• BIST 117.559
  • Altın 161,697
  • Dolar 3,7860
  • Euro 4,6551
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 7 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 11 °C

Modern-dışılaşma ve yeni modernlik

İbrahim Kaya

Bugünkü Türkiye’yi anlamak için önerdiğim iki kavram sırasıyla modern-dışılaşma ve modernliği olmayan kapitalizm kavramlarıdır. Modern-dışılaşma öyle bir boyuta ulaştı ki artık modernliğin üstesinden gelindi; geriye kapitalizm kaldı ve bu kapitalizm tamamıyla kurala uymayan, hukuksuz bir kapitalizm. Dolayısıyla çektiğimiz sıkıntıların, yüzleştiğimiz dertlerin temelindeki olgu modernliğin yitirilişi olgusudur. Çözüm ise zorunlu olarak yeni bir modernliğe doğru atılacak adımlarla gelecektir. Şimdi öncelikle modern-dışılaşmayı anlamak için modernliğin yönlendirici temellerinin neler olduğuna bakmamız lazım.

RASYONELLEŞME VE ÖZGÜRLEŞME
Modernliğin yönlendirici temelleri rasyonel egemenlik ve özerklik ilkeleridir kuşkusuz. Bir taraftan doğanın, toplumun ve bireyin bilinebilirliği ve böylece “daha iyiye” ulaşılabilirlik modernlik projesinin temel “ihtirasını” oluştururken, diğer taraftan bireysel, kurumsal ve kolektif özerklik projesi modernliğin olmazsa olmaz niteliğini ifade etmektedir. Yani doğanın işleyiş yasalarını bilmek ve  onu insan yararına dönüştürmek; toplumun işleyiş mekanizmalarını bilmek ve daha iyisini inşa etmek ve bireyin kendisini realize etmesinin yollarını açmak için onu evrensel bilgi ile eğitmek modernlik için vazgeçilmez hedeflerdir. Diğer taraftan bireyin içinde yaşadığı toplumda onu “özerk” kılmak; kurumların işleyiş mekanizmalarında özerkliği kurmak ve kolektif özne olarak toplumu ortaya çıkarmak yine modernlik projesinin olmazsa olmaz hedefleridir. Kısacası, modernliği bir taraftan rasyonelleştirme ve diğer taraftan özgürleştirme projesi olarak anlamak mümkündür ve bu iki nitelik arasında zaman zaman yükselen gerilimler onu “çatışmanın” alanına dönüştürmektedir. Ancak, rasyonellik ve özgürlük modern bir toplumun varlığı için gerçekten de olmazsa olmaz temelleri oluşturmaktadır. Yaklaşık son on yıldır yazdığım gibi, Türkiye hızla modern-dışılaşıyor ve burada ifade ettiğim modern-dışılaşma tam da sözünü ettiğim iki temel ilkenin aşınması hatta kaybedilmesi anlamına geliyor.

Rasyonel egemenlik ilkesi esaslı olarak bilimin ve teknolojinin toplumdaki merkezi konumuyla ilgilidir; bilimsel bilgi, uzmanlık, bilirkişilik gibi ilkeler toplumun rasyonelleşmesinin ilkeleridir. Bu ilkeler kuşku yok ki “disiplini” gerektirir, yani, kişilerin kendi öz-disiplinini sağlaması ve usullere uyması bu ilkelerin yaşama geçmesi için vazgeçilmezdir. Gündelik yaşamın kılavuzunun seküler, bilimsel bilgi olduğu ve eylemlerimizi bu bilgiye göre düzenlememiz gerektiği bu konudaki esası belirlemektedir. Uzmanlaşma ve bilimselleşme, dolayısıyla, modern toplum için kaçınılmaz süreçlerdir. Demek ki devletin yönetilmesi ve toplum ile siyasanın karşılaştığı alanın düzenlenmesi rasyonelliği, disiplini, hukukiliği, uzmanlığı, bilirkişiliği gerektirmektedir. İşte Türkiye’ye baktığımız zaman gördüğümüz manzara tam da bu ilkelerin aşınmışlığı ve hatta tükenmeye yüz tutmuşluğudur. Rasyonelleşmenin tersine çevrildiği bir süreci yaşadığımız ve bu süreçte hem devlet yönetiminin hem de siyasa ve toplumun karşılaştığı alanın düzenlenmesinin modern öncesinin “toplulukçu” (cemaatçi) anlayışına tabi olduğu muhakkaktır.

MODERNLİĞİN YİTİRİLİŞİ
Dolayısıyla, modern-dışılaşma süreci uzmanlaşmanın, bilirkişiliğin pabucunun dama atıldığı bir süreçtir ve sonuçları toplum halinde birlikte yaşama idealini oldukça zayıflatan sonuçlardır. Bilimcilere, uzmanlara, bilirkişilere toplumun güveninin sarsıldığı, bilimsel sahanın “sıradanlaştırıldığı”, devlet kadrolarının liyakatten ziyade sadakatle belirlendiği, doğa ile olan ilişkide hiçbir hesabın yapılmadığı, tüm toprakların şantiyeye dönüştürüldüğü bir ülkeye geriledik. Modernliğin rasyonellik boyutuna karşı yürütülen mücadele tam da ortaçağcıl bir hayatı dayattı sonuç olarak. Güven-risk karşıtlığında riskin güveni alt ettiği, teknoloji üreten bilim anlayışının gerilediği, bilimsel bilginin dışındaki bilgi türlerinin kucaklandığı ve topluma dayatıldığı, alanında başarılı, kendini ispat etmiş uzmanların ve bilirkişilerin toplumun gözünde statüsüzleştirildiği bir süreç yaşandı ve yaşanmaya devam ediliyor. Bu modern-dışılaşmanın tavan yaptığını ve modernliği olmayan kuralsız kapitalizmin hakimiyet kurduğunu gösteriyor.

Özerklik projesi olarak modernliğe baktığımızda, durumun daha vahim olduğunu görüyoruz.   Toplulukçu (cemaatçi) anlayışların politika yapmayı belirlediği bir ülkede kuşku yok ki bireyin özerkliğinin benimsenmesi, desteklenmesi mümkün değildir. Yani kişi kendisini kendine ait özelliklere işaret ederek tanımlamaz, ama üyesi olduğu cemaate işaret ederek bu tanımlamayı yapar. Modern öncesinin geleneksel, tutucu kimlik bildirimleri bu çağda kışkırtıldığı zaman ortaya elbette kimlik eksenli çatışmalar çıkıyor. Kimliğe ilişkin atfın yurttaşlığa değil ama mezhepçiliğe, etnik-merkezciliğe yapıldığı bir ülkede, bireyselleşme ve bireysel özgürlük tamamıyla hayal olmaktadır. Dolayısıyla, bireyin içinde yaşadığı toplumdaki özerkliğini arzulayan modernlik projesinin geriletildiğini gözlemliyoruz.

Kurumsal özerklik açısından baktığımızda da gördüğümüz odur ki özerklik karşıtı bir anlayış uzun zamandır hakimiyet kurmaktadır. Ekonominin, eğitimin, hukukun kısacası bütün kurumların tek bir merkezden hatta tek bir kişi tarafından yönlendirilme çabasının ülkedeki bütün işleyişi nasıl da sakatladığını gözlemliyoruz. Modernlik projesinin her kurumun kendine özgü işleyiş mantığına duyduğu saygının bu ülkede son zamanlarda hiçbir şekilde bulunmadığını söylemek mümkündür. Sanat kurumu üzerindeki dinsel ve siyasal baskıların; hukuk kurumunun siyaset kurumu tarafından parçalanışının; din kurumunun bütün kurumlara öncelikli hale getirilmeye çalışılırken saygınlığının aşınmasının yaşandığı ülkede kurumsal özerklikten söz etmek mümkün değildir.

Toplumun kolektif olarak özerkliği konusuna gelince; toplumun kendi üstüne düşünmesi, kendisine dair bir “öz-anlayışa” sahip olması, her ne kadar “farklılıkları” bünyesinde barındırsa da kolektif olarak özne olduğunu bilmesi onun özerkliğine işaret etmektedir. Bu ölçüde bir toplumdan söz etmek, muhtemelen projenin tamamlanmamışlığından dolayı, hiçbir yerde henüz tam anlamıyla mümkün değildir. Ancak, bizdeki mesele projenin tamamlanmamışlığından ziyade ona karşı epey zamandır yürütülen “ortaçağcıl” mücadele ile ilgilidir. Karşıtlıkları, farklılıkları olsa da bir toplum “büyük” uzlaşıya sahiptir ve bu uzlaşı onu kolektif özne kılmaya yetkindir. Ancak, bu ülkede tanık olduğumuz süreç tam aksi yönde işlemektedir: gittikçe ayrışan, karşıtlıkları nedeniyle yarılan bir topluma daha doğrusu toplulukların iyice belirginleştiği bir tür modern öncesi cemaatler federasyonuna gidiş söz konusudur. Kısacası modern toplumun varlığı tartışmalıdır.  

YENİ MODERNLİĞE DOĞRU
Demek ki hem rasyonellik hem de özgürlük veyahut hem disiplin hem de özgürlük boyutlarıyla modernlik, karşıtları tarafından üstesinden gelinmiş, “tarih” olmuş bir projedir. Halbuki dünyaya özellikle de modernliğin “orijinal coğrafyası” olan Batı’ya baktığımızda, “yeni” bir modernlik döneminin veyahut modernliğin yeni bir aşamasının yaşandığına dair tartışmalar bilimsel/entelektüel dünyadaki güçlü tartışmalardır. Tüm dünyada bir gerileme yaşandığı muhakkaktır ve gerileme karşısında atılacak adımlar ilerlemeci adımlardır ve bu nedenle ilericilik-gericilik tartışması Batı’da da yeniden gündemi belirleyen önemli tartışmalardan olmaktadır. İster Giddens, ister Habermas, isterse Touraine gibi düşünelim Batı esaslı bir “yeniden yapılanma” sürecine girmek zorundadır, yani yapı bozumu değil yeniden yapılanma, yani modernliğin modernleşmesi süreci kaçınılmaz görünmektedir.

Bizim çözümümüz de yeni bir modernliğe yönelik adımlar sayesinde gelecektir. Türk modernliği Batılı sosyal bilimci için sıra dışı, “istisnai” bir modernlikti, ama bugün ondan eser kalmamıştır; yani yeniden modernlik inşası için yine özgün bir modernliğe yönelik çabaya ihtiyaç vardır. Bireysel özerkliği, liberalizmin “kibirli” bireyciliğinden uzak, özgürleşen ama toplumsal dayanışma ile bu özgürlüğü dengede tutan birey anlayışı olarak işleyen; kurumsal özerkliğin toplumun parçalanması, çok tanrıcılık gibi negatif ifadelerle nitelenmesini engelleyecek toplumun yeniden bütünleşmesi yönünde işlevselleşecek formda ve içerikte anlayan; kolektif özerkliği, toplumun büyük uzlaşını yeniden bulması, kendi üstüne düşünmesi ve bir öz-anlayışa sahip olması çerçevesinde okuyan yeni bir modernlik projesi içine düştüğümüz karanlıktan bizi aydınlığa çıkaracaktır. Bu projenin ayrıntılarını önümüzdeki yazıda anlatacağım.

İyi pazarlar.   

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)