• BIST 102.258
  • Altın 190,182
  • Dolar 4,5880
  • Euro 5,3948
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 30 °C
  • Adana 32 °C
  • Antalya 29 °C

Muhalefet Tökezliyor, İktidar Güçleniyor

Deniz YILDIRIM

Baskın seçime 58 gün kaldı. Muhalefet cephesindeki gelişmeler, AKP-MHP koalisyonunun ülkeyi apar topar bir seçime götürme stratejisinin şimdilik başarılı olduğuna işaret ediyor. Hazırlıksızlık, aday tartışmasına sıkışmışlık, muhalefetin iç cephedeki bölünmüşlüğünün görünürleşmesi… 10 günde muhalefetin hali bu. Bir süreci nasıl yönetirseniz, o süreci iyi yönettiğinize geniş kitleleri ne kadar ikna ederseniz, ülkeyi de zor bir dönemde yönetebileceğiniz algısını yerleştirmeye başlarsınız. Aksi durumsa her zaman mevcudun devamından, statükonun belirsizlik ve beceriksizlikten daha güvenli görünmesinden yana tutumlara yol açar.

Seçim kararı alındığında “bu kadar kısa sürede halkı 16 yıllık bir iktidarı değiştirmeye, değişime ikna etmek en büyük zorluk olacak” demiştim. Bunu aşmak için zamanla yarışılacak çünkü. Doğru strateji, doğru adaylar belirlenecek ve derhal memleketin içine düşürüldüğü durumdan kurtarılması için somut ilkeler ve program halka anlatılacaktı. Buraya gelemedik.

Seçim açıklaması yapılalı 10 gün oldu. 68 günde 10 gün, muhalefetin son derece kötü yönettiği bir adaylık tartışmasıyla heba edildi. Ve ortada henüz bir sonuç yok.

Gelelim CHP’nin bu 10 günde izlediği rotanın yarattığı siyasal sorunlara.

Muhalefette geniş bir birlik havası oluşmuştu. 15 milletvekilinin İYİ Parti’ye geçişiyle sergilenen dayanışma, “bu kez olacak galiba” hissinin muhalefetin her cenahında iyimser bir ruh hali olarak yayılmasına yol açmıştı. Buna karşın bir haftadır CHP ile Saadet Partisi’nin Abdullah Gül’ü ortak aday yapmak istediğine dair güçlenen emarelerle birlikte, muhalefetin iç cephesinde bir çatlak oluştu.

Çatlaklar oluşabilir. Mesele, sizin bu çatlakları gidermek için nasıl müdahale ettiğinizdir. CHP yönetimi Gül söylentisi açığa çıktıktan sonra tam 5 gün boyunca yalanlamadı, aksine Saadet Partisi aracılığıyla bu görüşmeleri sürdürdü. Tabandan gelen büyük tepki ve Meral Akşener’in direnci sonrasında Gül’ün adaylığının mümkün olmadığı anlaşılana kadar CHP yetkilileri “Yeter” diyemedi. Dalgayı yönetmek yerine, arkasına takıldı. Her zamanki gibi.

İYİ Parti’yle gelişen, güçlenen dayanışma da “samimiyet testi”ne takıldı. Adaylıktan Gül lehine çekilmeme kararı alan Akşener son 4 günde ısrarla “100 bin imza”yla aday olacağının altını çizerek, CHP’nin 15 vekil hamlesinin bir başka “fedakarlık” talebi için atılmış taktik bir adım olduğunu kamuoyuyla dolaylı olarak paylaşmayı seçti. İç cephe buradan da zayıflık ve kırılganlık görüntüsü verdi. İç çelişkilerin bu kadar kolay açığa çıkması, iktidara da bu boşluklardan yararlanan müdahaleler için fırsat sundu.

Diğer yandan Gül’ün adaylığı zora girse de, siyasal denkleme müdahalesi bitmiş değil. Gül ilk kez kendisiyle ilgili bu gelişmeleri yalanlamadı, “benim dışımda gelişiyor” demedi, konuşmadan ama Erbakan Vakfı törenlerinde Saadet lideriyle yan yana gelerek dolaylı olarak süreci sahiplendi. Bu, Erdoğan’ın seçilmesi durumunda Gül için tablonun eskisi kadar rahat olmayacağına işaret. Risk aldı. Bu nedenle Gül, kendi adaylığı için olmasa bile bir başka isim ya da isimler için Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine müdahalesini sürdürüyor, sürdürecek. Babacan bir tavrı var sonuçta. Fakat bu müdahalenin bir “kişi” müdahalesi olduğunu sanmak saflık. Gül bir programı temsil ediyor. Gül ihtimali zayıflasa da, NATO merkezli, finans kapital destekli, Körfez’deki Suud monarşisinin yeni Ilımlı İslamcı stratejisiyle uyumlu bir proje olarak Gülcülük, muhalefetin hegemonik tutumuna dönüşme riski taşıyor.

Siyasetin Belirleyeni Olarak Gülcülük
Bir yandan da, bu süreci sahipleniyor görünen Gül’ün aynı zamanda iktidar tarafından da “aday olma” telkini iletenlerin ziyaretleriyle meşgul olduğu görülüyor. Gül’ün bu 10 günlük sürecin “müzakere” kozunu en fazla yükselten ismi olduğunu bu nedenle şimdiden söyleyebiliriz. Düşünsenize, ana muhalefet Gül isminin önünü baştan kapatmayarak, Gül’ün bir yandan muhalefet stratejisine müdahalesine, ama bir yandan da uzağına düşüyor göründüğü iktidar bloğuyla yeni dönemdeki güç dengeleri ve paylaşımı için “pazarlık-müzakere” yürütebilmesine yol açmış oldu. Ve Gül, kendisine “aday olma” telkinlerinin ve üstü kapalı tehditlerin yoğunlaşmasıyla, “iktidar benden çekiniyor. Güçlüyüm” mesajı verebildi. Düşünsenize, tek kelime etmeden, hiçbir meselede ne düşündüğünüzü açıklıkla duyurmadan “güçlü” olabiliyorsunuz siyasette. Sağlayanları “milletçe alkışlıyoruz”.

Gül’ün ya da Gül’ün işaret edeceği bir ismin CHP-Saadet ortak adayı olmasıyla ilgili girişimler sürse de, özellikle ana muhalefete destek veren milyonlarda son süreçte Saadet Partisi’ne yönelik olarak gelişen olumlu algının da dağılmaya başladığını söyleyebiliriz. Bunun nedeni Saadet’in ittifak için uğraşması, iktidarla arasına mesafe koymaya çalışması değil; Saadet Partisi’nin sahip olduğu nicel ağırlığın ötesinde, eşitler arası bir ilişkiyi aşarak doğrudan siyasal iktidarı belirleyecek bir siyaset tanzimi sürecinin merkezine kendisini yerleştirmeye çalışması. Bu da ters tepti. Dayatma algısı yerleşiyor. Kaldı ki, her meseleyi Siyonizm ve emperyalizme, ona bağlı finans sermayesine bağlayan bir hareketin Gül ve Gülcülük ısrarı, siyasal-ideolojik tutarlılık açısından da Saadet’i çelişkiye düşürmüş görünüyor. Fedakarlık diyebilirsiniz, elbette. Ama daha “milli” isimler ve programlar etrafında olsa?

Fakat bu tabloda sorumluluk sadece Saadet’in mi? Ülkenin 16 yıldır yalpalamadan muhalefet görevini omuzlamış, milyonların desteklediği ana muhalefet partisinin kendi sözünün, hükmünün, belirleyicilik stratejisinin olmadığı yerde, boşlukların başka aktörler tarafından doldurulmaya çalışılmasına şaşırmamakta yarar var.

Gül ve Ötesi
Gül üstünden yürüyen tartışmanın kapanmaması, Gül’ün bu hafta Karamollaoğlu ile yaptığı 2 saatlik görüşmenin mesajının dün yine Saadet lideri tarafından CHP liderine iletilmiş olması bir başka “yol kazası”nın daha sürdüğüne işaret.

Zira muhalefetin aday tartışması bu eksenin dışına çıkarılamadıkça, iktidarın “liderimize karşı bu kadar parti bir aday bulamıyor, buldukları isimler de yine bizim hareketimizden” propagandası yapabilmesine olanak sağlanıyor. Bu görüntü iktidarın işine geliyor. Erdoğan’ı daha da güçlü hale getiriyor. Kaldı ki, ana muhalefetten Özgür Özel de talihsiz “Erdoğan’ı çıldırtacak zamanda çıldırtacak bir aday çıkaracağız” açıklaması yaparak, seçimin “Erdoğan” merkezli kurulmasına katkı vermiş oldu. Oysa memleketin çöküşten çıkışını, yeniden kuruluşunu merkeze alan bir ütopya, bir umut, bir program tartışmasını merkeze yerleştirmeliydik, Erdoğan karşıtlığına sıkışmış her stratejinin kaybettireceği unutuldu.

Hep söylüyoruz. Bu seçim güçlü bir kadro ile halkı ikna eden bir çıkış reçetesi tartışması yerine “tek kişiye karşı tek kişiyle kurtuluş”, yani aday tartışmasına sıkışırsa buradan galip çıkacak tek lider Erdoğan’dır. Erdoğan’ı Erdoğan gibi bir lider arayıp tek kişiyle yenme stratejisi kaybettirecek. Uyarıyı tekrar etmek görevimiz.

Diğer taraftan geniş muhalefet kitlelerinde “muhalefet gerçekten hazırlıksızmış” algısı da giderek yerleşiyor. “Bu telafi edilir” diyebilirsiniz, fakat iktidardan rahatsız, o bloktan kopabilecek duruma gelen seçmenler nezdinde bunun telafisi yok. Muhalefetin “hazırlıksız” ve “dağınık” görüntüsü yerleştikçe, başta da belirttiğimiz gibi, kötünün iyisi olarak “en hazırlıklı” seçenek yeniden güç kazanacak. Yani iktidar.

CHP’nin Gül ve Gülcülük üstünden bir Cumhurbaşkanı adayı tartışmasını kapatamaması, farklı mahalleler için 2. Turda iktidarın Türkiye’ye dayattığı kötü gidişe karşı tercih edilebilir bir aday gösterememesi, kendi damarına güvensizliğini de ısrarla su yüzüne çıkarıyor. Ve ötesinde, CHP yönetimi ne yazık ki çökmüş “merkez-çevre” tezlerine göre davranmakta ısrarcı.

AKP Başkanlık sistemini dayatırken şöyle savunmuştu: “Türkiye’de halkın çoğunluğu dindar ve milliyetçi; biz her koşulda çoğunluğu bu sistemle almayı garantiliyoruz”. Yani Türkiye’de siyasal çoğunluğa ancak dine ve kimliğe referans yapılırsa ulaşılabileceğini söyleyen bir okuma bu. Ve CHP bu okumaya teslim olmuş durumda. Siyasal İslam’ın, iktidardan Erdoğan gitse bile, hegemonyasının sürdürülmesi anlamına geliyor. Bu, AKP ideolojik önderlerinin tezlerine teslim olmaktır. Aday arayışlarının bu anlayışa göre sürdüğünü söyleyebiliriz.

Bu 10 günde aday tartışmasının bitirilememesinin yarattığı zaaflı görüntü bir yanda; ilkeler, program ve çarelerin somut olarak görünür hale getirilememesi, zamanın hoyratça harcanması da diğer yanda. Ve bu aslına bakarsanız sadece CHP’nin değil, Türkiye’nin halkçılık iddiası taşıyan tüm muhalefet güçlerinin de sorunu.

Biliyoruz ki bizde seçmenlerin en fazla siyasallaştığı, kulaklarını yeni görüşlere en fazla açtığı dönemler seçim dönemleridir. Buna karşın kimsenin bunu değerlendirecek, fırsata çevirip yüzde 1’lik Saadet Partisi’nin siyasete yaptığı nitel müdahalenin bir benzerini yapacak, seçim tartışmasının minderini kuracak takati yok.

Ve biz 10 gündür, iktidarın karşısına nasıl bir çıkış programı koyacağımızı tartışmak yerine, iktidara karşı bize dayatılan muhalefet biçimleriyle mücadele etmek zorunda bırakılıyoruz. Kalan enerjinin harcandığı yer de burası. Nereden bakarsanız bakın tüketici.

Akşener Faktörü
Bu 10 günlük sürecin bir diğer kazananı ise Meral Akşener ve İYİ Parti. Bir yandan 2 yıldır AKP ve MHP tarafından engellenmiş ve bunun sonucunda tüm zorlukları aşarak parti kurmuşken, şimdi de muhalefetin bir bölümünün çekilmesini dayattığı bir lider/parti pozisyonuna geldi. Siyasette iktidar ve muhalefetin aynı anda engellemeye çalıştığı aktörler, bunu siyasal olarak değerlendirdiğinde çoğu zaman güçlenme potansiyeli taşıyor. Batı’daki sağ popülist partilerin yükselişi tam da bu stratejiye dayanıyor: “iktidarıyla muhalefetiyle bizi engellemek istiyorlar, çünkü onlar kurulu düzeni temsil ediyorlar; bir onlar var, bir de biz. Tek ortak yanları bizi istememeleri” zıtlığı üstünden tercih oluşturma stratejisine. Yaparlarsa iç cephe dağılır, ama tahminen Akşener’in ikinci tura çıkmasına imkan verir.

Kaldı ki, bütün Gülenci kadroların dört koldan Gül’ün ortak adaylığı için çalıştığı kampanyayla Akşener, iktidarın kendisi hakkında yürüttüğü “FETÖ, Akşener’i hazırlıyor” tezini de İYİ Parti adına boşa düşürmüş oldu. Ve CHP’nin kendi tabanıyla ilişkisini iyi yönetemeyen aday stratejisi de her gün ama her gün tepkili seçmeni Akşener’e yöneltme potansiyeli taşıyor. Açıklanacak aday “Gülcülük” çizgisinde olursa, büyük olasılıkla milliyetçi CHP seçmeni için Akşener, sosyal demokratlar ve sosyalistlerin bir bölümü için de Demirtaş daha da tercih edilir hale gelecek.

Fakat Akşener’in dezavantajı da, ikinci tura kalırsa, Kürt seçmenlerin desteğini almasının oldukça zor olması. Bu da yine Erdoğan’ın seçilmesi demek.

Öyleyse ne yapmalı? HDP’nin Demirtaş’ı aday gösterdiği, Akşener’in haklı biçimde geri çekilmediği koşullarda CHP bir an önce aday tartışmasını doğru şekilde sonlandırıp enerjiyi kadro ve program konusuna doğru kaydırmak zorundadır. Seçimin anahtarı CHP’nin elinde, görebilirse.

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)