• BIST 103.200
  • Altın 196,867
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 22 °C
  • Adana 23 °C
  • Antalya 21 °C

Muhalefet hükümet programını sordu: 3 saatte mi yazdınız?

Muhalefet hükümet programını sordu: 3 saatte mi yazdınız?
Başbakan Binali Yıldırım'ın Meclis Genel Kurulu'na sunduğu 65. Hükümet Programı, muhalefet partilerinin eleştirilerine neden oldu.

Tayyip Erdoğan'la görüşmesinin arından 65. Hükümetin Bakanlar kurulu listesini açıklayan AKP Genel Başkanı ve Başbakan Binali Yıldırım'ın Meclis Genel Kurulu'na sunduğu "Hükümet Programı" genel kurulda tartışmalara  neden oldu.

HDP Kars Milletvekili Ayhan Bilgen ve CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, partileri adına yaptıkları konuşmalarda hükümet programının bakanlar kurulunun açıklanmasından üç saat sonra genel kurula sunulmasını eleştirerek "Hükümet programı 3 saatte mi yazıldı, yoksa böyle bri durum önceden öngörüldüğü için hazır mı bekletiliyordu?" diye sordular.

İşte Bilgen ve Atıcı'nın 65. Hükümet Programı aleyhine yaptıkları konuşmalar:

HDP'Lİ AYHAN BİLGEN: 3 SAATTE Mİ YAZDINIZ?

"Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, öneriyle ilgili yani iktidar partisi adına yapılan konuşmayı dinleyince öneri başka bir şey mi içeriyor diye ben de şüpheye düştüm çünkü Sayın Binali Yıldırım hükûmet kuruyor, görevlendirildi ve bu hükûmet programının biraz sonra burada gündeme alınmasını galiba tartışmamız gerekiyor. Bu oylanacak, muhtemelen geçecek ama Sayın Cumhurbaşkanının nasıl bir lider olduğu üzerine bir konuşma yapılması da aslında her şeyi ortaya koyuyor ama ben karizma konusunu yani çok uzun ele almayacağım. Evet, karizma kazandırır ama siyasette karizmanın ciddi riskleri de vardır ve karizmatik liderlik aslında ilkel toplumların tercih ettiği siyasi liderlik tipidir çünkü mistik metafizik güçler addedersiniz karizmatik liderlere, güç onlardadır ve bu vehminiz sizi kurtarabilir, kahramanlar çıkabilir. Evet, gerçekten tarihte karizmatik liderler toplumlara çok zor dönemlerde çok büyük başarılar da elde ettirmişlerdir ama son derece tehlikeli, maceracı işler de genellikle karizmatik liderler tarafından yapılmıştır. Aslında, biraz önce bir milletvekilinin ismini andığı, bizim eş genel başkanımızın konuşma yaptığı salondaki portreler üzerinden gönderme yaptığı isimler de son derece karizmatik siyasi liderler olarak siyasi tarihe geçmişlerdir.

Ama, yani bu değerlendirmenin ötesinde galiba bir şeyi görmemiz gerekiyor: Öyle olağan bir dönemden falan geçmiyoruz, kimse, hiçbir liderlik tipi, hiçbir tartışma şu anda yaşadığımız sürecin normal, olağan olduğuna bizi inandıramaz. Sonuç itibarıyla, bir siyasi parti seçime girmiş bütün partilerle birlikte 7 Haziranda, seçimden sonra Hükûmet kurulamamış, sonra 1 Kasımda tekrar seçime gidilmiş ve bu siyasi parti tek başına Hükûmet kuracak oya ulaşmış, kavuşmuş ve Hükûmet kurulmuş. Şimdi, bu geçen kısa süre içerisinde, altı ay içerisinde yani bir hükûmetin istifa etmesini gerektirecek bizim siyasi okumalarımızla, dünyanın, uluslararası kamuoyunun okumasıyla görebildiği bir durum var mı? Yani bir gensoru ya da başka bildiğimiz olağan yöntemler var mı istifayı gerektiren? Hayır. İktidar partisi içerisinde bir tartışma var mı? İstifanın gerçekleştiği güne kadar baktığınızda her şey gayet uyumlu, olağan gidiyor ama bir anda Hükûmet istifa ediyor ve yeni bir Hükûmet kuruluyor.

Değerli milletvekilleri, bir kere teknik olarak yani bu sürecin olağan dışılığını bir tarafa bırakıyorum. Sabahleyin saat 10.00'da Hükûmet, Bakanlar Kurulu listesi Cumhurbaşkanına sunuldu, saat 11.00 gibi açıklandı; şu anda üzerinden üç dört saat geçmiş, hükûmet programı ne zaman hazırlandı? Hükûmet programı bu süre zarfında bırakın yazılmayı, okunabilir mi? Peki, bakanlar bakan olacaklarını, Sayın Başbakan Hükûmet kuracağını acaba daha önceden mi biliyordu yani bugünkü prosedürden çok önce bir durum mu vardı bu kadar hızlı çalışılıyorsa ya da "Yazdıklarımızın bir önemi yok yaptıklarımıza bakın." diyorsanız, "Yapacaklarımıza bakın." diyorsanız o da tabii ki sizin tercihiniz ama bizi ilgilendiren bir boyutu var yani buradaki teknik olağanüstü durumun ötesinde üç dört saat içerisinde bir hükûmet programı hazırlamanın, kendisinin dünyada nasıl algılanacağını, nasıl okunacağını tartışmanın ötesinde başka bir olağanüstülük yaşıyoruz, o da şu: Türkiye'de siyaset ne yazık ki artık sorun çözen bir mekanizma olmaktan çıkmış, kendisi meşruiyeti tartışmalı bir pozisyona gelmiştir. Biraz önce yargının kamuoyundaki algısı üzerine tartışmalar yapıldı. Evet, geçmişte kurumların itibarıyla ilgili, saygınlığıyla ilgili anketler yapılırdı ve genellikle Silahlı Kuvvetler ya da yargı gibi, bürokrasi gibi konumlar, kurumlar siyasetten daha saygın bir pozisyonda çıkardı; bu da elbette bir ülkenin demokrasisi için, sivilliği için güzel bir manzara, güzel bir tablo değildi. Şimdi siyaset, evet bu kurumlardan daha önde, daha üstte; bu, bütün ülke adına sevinilecek bir tablo ama galiba, bu sefer başka bir çelişkinin içerisine sürükleniyoruz, siyaset kurumu kendi kendini çürütmeye başladı, kendi kendini yozlaştırmaya başladı. Yani, vesayetten kaynaklı, başka kurumların baskılarından kaynaklı bir güvenilmezlik pozisyonu değil ama kendi iç işleyişi, iç demokrasisi açısından ciddi bir riskle, ciddi bir güven bunalımıyla karşı karşıyayız. Evet, bir ülkenin sorunlarının çözümünde siyasetin işlevsel olabilmesinin yolu, siyasetin etkin ve verimli olabilmesinin yolu siyasetin kendi olağan mekanizmalarının sağlıklı işlemesinden geçer. Eğer siyasetçiler, Türkiye tarihinin, Türkiye siyaset tarihinin kimi dönemlerinde olduğu gibi birtakım tasfiyeleri sandık, sokak, miting, sivil demokratik kanallar üzerinden değil de olağanüstü yöntemlerle denerlerse bunu ister parti içinde ister devletin kurumları içerisinde isterse bir partinin bir başka partiye yönelik tavrı olarak ele alın, sonuç itibarıyla o ülkede siyasetin, bırakın sorun çözmeyi, itibarı, saygınlığıyla ilgili de ciddi tartışmalar kaçınılmaz hâle gelir.

Şu anda bir siyasi partiyle ilgili kongre süreci yargı kararıyla netleşiyor. Belki önümüzdeki dönemlerde başka olağanüstülükleri de yine yaşayacağız. Şimdi, dokunulmazlıkların kaldırılması, fiilî olarak inisiyatifin siyasetten, Anayasa'da yazılı olmasına rağmen siyaset kurumundan, Parlamento'dan çıkartılıp yargıya teslim edilmesidir. Evet, yargı gerçekten bağımsızsa gayet tabii dokunulmazlık konusunun kaygı duyulacak, endişe edilecek hiçbir tarafı yok. Biz bu işin geçici olarak değil, topyekûn, kökten çözülmesine dair zaten önerilerde bulunduk ama ne yazık ki galiba geçtiğimiz dönemin olağanüstülüğü bize Türkiye siyasi hayatında, Türkiye siyasi tarihindeki başka olağanüstü dönemleri hatırlatıyor.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede darbeler öyle sanıldığı gibi askerlerin durup dururken siyasete müdahale etmesiyle falan gelişmedi, siyasetçiler birbirlerini tasfiye etmek için askerlere zemin oluşturdular, askere davetiye çıkarttılar. Bugün de bu ülkede bir taraftan seçim tehdidiyle milletvekili iradesi üzerinde baskı kurulmaya çalışılıyor, öbür taraftan da bir darbe beklentisi toplumda gün geçtikçe normalleştirilmeye, olağanlaştırılmaya başlanıyor.

Evet, darbenin her dönemde kendine özgü yolları, yöntemleri vardı; 28 Şubatta farklı oldu, 27 Nisanda farklı bir şey yapıldı, 12 Eylül, 12 Mart, 27 Mayıs, bütün bunlar farklı dengeler, farklı denklemler üzerinden gelişti. Ama bugün bu ülkenin bir bölgesinde artık milletvekilleri olağan, rutin görevlerini yapamıyorlar. Sadece HDP milletvekilleri yapamıyorlar gibi bir değerlendirme haksızlık olur, diğer partiler de... Bunu CHP daha önce heyet gönderdiği için muhtemelen görmüştür, fark etmiştir ama Türkiye'nin bir bölgesinde inisiyatifin tümüyle güvenlik güçlerine geçmiş olması, bir süre sonra bu işin bir bölgeden ibaret kalmayıp belki ülke genelinde de başka olağanüstülüklerin yaşanmasına zemin oluşturacaktır.

Elbette, biz, siyasetin kanallarının açılmasının, güçlendirilmesinin ülkede şiddetin son bulması, çatışmanın bitmesi, ülkenin bütün sorunlarının siyaset zemininde çözülebilmesi için bir anlamı, bir değeri olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda iki eğilim var, dünyada yaygın iki yaklaşım var. Bunlardan birisi -tabii ki siyaset sosyologlarının daha çok iddiası- toplumun önü demokrasi konusunda ne kadar açıksa çatışma ihtimali, şiddet ihtimali o kadar azalır. Bu, olağan bir demokrat bakışıdır. Güvenlikçiler iki türlü bakarlar. Bazı eski soğuk savaş dönemi güvenlik politikasıyla bakanlar şöyle okur: "Şiddetin, terörün uzantısı olarak görülen ne kadar siyasi aktör varsa, ne kadar dergi varsa, dernek varsa, sivil toplum varsa bunların hepsini toptan tasfiye edersek güven ve istikrar ortamı sağlanır." diye bakarlar; bu, eski bakış açısıdır. Ama şimdi dünyada artık "insan güvenliği ve toplum güveliği" diye bir farklı paradigma var. Ve bu paradigmayla yaklaşanlar da aslında demokratik bakış açısına, daha sivil siyaset eksenli bakış açısına yakın duruyorlar ve diyorlar ki: "Siyaseti etkisizleştirirseniz, işlevsizleştirirseniz sadece kaosu büyütürsünüz."

Değerli milletvekilleri, bu coğrafya çok yakın tarihlerde, 2000'li yıllarda -çok geriye gitmeyelim- Kafkasya'da, Balkanlar'da çok sancılı geçiş dönemlerini yaşadı. Geçtiğimiz üç dört yıl içerisinde Orta Doğu, Arap coğrafyası çok sancılı bir süreç yaşadı. Eğer Türkiye bu olağanüstülüğü bir büyük sancıya, bir büyük kırılmaya dönüştürürse bu Parlamentonun da bu olağandışılığa göz yumduğu için tarihî bir vebali, sorumluğu olacaktır.

CHP'Lİ AYTUĞ ATICI: YAPTIĞINIZ İSTİŞARE NE OLDU DA BOŞA ÇIKTI

Değerli milletvekilleri, AKP'nin Meclis çalışma programı üzerine verdiği grup önerisi aleyhine Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Egemenliğin kayıtsız, şartsız milletin olduğunu idrak eden, bir tek kişinin egemenliği-ne teslim olmayan herkesi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Meclisin nasıl çalışacağına elbette millet adına yüce Meclis karar verecektir. Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisi, gerçekten, özgür iradeyle mi kararlar vermektedir? Halktaki ve bizdeki algı, hatta tespit, hayır. Bir tek kişinin dudağından çıkan her şey kanun sayılmaktadır. Şimdi, biz bunları söyledikçe sayın grup başkan vekili çıkıyor kürsüye diyor ki: "Vallahi de tek kişiye bağlı değiliz, billahi de tek kişiye bağlı değiliz." Ne yapıyorsunuz? "Efendim, biz istişare yapıyoruz. Siz anlamazsınız bu işten." diyor CHP'ye. "Biz istişare ederek her şeye karar veriyoruz." diyor ve sürekli bir savunma psikolojisi içerisinde burada konuşmaya çalışıyor.

Ben de şimdi soruyorum size değerli arkadaşlar; istişare ettiniz ve Sayın Davutoğlu'nu Genel Başkan seçtiniz. Altı ay sonra ne oldu da yaptığınız istişare boş çıktı? Ya yanlış istişare yapıyorsunuz ya da birileri burada yalan söylüyor.

Peki, soru iki: Davutoğlu'nu göndermeye karar verdiniz; istişare ederek mi karar verdiniz, özgür iradenizle mi karar verdiniz değerli arkadaşlar? Bunu kendinize sormanız lazım.

Eğer özgür irade hâkim olsaydı birkaç gün önce yaptığımız Anayasa değişikliği oylamasında AKP milletvekilleri oylarını burada kameraların önünde açık açık kullanmak zorunda kalmazlardı.

Eğer özgür irade hâkim olsaydı, bizim "Bakanların da dokunulmazlığını kaldırın. Bizim dokunulmazlığımızı kaldırıyorsunuz, eyvallah, bizim hiç korkumuz yok ama gelin, bakanların da dokunulmazlığını kaldırın." dediğimiz önergeye "hayır" demezdiniz. Özgür iradenizin olmadığını aslında siz de biliyorsunuz.

Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekten özgür irade olsaydı -hani bu getirdiğiniz kararlara el filan kaldırıyorsunuz ya şakacıktan- bu kürsüde, milletin kürsüsünde konuşan milletvekillerine saldıran bir AKP'li milletvekilini yine AKP oylarıyla aklamazdınız.

Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi gerçekten özgür iradeyle kararlar verseydi milletin oylarıyla seçilen Davutoğlu Cumhurbaşkanı tarafından istifaya zorlandığında yani saray darbesi yapıldığında şurada oturan insanlar karşı çıkardı. Allah aşkına bir düşünün, gerçekten özgür iradenizle mi davranıyorsunuz? Bu getirdiğiniz öneri gerçekten istişare ürünü mü? Gerçekten özgür iradeyle mi ellerinizi kaldıracaksınız? Allah aşkına bir düşünün, ben sadece düşünmenizi istiyorum. Eğer gerçekten buna inanıyorsanız, bir de şu soruyu sorayım size: Eğer hakikaten özgür iradeyle oylama yapıyor iseniz, atamayla gelen çiçeği burnunda Başbakan Bakanlar Kurulunu sözde tarafsız Cumhurbaşkanıyla gece yarısı hazırlarken neden sesinizi yükseltmediniz? Neden demediniz ki "Bizim özgür irademize ipotek koyamazsınız!" Kurulan Hükûmet açıkça saray Hükûmetidir, hatta siz buna "Divan-ı Hümayun" da diyebilirsiniz kısaca, özentiniz var ya! Açık seçik bir Divan-ı Hümayun kurulmuştur, siz de hâlâ bana özgür iradeden bahsediyorsunuz. Eğer gerçekten özgür iradeyle bu önerge gelmiş olsaydı, şu soruyu sormanız gerekirdi: "Yahu Allah aşkına, daha pazar günü kongreyi yaptık, kırk sekiz saat geçmeden, görevi alan bu Başbakan nasıl olur da yeni bir Hükûmet programını kırk sekiz saatte hazırlar?" Allah aşkına bir sorun bakalım; getirmişsiniz, yazmışsınız, "65'inci Hükûmet Programı'nın Başbakan Binali Yıldırım tarafından okunması." Allah aşkına ne zaman görev aldınız Sayın Başbakan? Yemediniz, içmediniz, ne zaman kırksekiz saatte koskoca bir Hükûmet programı hazırladınız?

Nasıl oldu da bu güzel milletvekilleri de ikna oldu? "Evet, bizim özgür irademizdir, biz bu önergeyi getiriyoruz. Sayın Başbakanın çok özel yetenekleri var, kırk sekiz saat içinde değil, kırk sekiz dakika içinde bile Hükûmet programı hazırlar." dersiniz. Evet, bunları diyorsanız, o zaman gerçekten kendinize de "özgür iradeli milletvekilleri" diyebilirsiniz.

Aslında her şeyi bir tek kişinin kurguladığının siz de farkındasınız. Burada gelip sadece el kaldırma görevi aldığınızın siz de farkındasınız. Bu çalışma düzenini oylasanız ne olur, oylamasanız ne olur; kabul etseniz ne olur, kabul etmeseniz ne olur; yarın bir emir daha gelir "Efendim, program değişti, hadi bir daha elleri kaldırın." dersiniz, vallahi yine el kaldırırsınız. Sizler bu elleri kaldıra kaldıra namusu ve şerefi üzerine yemin ettiği hâlde bu yemine sadık kalmayan kişileri aklamaya devam ediyorsunuz.

Siz, Sayın Meclis Başkanı, ettiğiniz yemine sağdık kalmayarak "Laiklik Anayasa'da olmamalıdır." dediniz. Siz bugün o yüce koltukta oturuyorsanız laik cumhuriyet sayesinde oturuyorsunuz, bunu da size tekrar hatırlatmayı bir görev addederim. 

Verdiği sözleri tutmayan sözde devlet adamları Türkiye Büyük Millet Meclisinin de, ülkenin de onurunu zedelemektedir. Herkes ettiği yemine sağdık kalacak, herkes ağzından çıkan sözü tutacak, eğer kendini devlet adamı olarak görmek istiyorsa. Değilse, bugün olduğu gibi sizin yüzünüzden bütün dünyaya rezil olmaya devam edeceğiz.

Başkanlık sistemi olmadı, partili cumhurbaşkanlığı olsun kavramıyla karşımıza geldiniz. Türkiye kan gölüne dönmüşken, Türkiye'de dolar 3 lirayı geçmişken, Türkiye'de yoksulluk had safhaya gelmişken, Türkiye'nin sorunu sanki başbakan değişikliğiymiş gibi gösterip Türkiye'yi oyalıyorsunuz.

Bunu yapmaya hakkınız yok. Eğer bunu yapmaya bu şekilde devam ederseniz o zaman özgür iradenizle davranıp davranmadığınızı sorgulayın. Hiç olmazsa deyin ki: "Biz özgür irademizle davranmıyoruz, suç da bir kişidedir."

Ama eğer "Özgür irademizle davranıyoruz." demeye devam eder ve bu tiyatroyu oynamaya devam ederseniz bu oyunun bir parçası olmaya devam edeceksiniz.

Değerli arkadaşlar, partili cumhurbaşkanlığı sistemini getirmeye çalışıyorsunuz. Neden? Demin saydığım sebeplerden dolayı. Açıkça suç işleyen, açıkça verdiği namus ve şeref sözüne sadık kalmayan Cumhurbaşkanını aklamaya çalışıyorsunuz. Yaptığınız şey budur, o suçları örtmeye çalışıyorsunuz. Evet, buralardan birileri sağdık kalmaya çalışıyoruz." diyor.

Evet, sadık kalmaya devam ediniz. Şunu unutmayın: Sizin sadık kalmanız gereken kişi Recep Tayyip Erdoğan değil, yüce milletimizdir, siz ancak millete sadık kalabilirsiniz.

Hükümet Programı'nın okunmasına yönelik lehte ve aleyhte konuşmaların yapılmasının ardından Genel Kurul'a gelen Başbakan Binali Yıldırım programı okumaya başladı.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)