• BIST 106.736
  • Altın 140,992
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 28 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 27 °C

Milliyetçiliği, Ege'de, Afyon'da, Kıbrıs'ta yazan lider!

Nahit DURU

28 Mayıs, CHP'nin 3'üncü Genel Başkanı Bülent Ecevit'in doğum günü... 1925 yılında dünyaya gelen Ecevit, yaşasaydı 91 yaşında olacaktı.

Daha önce de yazmıştım. Bülent Ecevit siyasete girmeyip, gazeteciliğe devam etseydi Türkiye'nin en büyük gazetecilerinden biri, belki de en büyüğü olurdu inancındayım. O'nun sahibi ve yayın danışmanı olduğu Arayış dergisinde her haberi, yazıyı en küçük ayrıntısına kadar incelemesine, dikkatle ele almasına tanıklık etmiş, ondan çok şey öğrenmiş bir gazeteci olarak söylüyorum bunları.

Ne yazık ki, Ecevit gazeteciliği değil, siyaseti seçmiş..

1950 yılında başladığı gazeteciliği 1957 yılında sona erecek, Ecevit, milletvekili olacak, yoluna siyaset sahnesinde devam edecekti. Ecevit yıllar sonra, - Ulus'un imtiyaz sahipliğini üstlendiği 1966-1971'i saymazsak- 12 Eylül döneminde kısa bir süre, - darbeciler yasaklayana kadar - gazetecilik yapacaktı.

Fiili olarak siyasete atılmasının ardından, 1960'dan sonra kurulan  İsmet İnönü hükümetlerinde Çalışma Bakanlığı görevine getirilen Ecevit, işçilere grev hakkı tanıyan yasayı TBMM'den geçirerek,  çalışanların gönlünde taht kurmayı başaracaktı.

Sonra, parti içinde yükselecek, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün 1965 seçimlerinde gündeme getirdiği "ortanın solu" sloganını, Ecevit CHP Genel Sekreteri olduktan sonra, "CHP sosyal demokrat bir partidir"e dönüştürecek, "toprak işleyenin, su kullananın" sloganı ile toprak ağalarının ve diğer partilerin tepkisini çekecekti.

1972 yılında CHP Genel Başkanı seçilen Ecevit, 1973 seçimlerinin ardından MSP ile koalisyon hükümeti kuracak, Kıbrıs'ta Türk halkının katledilmesine göz yummayıp, 1974 yılında "Kıbrıs Barış Harekatını" gerçekleştirecekti. Bu harekatı anlatırken, "YaInız Kıbrıslı Türk'lere değiI, Kıbrıslı Rumlara da barış getireceğiz" diyecekti.

Bu harekatın ardından, Yunanistan'daki dikta rejimi yıkılacak, yerine yeniden demokrasi gelecekti.

Ecevit, Haşhaş ekimi konusunda ABD'ye kafa tutacak, ekiminin yasaklanması istemini reddedecekti.

Sonraları CHP'nin milliyetçiliğini de şu sözlerle anlatacaktı:
"Biz milliyetçiliği Ege'nin serin ve derin sularına, Afyon'un haşhaş tarlalarına ve Kıbrıs'ın Beşparmak dağlarına yazdık."

1977 seçimlerinde ekibinin ve kendisinin olağan üstü çalışması sonucu CHP yüzde 42 onu almasına karşın, tek başına iktidar olamayacak, AP'den kopan bir gurup milletvekili ile hükümet kurmayı başaracaktı.

1979 yılında yapılan milletvekili ara ve Cumhuriyet Senatosu üçte bir yenileme seçimlerinde hezimete uğrayıp, iktidarı devredecekti.

Ecevit, bağımsız Türkiye'den yana, demokrasi, Atatürk ve laik Cumhuriyet savunucusuydu.

Bülent Ecevit, darbe sonrası, 12 Eylül dikta rejimine karşı kafa tutacak, benim de içinde bulunduğum bir avuç insanla çıkarttığı Arayış dergisinde demokrasiyi savunacaktı. Bu arada, Ecevit de ben de demokrasiyi savunup, faşist rejime karşı çıkmanın bedelini şimdi müze yapılan Ulucanlar ceza ve tutukevinde ödeyecektik.

Darbenin başı Kenan Evren'in şekil olarak Atatürk'ü taklit etmesini, konuşmalarında Atatürk'ü kendince yorumlamasını "içine sindiremediğini" her fırsatta yinelerdi Ecevit. Evren'in bu tavrının Atatürk'ün ilke ve devrimlere zarar vereceğini de savunan Bülent Ecevit, ömrünün büyük bölümünü laiklik ilkesini anlatmakla geçirmişti.

Ecevit, Merve Kavakçı'yı giysisi uygun olmadığı için şu sözlerle eleştirecek, genel kurul salonundan çıkarılmasını şu sözlerle isteyecekti.

" Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye'de hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor. Ancak, burası hiç kimsenin özel yaşam mekanı değildir. Burası, devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar, devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası, devlete meydan okunacak yer değildir! Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!"

Ecevit bir mülakatında ise laikliğin "Türkiye Cumhuriyeti için Aşil'in topuğu kadar yaşamsal öneme sahip" olduğuna vurgu yapacak, şöyle devam edecekti.

"Yani laiklikten vuruldu mu bu cumhuriyet yıkılır, bu toplum çöker ve bu ulus çözülür. Laikliğin yıkılması halinde Türkiye çağın gerisine düşer."

Ne hikmetse 1985 yılından sonra, laiklik konusunda zaman zaman, Atatürk'le de, kendisiyle de çelişki içine girecekti.

Ne olmuştu da Ecevit, bazı tarikatların iyi olduğunu savunmuştu.

İlk yazımda da bu konuyu yazacağım.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)