• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 11 °C
  • Antalya 14 °C

'Mücadele ederek özgürleştim ve özgürleştikçe daha fazla mücadele ettim'

'Mücadele ederek özgürleştim ve özgürleştikçe daha fazla mücadele ettim'
İlerici Kadınlar Meclisi Türkiye koordinasyon üyesi Semra Yelsali, kadın mücadelesi ve Türkiye'de kadın çalışanların sorunları konusunda çarpıcı tespitlerini paylaştı.

Söyleşi: Çağdaş Gökbel
İlerici Kadınlar Meclisi Türkiye koordinasyon üyesi Semra Yelsali ile Türkiye’de çalışan bir kadın olmanın zorluklarını ve kadın mücadelesini konuştuk.

Hizmet sektöründe çalışan bir kadının hamile kalmasının dahi belirli kurallarla kısıtlandığını belirten Yelsali, laik bir ülkede yaşamanın kadınlar için ne denli önemli olduğunun altını çizdi.

Kaç yıldır hizmet sektöründe çalışıyorsunuz ve bir kadın olarak bu sektörde çalışmanın zorlukları nelerdir?

Sekiz yıldır hizmet sektöründe çalışıyorum. Ağırlıklı olarak Turizm sektöründe çalıştım. Bir kadın olarak bu sektörde çalışmanın onlarca zorluğu var. Size önemli olanları sıralamaya çalışacağım. Bu sektörde bir kadın olarak var olabilmek istiyorsanız, öncelikle çocuk doğurmayacağınıza dair bir sözleşmeye imza atmak zorundasınız. Ben bu durumla üç farklı yerde karşılaştım. Eğer bu sözleşmeye rağmen hamile kalırsanız ve çocuğunuzu aldırmayı kabul etmezseniz işten çıkarılırsınız. Bu duruma güzel de bir kılıf uyduruyorlar, bizi düşündüklerini ve çalışma koşullarının ağırlığından dolayı böyle bir sözleşme hazırladıklarını söylüyorlar.

12832425_10153396651499212_3853801606885201181_n.jpg

“HİZMET SEKTÖRÜNDE DERİN BİR KAOS VAR”

Çalıştığım iş kolunda mutfak bölümünde görevliydim. Mesleğimi ben seçmedim o beni seçti diyebilirim. Güzel yemekler yapabilen bir insan olduğum için çevrem beni bu iş kolunda çalışmam için teşvik etti. İşimi yapmayı seviyorum ancak çalışma koşulları öyle ağır ki sevmeme rağmen işimi yapamaz durumdayım. Mutfakta çalışmak bir kadın için çok zor, ağır stresli bir iş bu yüzden mutfakta en fazla iki kadının çalıştığını görebilirsiniz. Çalışanların arasındaki iletişim de çok kötü boyutlarda. Aynı sınıftan insanlar birbirlerine ağır hakaretlerde bulunabiliyor. Patronların da bu durumdan kendi açılarından faydalandıklarını düşünüyorum. Bir bölümde işçiler iyi diyalog ortamı oluşturuyorsa hemen paniğe kapılıyorlar. İşçilerin örgütlenmesinden ve hak talep etmesinden korkuyorlar kısacası. Bir de turizmde en basitinden mutfakta bile aşçıbaşının altında komiye gelene dek on tane kıdem ya da unvan mevcut. Bu durumda işçilerin arasındaki rekabeti arttırıyor. Son işimden bu rekabet ve çalışanlar arasındaki kötü diyalog yüzünden ayrıldım. Turizmdeki krizden ötürü bir kahve zincirinde çalıştım oradan da ayrıldım şimdi başka bir yerde çalışıyorum. Bizim sektörde yoğun bir sirkülasyon vardır. Anlayacağınız hizmet sektöründe derin bir kaos var. Eşim de bu sektörde çalışıyor ve görev aldığı yere sendikayı sokmak istediği için işten atıldı. Antalya da tanınan ve bilinen bir mekan. Şuan dava sürecindeyiz mahkeme sonucunu bekliyoruz. Kadın ya da erkek fark etmiyor, sınıf bilincine sahip bir insansanız çalışma yaşamında her türlü zorlukla rahatlıkla karşılaşabiliyorsunuz.

Son yıllarda gençlerin kahve içebildikleri mekanda gözle görünür bir artış var. Bu mekanlardaki çalışma koşullarını bize anlatabilir misiniz?

Ben de bir kahve firmasında çalıştım. Öncelikle insanların neden böyle yerlerde çalışmayı tercih ettiklerini ele almalıyız. Antalya özelinde turizmdeki krizi bir yana bırakırsak, turizm bölgeleri şehir merkezinden 2 saat uzaklıkta ve yolda geçirdiğiniz zaman çalışma süresi olarak değerlendirilmiyor. Örneğin sabah 8’de iş başı yapmanız gerekiyor ise saat 6’da kalkmak durumunda kalıyorsunuz. Bu yorucu ve yıpratıcı olabiliyor. Kahve zincirleri şehir merkezinde oldukları için yolda geçirdiğiniz zaman hayli azalıyor. İnsanlar bu mekanlarda çalışırken çevrelerine ve arkadaşlarına daha yakın olabiliyorlar. İşten çıktıklarında yorgun dahi olsalar eş ya da dostla rahatlıkla buluşup streslerini atabiliyorlar. Emekçiler bu yüzden bu yerlere rağbet edebiliyorlar. Zorlukları diğer pek çok hizmet sektöründen farklı zorluklar değil. Benim dikkatimi çeken bu mekanlarda genellikle genç insanlar çalıştırılıyor. Haliyle onları kontrol etmek zor olabiliyor. Telefonlar yasaklanabiliyor ve bu genç bir çalışanı kızdırıyor, işten ayrılmasına sebep olabiliyor. Çalışanlar işten ayrılırken kaygı duymuyorlar çünkü çok yer var bu konseptte iş yapan. Diğer yandan patron da rahat, onlar da dev bir işsiz ordusunun olduğunun farkında.

Gençlerin bu tarz yerleri tercih etmelerini neye bağlıyorsunuz?

Bu mekanlarda sadece kahve hizmeti verilmiyor. Çeşitli oyunlar ya da nargile türünde farklı seçeneklerde insanlara sunulabiliyor. Ama ben bu tarz yerlerin şimdilik ‘moda’ kavramı ile açıklanabileceğini düşünüyorum. Geçmişte çiğ köfteciler ya da pizzacılar revaçtaydı şu anda kahveciler ön planda ve moda olmuş durumda diyebiliriz. Kapitalizmin karakterine bağlıyorum sürekli kendini yeniliyor ve insanları bu şekilde rahatlatmaya ya da oyalamaya çalışıyor. Bir de bu tarz yerlerin konseptleri insanların dikkatini çekiyor. Her bir mekanın kendine has farklı bir görünümü var. Bu durum insanlarda yeni bir özgürlük algısı oluşturuyor. Farklı tatları ya da farklı mekanları tercih edebilme özgürlüğü. Hakikaten ülkedeki siyasi iklime bakacak olursanız insanların da buna ihtiyacı var. Özelliklede gençlerin toplumda daha fazla baskılandığını düşünürsek bu mekanlara olan ilgiyi yadırgayamayız.

İnsanımızın maruz kaldığı baskıyı değerlendirecek olursak ‘kahveci’ diye tanımlanan mekanların toplumun biriken enerjisini ya da gazını aldığını söyleyebilirim. Komplo teorisi olarak görünüyor olabilir, ancak bu mekanların kapatıldığını bir hayal edin yerine sistem yeni bir şey üretemezse insanlar isyan noktasına gelebilir. Toplum içerisindeki bir kesimde, iktidarın içki satışına saat sınırlaması getirmesi bile belirli bir hoşnutsuzluk yarattı. Gençlerin yoğunluklu olarak tercihlerini bu sebeplere bağlıyorum. Düşünsenize 24 saat iş ve ev arasında mekik dokuyorsunuz ve bu insanların çoğu yılın belirli dönemlerinde tatil yapabilme lüksüne sahip değiller.

1913632_10153396651449212_8567133193721888702_n.jpg

8 Mart dünya emekçi kadınlar günü vesilesi ile emekçi kadınlara nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Kadınların yaşadıkları sistemin ayırdında olmaları gerektiğini düşünüyorum. Kadınların böyle bir toplumda hayata erkeklerden çok daha geride başladıklarına inanıyorum. Gerçi burada kaba bir kadın erkek ayrımı yapmak istemiyorum. Çünkü bilinç düzeyi yüksek yani; sınıf bilincini kazanabilmiş erkekler de ağır zorluklarla karşılaşıyorlar. Ancak kadınların toplum içerisinde yaşadıkları korku eşiği erkeklere göre daha yüksek. İş yerinde sözlü ya da fiziki şiddete ya da tacize maruz kalabiliyoruz. Sadece iş yerleri değil toplu taşıma araçlarında, sokakta ya da kendi mahallemizde korkunç şeyler yaşayabiliyoruz. Yaşadığımız tüm bu sorunları çözebilmek için evde oturup televizyonun karşısında yakınıp, dövünmekten daha fazla şey yapmak zorundayız. Ben şahsen mücadele ederek özgürleştim ve özgürleştikçe daha fazla mücadele ettim. Kadınlarımız mücadeleden kaçınmamalı.

12802780_10153396651544212_5005201093157333102_n.jpg

“LAİKLİK VE KADIN MÜCADELESİNİ ÖNE ÇIKARMALIYIZ”

Toplumuzda nefret belirli bir düzeye ulaşmış durumda. Nefretin en acımasız boyutu da kadınlara yöneliyor maalesef. Öğretilmiş bir nefret bu. İnsanlar, doğuştan nefret sahibi olmazlar. Sol görüşlü insana ya da azınlıklara duyulan nefret biçimleri de bu şekildedir. Bu nefret genellikle medya eliyle yapılıyor. Şarkılarda dahi bu nefreti ya da cinsiyetçi yönelimleri görebiliyorsunuz. Özelliklede bu iktidar döneminde kadınlar sosyal yaşamdan uzaklaştırıldığı için erkekler tarafından ayrıca bir nefret odağı haline gelebiliyor. Artık erkekler daha az kadınla diyalog kuruyor, kadınlar ev içine hapis edildikçe bireylerdeki gerilim düzeyi artıyor. Kısacası kadına yönelik şiddetin siyasal sisteminde etkisi ile azalacağına inanmıyorum. Kadınların geleceği artık kritik bir noktaya dayanmış durumda. Laiklik ve kadın mücadelesini daha etkin kılmak zorundayız. Laiklik tamamen ortadan kaldırılırsa bu en çok kadınları vuracak. Zaten bunun etkilerini adım adım yaşıyoruz. Bunu biraz daha açmak isterim; bakın laiklik eğer yok edilirse çalışamayacağız, istediğimiz insanla evlenemeyeceğiz ya da evlenememe gibi bir seçeneğimiz olmayacak. Kürtaj hakkı diye bir şey asla olmayacak bunlar aklıma ilk gelenler. Laik, özgür ve aydınlık bir dünya için tüm kadınları örgütlenmeye ve mücadeleye çağırıyorum. Bizi kurtaracak beyaz atlı bir prensin ya da günümüze uyarlarsak lüks arabası olan o kurtarıcı erkeği beklemeye devam edersek her şey bizim için daha kötü olacak. Kadın mücadelesinde hep önde olmaya çalıştım ve ömrüm yettiğince de kadınlar için bu mücadeleyi vermeye devam edeceğim.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)