• BIST 109.745
  • Altın 143,907
  • Dolar 3,4795
  • Euro 4,1022
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 27 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 34 °C

Muhalefete muhalefet ya da muhalefetin sefaleti

Muhalefete muhalefet ya da muhalefetin sefaleti
'Buna sosyal hadımlık sendromu diyoruz. Ülkede acilen muhalefet aranmaktadır.'

Sami Günal

Hayatın olmadık alanlarında ilklerin ülkesi olmaya doludizgin yol almakta olan bir Türkiye. Muhalefetin, muhalefete muhalefet ettiği bir ilk ülke burası. Neyse ki bu unsur öyle pek de karmaşık değil. Algılanması ve çözümlenmesi pek kolay.

Muhalefete muhalefet iki koldan yapılmaktadır. Bir, iliştirilmiş gazeteci-düşün adamı-akademisyen(!) -her neyse- kılıklı olan görevliler… Her ne pahasına olursa olsun iktidarı ve muktedirleri aklama paklama işiyle görevli olup, cambaza bak misali devamlı şekilde muhalefete bak, diyenlerdir. Bunlar, idealist olmadıkları da bilinen oportünistlerdir. Türkçeleştirirsek, yağmur nereye yağarsa tarlasını oraya kaldıranlar sınıfındandırlar. En belirgin özellikleri, “Bila ücret”e vahşi(!) bir şekilde karşı olmalarıdır.

İki, aslında bu daha hazindir. Ya da şöyle diyelim: Hazin olan, bu akımın ortaya çıkış sebebidir. Ne acıdır ki muhalefet yokluğundan ya da işlevsizliğinden ötürü, “muhalefet daha iyi olsun” diyenlerdir. Bunlar, demokrasinin gereklerini bilenler ve bilincinde olanlardır. Biliyorlar ki demokrasi iki kanatlı bir kuştur. Bir kanadı iktidarsa diğeri muhalefet. Kanadı kırık kuş da olmaz ki! Olup olmadığını ilerleyen satırlarda göreceğiz!

Üçüncü bir muhalif sınıf var ki, muhalif ama hükümete muhalif değil! Ya neye muhalif? Muhalefetin tarihsel kökenine muhalif. Bu çerçevede üniter yapı ve rejim muhalifliği söz konusu. İktidardan ayrı da gözükmek isteseler bu noktada birleşme mecburiyetleri oluşmaktadır.  Gerektiğinde hükümetle gizli-açık işbirliğindeler.

İlklerin ülkesi kontenjanından tekrar muhalefete muhalefet eden birinci gruba dönelim. Bunlar da kendi aralarında ikiye ayrılırlar. Bir, iktidarın gizli ajandasına biat kültürüyle bağlı asli ideolojik unsurlar ki yazımız dışıdırlar.

İki, rejimle sebebi belli olmayan bir kavga içinde olanlar ki bunlar hiçbir rejim döneminde fiske yememe özelliğine de sahipler. Neye muhalifler o da bilinmez. Maya gevşekliğinden ikbal arayışlarına teşne olan; emperyalizmin varlığını gizlemek için adını küreselleşme ya da globalizim gevezeliğine çevirmiş İkinci Cumhuriyetçiler ya da numaracı, dönek, liboş, eski solculardır. İstiyorsanız bu sıfatlar arasındaki virgülleri kaldırarak yekpare unvanla da anabilirsiniz. Bunlara fonksiyonel anlamda stepne demek tam yerinde olacaktır. Biliyorsunuz ki stepne, asli tekerlek, yerine gelene kadar kullanılan demektir. Sayıları azdır ama AB-D ile entegre olmaları dolayısıyla etki güçleri yüksektir. Meşruiyet ajanlarıdırlar. Ya da “etki ajanları” denebilir.

Bu stepneler gemi azıya öylesine almışlar ki ellerinde rastgele bir şeyler fırlatıyorlardı. Fırlattıkları şeyin bumerang olduğunun farkında bile değillerdi. Coşmuşlardı. Ne diyorlardı? Daha doğrusu bumerang henüz düz yol alırken genel ışıltısı neydi? “İktidarın, elbette antidemokratik uygulamaları oluyor ama olsun, biz yine de destekliyoruz. Aslolan askeri vesayeti yıkıp demokrasiyi getirmeleridir.”

Bugün, elinde memesi alınmış çocuk misali onurları olan Sürekli Basın Kartı alınan “Abimiz” vakti zamanında neler demiyordu ki tane tane ve ağır ağır: "Nasıl ki yakın geçmişte gizli gündem, irtica iddialarına katılmadıysam, bugün de Türkiye'nin sivil faşizme doğru yol aldığını düşünmüyorum." Bak hele sen!

Hele hele, şimdi kulağından tutularak içeri atılanlardan birisinin bumerangında ne ışıltısı olsa beğenirsiniz?  Hay senin fikri boyunu sevsinler! "Türkiye'de yapılan en büyük siyasi sahtekârlık nedir biliyor musunuz? İktidardaki partiyi eleştirmeyi ‘gerçek muhalefet’ olarak sunmak. (...) iktidardaki partiyi eleştirerek kendilerini 'muhalif' hissetmekten hoşlanırlar."

Daha ne dudu dillilerin incileri var ki insan yüzüne bakacak hallerinin kalmaması gerekir.

Muhalefetin bir de uluslararası boyutu vardır ki zaten eksik demokrasinin temel sorunlarındandır. Emperyalizm hangi ulusun varlıklarına ilgisizdir ki? Muhalefete de el atmış durumdadır. “İmal edilmiş muhalefet” kavramını coğrafyamızı ilgilendiren yönüyle BOP gereği oluşturmuşlardır. Emperyalist, egemen devletler çok yönlü çalışmaktalar.

Demokrasinin unsurları dediğimiz kuşları paralel uçurma programları hazırlıyorlar. Bu programın adı “Yumuşak Güç”tür. Özü; yumuşak güç denen biçimlendirilmiş, denetlenebilen bir iktidar ve bu düzeni sarsamayacak kalibresi kadük, “kontrol edilebilir” bir muhalefettir.

Yukarıda demokrasi için ne demiştik? “Demokrasi iki kanatlı bir kuştur.” Bunları, göçmen kuşları gibi birbirlerinin önünü kestirmeden paralel uçururlar. Düğün alayında söylenen türküdeki “Oğlan bizim, kız bizim çatlasın kaynanalar” misali Emperyalistler de “denetlediğimiz iktidar bizim, muhalefet bizim; çatlasın halklar” umursamazlığını gösterirler.

Tam bu noktada dikkat isterim! Birtakım “Sivil Toplum Kuruluşu” görüntülü uluslararası para kumpasları neden elin ülkesindeki kimi güya muhalif vakıf ve kuruluşları parasal olarak desteklerler ki? Saygıdan kusur etmeyelim(!) hemen iki isim analım: Soros morus, Tesev mesev! Sınırlı Sorumlu Kooperatif gibi kontrollü-sınırlı, düzeni sarsmayacak muhalefet mümesillikleri! Bir anlamda sıkışan gaza supaplık yükleme görevi.

Elin adamı bunları saklamıyor ki Türkiye’nin istasyon; Ortadoğu’nun da masa şefi olan ünlü bir CIA ajanı ne diyordu? “Ben Türkiye’nin geleceği için çok iyimserim. Gülen hareketi, Kürt hareketi… Türkiye’deki tüm hareketlerin sistemle entegrasyonu, Türkiye’nin gelecekteki istikrarı için esastır. İyimserim. Çünkü, bu entegrasyonun her geçen gün daha fazla gerçekleştiğini görüyorum!”

Bu elin CIA’cı Amerikalısının derdi nedir ki -özelikle kitap ismine dikkat isterim- “YENİ T.C” adlı kitap yazar? Bu kitaptan yorumsuz iki cümle alalım bakalım.

“ABD ve AB’nin Türkiye’de demokratikleşme ve liberalleşmeye destek vermesi, Türk siyasetinde İslamcıların konumunu doğrudan sağlamlaştırmaktadır.”

“İronik biçimde, Türk siyasi yelpazesinde AKP İslamcıları Washington’ın politikalarına karşı taktiksel açıdan yukarıda sıralanan öteki grupların çoğundan daha hoşgörülüdürler.”

Şimdi, teoriden pratik muhalefet atraksiyonlarına geçmek suretiyle biz de geri kalmadan kendimizi hangi grup içinde konumlandıracağımıza bakalım.

Bilimsel anlam ve standartlar çerçevesinde üç tür muhalefetlik olduğunu düşünüyoruz. Bir, asıl ve baş olan eylemli, demokratik sokak muhalefeti… İki, bürokratik/parlamenter muhalefet… Üç, şu an itibariyle bizim yaptığımız yazı çizi ve düşünce üretimi yoluyla yapılan entelektüel muhalefet. Bunlardan da bir dördüncüsünü çıkaracak olursak bize tam, cuk oturacak. Parlamenter kısmı at, geriye kalsın bürokratik muhalefet.

Bir dip not eklemekte yarar olacak. Bilip bilmeyenlerin konuştuğu, entel ve mağdur gözükmek için ağızlara pelesenk edilen “askeri-sivil bürokratik muhalefet” değil söz konusu olan. Kastımız, ataletle kös kös yerinde oturan ve olup biteni seyreden muhalefet anlamındadır. Hantallık-işlevsizlik yani.

Gelelim bize. Efendim biz, muhalefete muhalefet edenler safındayız. Muhalefete muhalefet edenlerin ikinci grubundanız. Yani, “muhalefet gerekli ve dahi iyi olsun” fraksiyonuna mensubuz. Ülkenin kurtulabilmesi için biz de CHP’ye muhalifiz. 

Duygusal taraftarlar arasında şöyle düşünecekler olabilecektir: Canım, ülke yönetiminde CHP mi var? Ülkeyi bu hale getirenlere korkundan bir şeycikler diyemiyorsun, tabii sen de korkak uyanıklar kervanına katılmışsın, biliyorsun risksiz ve kolay muhalefet etme yolunu, vur abalıya hem de entel mentel ve fikri aktivite yapmış olursun… Derler mi derler. Ki böyle olan tipler de az değil.

“Ey Tayyip Erdoğan, sen bir diktatörsün! Sana, bunu yakıştıramadım, senden bunu beklemezdim…” Aman aman, Tayip Erdoğan da bana çok gücendi; birden bire hukuk dışına çıktığını nasıl da anladı ve kendini toparladı! 

Hem çok derin bir felsefi çıkarımda bulunmuş hem de duyguları kabartmış oldum, öyle mi? Breh breh bana! Bu bir bilinmedik şey değildir. Bu bir muhalefet etme şekli ve yolu hiç değildir. Beyhude bir çıkış ve tespittir bunlar. Artık bu tarifler aşılmalı ve vazgeçilmelidir.

Ateşe ateş demenin bir faydası olmaz, o seni yine yakar. Bana, ateşi nasıl söndüreceğimi anlat. Ya da sana bu yolda nasıl su taşıyacağımı anlat. Olmadı en baştan bana olup bitenin nereye varacağını anlat ki belki uyanır da meşru müdafaa bilincimi bileylemeye başlarım. Zaten aslolan da budur.

Kim muhalefet? MHP mi? Yoksa iktidarı, kendi partilerinin programını uygulama çizgisine çektikleri hayaline kapılıp alkışlayanlar mı? Ya da derdest edilmiş HDP mi? Yoksa yoksa aklı halen 12 Eylül öncesinde kalmış, bugünü kavrayamayan fraksiyonel anılarla kimliğini kendi kendine var hissetmeye çalışan boş hayal avareler mi? Kim bu muhalefet? Ara ki bulasın. Geriye kim kaldı?

Demem odur ki gerçek ve olması gereken muhalefet zeminleri siyasi partiler, sivil toplum örgütler ve entelektüel üretimlerdir. Bunların içinde hangilerine güveneceğiz? 

Elbette temsil yeteneği ve gücü olarak muhalefet odağı ve ocağı öncelikle CHP’dir. Hem de her yönüyle. Nasıl mı?
Muhalefet odağı olduklarını, olacaklarını tümden kabul etsek bile diğer unsurlar toplumu ve ülkeyi bütünüyle kavrayamamaktalar. Kimisinin etnisite üstünlüğü ya da ayrımcılığı var ama Cumhuriyet ve laiklik kaygısı yok. Kimisinin Cumhuriyet ve laiklik kaygısı var ama etnisite alerjisi de var. CHP ise tüm bu komplekslerden arınmış, toplumu kavrayan ve kucaklayan bir program ve felsefi üstünlük pozisyonundadır. Bundandır ki ülkesel/rejimsel refleksleri/kaygıları/duyarlılıkları yüksektir/olmalıdır.

İşte, misyonu ve mevcut siyasi ortamda pozisyonu muhalefetin odak noktası olan CHP, basiretsiz ve devşirilmiş, çoğunlukla da saha deneyimi olmayan bürokratik ve teknokratik bir yönetim aracılığıyla pasifize edilmiş durumdadır. Tıpkı sosyal medya işlevine büründürülmüş bir uyuşturucu havuzu gibidir CHP. Kemal Bey yönetimi aracılığıyla toplumun, -kullanılmayan uzuvların körelmesi prensibi misali- bir şeylere karşı çıkılabilme yeteneği unutturulmuş/köreltilmiş, topu yükün uyuşturulmuş, umutsuzluğa sürüklenmiştir. Bir şeylerin değişebileceği, mevcudiyetin sürgit olmayacağı umudu ve bilinci söndürülmüştür. Toplum salhanede bekleme psikozuna sokulmuştur.

Gazetede bir haber: “CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bugün İzmir ve yarın Balıkesir’de olacaktı. Ancak HDP’nin eş başkanları ve vekilleri ile Cumhuriyet Gazetesi yazarlarının tutuklanması nedeniyle programını yarıda keserek Ankara’ya dönme kararı aldı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bugün saat 17.00’da MYK’yı olağanüstü, yarın saat 12.00’da Parti Meclisi’ni acil olağanüstü toplantıya çağırdı.”

Dikkate değer olan kısmı, “programını yarıda keserek Ankara’ya dönme kararı almış olmasıdır.”

Breh breh, ben kaçıncısını hatırlıyorum bu Ankara’ya dönüşlerin. Kemal Bey her tabii, her sosyal, her siyasi olay sonucu, eğer dışarıdaysa dönüp Ankara’ya geliyor. Örneğin grizu patlıyor, Kemal Bey hoop Ankara’ya. Bunun etkili bir muhalefet yolu ve gerekliliği sanıyor. Eee, sonuç? Bizim köyün kahvehanesindeki Mustafa emminin boş boğaz konuşması… Salıdaan salıya.

Bizim aslan sosyal demokrat seçmen taifesi de birden bir ferahlama, özgüven yükselmesine tam yeltenir gibi oluyooo, “Ha işte!” şöyle aslan kükredi, ataleti atıp yüreğimiz ferahlayacak ağırlığımızı hissettirip ülke yönetimine etki ve yön vereceğiz derken, Kemal Bey Genel Müdür psikozunda hademeye çay talimatı veriyor....

Böylece toplumu bütünüyle pasifize ediyor. Muhalefet yapma ve yapabilme yeteneğini unutturuyor, yeteneksizleştiriyor. Buna sosyal hadımlık sendromu diyoruz.

Ülkede acilen muhalefet aranmaktadır.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
    • Hiç Aynaya Baktınız mı Oya Hanım?12 Ağustos 2017 Cumartesi 18:43
    • Vallahi Sizi Sileceğiz!09 Ağustos 2017 Çarşamba 22:10
    • Ay, bana tutuldu09 Ağustos 2017 Çarşamba 14:19
    • Kandırılmanın evrimi07 Ağustos 2017 Pazartesi 16:43
    • İşçi sınıfının ve dünya halklarının Enternasyonalini yeniden inşa etmek zorundayız07 Ağustos 2017 Pazartesi 13:24
    • Kriz değil, çöküş...07 Ağustos 2017 Pazartesi 12:14
    • Hayallerinizi Bırakın, Sorulara Cevap Verin Ayhan Bey!04 Ağustos 2017 Cuma 22:41
    • İslamcı rejim için erketeye yatmak; Nuray Mert vakası04 Ağustos 2017 Cuma 18:53
    • Açgözlülük, tamah ve kıskançlık03 Ağustos 2017 Perşembe 15:10
    • Ucundaki yeme değil, takılı olduğu kancaya dikkat!02 Ağustos 2017 Çarşamba 15:52
    • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)