuz? 
Erciş’te her sabah sınıfın sobasını mı yakıyorsunuz?
Sabah kendi karhvaltınızı yapmadan kedi köpeğin rızkını mı dağıtıyorsunuz?
Hekimhan’da ekin mi deriyorsunuz?
Sevdiğinizin mezarına gidebilmek için emekli maaşınızı mı gözlüyorsunuz?
Tuzla’da deri mi tabaklıyorsunuz?
Yatağan’da madene mi iniyorsunuz?
Ardanuç’ta mektebe gidebilmek için dereleri patikaları mı tepiyorsunuz?
Gülümbe’de direksiyon mu sallıyorsunuz?
Çamaltı’nda tuz mu süzüyorsunuz?
Topkapı’da öğlen yemeğini tavuk dönerle mi geçiştiriyorsunuz?

Yanlış anlamayın, hiç birinizin yaptığı iş bu işlerden daha değersiz, hiç birinizin sıkıntısı bunlardan daha küçük değil. Ama emin olun bunları yapan insanlar da sizden daha değersiz değil. Bundan böyle “bu ülkede yaşanmaz artık” demeden önce burayı yaşanabilir bir memleket yapmak için çalışan insanların da hakkını düşünün. Türkiye büyük bir ülkedir, biz olmasak da yaşar, biz onu sevmiyoruz diye de pek bir şey kaybetmez. Boş laflarla, beyhude yakınmalarla hala memleketten umudu olanların umudunu kırmak tealfisi mümkün olmayan bir fenalıktır. 

[email protected]

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.