• BIST 97.898
  • Altın 145,728
  • Dolar 3,5767
  • Euro 4,0006
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 18 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 22 °C

Mermi siyasetinin asıl hedefi

Deniz YILDIRIM

Vezneciler saldırısında şehit olan polislerin cenazesinde yaşananlar ortada. Tabloyu bütünlüklü görmek, organize işbölümünü anlamak için bir güne sığan olayları özetleyelim: önce cami avlusundaki CHP çelengi parçalanıyor; ardından avluda Başbakan’la konuşabilen bir kişi bunun üzerinden birkaç dakika geçmeden, bakanların önünden elini kolunu sallayarak geçip Kemal Kılıçdaroğlu’nun önüne mermi fırlatıyor. Aynı anda Ankara’nın neredeyse bütün bilboardları CHP’yi terörle yanyana göstermek isteyen afişlerle kaplanmış.

Mermili saldırı hakkındaki yorumu sorulan Cumhurbaşkanı Sözcüsü Kalın ise buna “milletin takdiri” yanıtını veriyor. Ertesi gün rejimin kirli havuzdan beslenen psikolojik savaş aygıtı gazeteleri ağız birliği etmişçesine saldırıyı görmüyor ve CHP liderinin cenazeden kovulduğunu manşete çekiyor. Tabloyu Erdoğan muhtarlara verdiği iftar yemeği öncesi yaptığı konuşmayla tamamlıyor: “inanıyorum ki milletimiz bunlara dersini verecek.”

Kınama mı? Var elbette, fakat beklediğiniz makam ve kişilerden değil. Karşı taraf kınamak bir yana, sahipleniyor.

Kınayanlar belli: Muhalefet siyasetçileri arka arkaya kınıyor; yapılanı ayıplıyor; bir de soru önergesi verirlerse, Salı günü de grup toplantısında alkışın dozunu arttırırlarsa tam olacak. Tablo bu; pervasızlaşan bir dikta yapılanması ve bunun karşısında giderek cılızlaşan bir muhalefet tarzı.

Cenazelerde CHP’lilere saldırı yeni değil, ancak dozu kontrollü bir biçimde arttırılıyor. Edremit’te Balıkesir milletvekili Mehmet Tüm’ün şehit cenazesi sırasında saldırıya uğraması, Kocatepe’de Kılıçdaroğlu’na yumurta atılması ve son olarak bu yaşananlar. Organize gelişiyor, önlenmiyor ve bir amaç - mesaj eşliğinde ilerliyor.

Önce şunu saptayalım öyleyse: bu yaşananlar öfkeyle, bireysel ya da anlık parlamalarla ilgili değil. İlgili olsa öfkenin yöneleceği siyasi adres CHP olmaz. Cenazeler üzerinden CHP’yi hedef alan ve adım adım yükseltilen organize bir kampanya yürüyorsa bunun cenazelerle ya da bu cenazelerin gelmesine yol açan siyasi koşullarla ilgisi yoktur; bu saldırılar bir siyasal projenin devamı ve arkasında örgütlü bir kuvvet var.

Nedir bu siyasal proje? Daha önce dokunulmazlık oylamaları vesilesiyle yazdık. Karşıda bir parti yok artık; Saray ve etrafına dizdiği, faşizm temelinde kendi gündemiyle birleştirdiği bir rejim var; bu rejim kendi siyasal diline, stratejisine, eklemlenmeyen her odağı “iç düşman” konumuna yerleştiriyor. Dokunulmazlık oylamasında asıl hedefin CHP olmasının nedeni buydu; bu algıyı toplumsallaştırmak, genelleştirmek, CHP’yi sürekli olarak “terör”le yanyana göstermek. Şimdi benzer konsept şehit cenazeleri üzerinden sürdürülüyor. CHP bu cenazelerdeki “öfke” üzerinden toplum nezdinde yeni rejimin “iç düşmanı” ilan ediliyor; ilan edilmekle kalmıyor, hedefe konuluyor.

“İç Düşman” Olarak CHP

Bu tehlikeli bir yükselişin habercisidir. Birileri bir yandan ülkenin etrafını saran ateş çemberinin, patlayan bombaların, artan şiddet ve terör vakalarının siyasi sorumluluğunu CHP’ye yıkmayı; diğer yandan da bu saldırılarla CHP’yi cenazelerden uzaklaştırmayı; cenaze namazını sadece yeni ittifaklarıyla kılmayı istiyor. Yeni rejimin müttefiklerinden değilsen, avluda da saf tutmana izin yok. Arkasından da başlayacakları yeni psikolojik harp dalgası belli: “CHP şehit cenazelerine katılmıyor”.

Fakat bununla sınırlı kalmadığı ve kalmayacağı da ortada. Gerek toplumsal muhalefet güçleri, gerekse siyasi parti ve hareketlerin kitleleri açısından 10 Ekim Ankara saldırısı sonrası büyük bir kırılma yaşandığı biliniyor. Kitlelerin meydanlarla, sokakla olan bağı “bomba” tehditleriyle birlikte adım adım koptu, kopuyor. Buna bir de CHP’nin “terör”le özdeşleştirilmesi operasyonunu ve sonuçlarını ekleyin. Zaten giderek siyaset yapmanın zorlaştığı taşra faşizmi ortamında CHP’li kadro ve kitlelerin adım adım alanlardan çekilmesi, siyasal bağların daha da zayıflaması tehlikesi şimdiden görülüyor.

Siyasi mermi operasyonunun arkasındaki nedenlerse elbette çoğaltılabilir. Ancak yorumlarda es geçilen bir başka boyut var. O mermi neden ve aslında kime atıldı? Hala temel sorumuz budur ve ülkemizin geleceğini belirleyecek, saflaşmaları şekillendirecek de bu soruya verilecek yanıttır.

Siyasi Merminin Hedefi

O mermi siyasi bir mermidir; hedefinde ise aslında sadece Kemal Kılıçdaroğlu yoktur. O mermi Cumhuriyet’e ve Türkiye’nin tüm ilerici, demokrat kesimlerine atılmıştır, hepimize tehdittir. Unutuluyor; son bir aydır Kemal Kılıçdaroğlu başkanlık sistemi görüntüsü altında zorlanacak bir rejim değişikliğine karşı “kanımızı akıtmadan geçiremezsiniz” vurgusunu ısrarla yapıyor. O mermi “istersek bunu da yapacak kadar yakınız” mesajıdır. Kim verir, kim verdirir; onu isteyen bulur. Ama merminin siyasal mesajı budur. Aynı “istersek yaparız” mesajının adliye önünde Can Dündar’a da verildiğini ve “kınanmadığı”nı unutmayalım.

Öyleyse durum, tablo düşündüğümüzden daha ağırdır. Sanıyorum artık herkes “tehlikenin farkında”. Türkiye farklı fay hatları üzerinden adım adım bir iç savaş senaryosuna sürükleniyor. Bunu önlemek için kararlı, bütünlüklü bir siyasi strateji ve siyasi liderlik gerekiyor.

Oysa CHP’de bu bulunmuyor. CHP’nin dokunulmazlık oylaması öncesinde de görülen iç zaafları, parçalı yapısı, yeni rejimin sıkıştırmaları karşısında bütünlüklü bir strateji ve pozisyon geliştirememesi, sürekli olarak karşı tarafın kurduğu oyuna yanıt yetiştirme telaşı içinde hatalara sürüklenmesi gibi olguları sadece biz görmüyoruz; karşı taraf da görüyor. Ve bu iç çelişkilerleyönsüzlük karşısında çatlakları derinleştirecek, yönsüzlüğü kalıcılaştıracak hamlelerle ilerliyor. CHP bu en zor sürece stratejisiz ve parçalı giriyor.Bu düzeltilmek, muhalefet silkelenmek zorunda.

Tekrar edelim: bir büyük kırılmaya doğru gidiyoruz. Şiddet yayılıyor; yağma yayılıyor; faşizm yayılıyor, iç savaş kapıda. Olağanüstü dönemlerin kurucu iradesini örgütlemek zorundayız. Yanyana, programlı ve stratejisi olan; diktaya, şiddete, teröre karşı halkçı-demokratik atılım şansı, yeni bir cumhuriyetin kurucu iradesi etrafında toplanma imkanımız hala var; kaçırmayalım. Dikta yayılıyor, şiddet yayılıyor, işsizlik ve yoksulluk yayılıyor. Memleketin sorunları dağ gibi ve bunları çözecek bir iradenin varolduğunun gösterilmesiyle tüm denklem değişecek. Kendimizi güvenelim; tarihe güvenelim, alçaklığın ve vasatlığın karşısında teslim olmayanlar olarak bu memleketin çıkış yolunu birlikte açalım.

Tartışmayı bu zeminde sürdüreceğiz.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)