• BIST 94.655
  • Altın 144,854
  • Dolar 3,5508
  • Euro 3,8707
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 23 °C
  • Antalya 22 °C

Muhaliflerini böcek gibi görüyor olabilir mi?

Muhaliflerini böcek gibi görüyor olabilir mi?
Erdoğan’ın liderliğine verilmekte olan destek ile edindiği yetkiler arasında bir açıklık oluşuyor. Bu iki unsurun gelişimi “ters orantılı” bir süreç izliyor.

Aydın Cıngı

Referandumun “mamul” sonucu malum; bu sonucu “imal” etmek için yapılanlar da malum… Bunlar üzerinde yetkililer tartışıyor. Her şey besbelli; YSK’ya, AYM’ye ve belki AİHM’ye başvurulacak. Hukuk ne derse desin, bütün bunlar Erdoğan’ın umurunda olmayacak. Zaten “atı alan Üsküdar’ı geçti” demedi mi? Onu, olsa olsa ruhbilimsel, sosyal ve siyasal gerçekler; “insan” ve “toplum” denen soyut organizmaların elle tutulup gözle görülmez gerçekleri zorlayacak. Çünkü siyasal İslam ve onun temsilcileri yakaladıkları iktidardan asla demokratik yollarla ayrılmazlar. Dünyanın bütünündeki deneyimlerden biliyorduk; ama, 7 Haziran 2015’te ve bu referandumda kendi bünyemizde de deneyimlemiş olduk.

İki-üç gündür sürekli yabancı medyayı izliyorum. Hepsi benzer açıklamalar yapıyor; işlenmiş usulsuzlükleri gösteriyor ve on yıllardır dost ve müttefik bildikleri Türkiye’nin güzelim demokrasisi için yanıp yakılıyor. Zaten AGİT gibi kurumlar da raporlarını verecek. Kampanya sürecindeki olağanüstü eşitsizlikler, HDP’li iki eşbaşkanın ve milletvekillerinin cezaevlerinde tutulması, tüm yurttaşların katkısıyla oluşan kamu olanaklarının iki seçeneğin biri lehine hayasızca kullanılması, seçim günü tercih “hayır”a dönünce yasanın “olmaz” dediği yöntemlerin yani damgasız zarfların birden ortaya çıkıvermesi… Diyorum ya! Bu tip rejimleri bulaştıkları yerden ancak kazıyarak çıkarabilirsiniz. Zira onlar, o kadar suç işlemişlerdir ki, iktidardan düştükleri anda her şeylerini yitirirler.  Bunların herkesçe hep söylendiği noktada ben, becerebilirsem farklı bir analiz yapmak isterim.

Öncelikle, Erdoğan, yani “o” kaybetti. “O” diyorum, çünkü çevresi önemsiz, yalnızca “o”nun önemi var. O kaybettiğini biliyor. Bir şeyler dönmeseydi “hayır”  %52 mi çıkardı,  %50,1 hatta %49,8 mi? Fark etmez; kaybetti. Biz de onun kaybettiğini biliyoruz ve de o, bizim bunu bildiğimizi de biliyor. Bu psikolojik etkileşimin, onu, bizlere ve tüm muhaliflerine karşı daha da gaddar davranmaya yönlendirme gizilgücü taşıdığını da bu arada not edelim.

İkinci saptama sosyolojik nitelikli. O, şimdiye değin hep önde olduğu en büyük iki ilde, İstanbul ve Ankara’da, ilk kez “talep ettiklerini sana vermek istemiyoruz” diyen bir çoğunlukla karşılaştı. Tüm Trakya ve Ege sahillerine ek olarak Akdeniz ve Ege’nin içerileri, Eskişehir, Bilecik de şimdi öyle. Güneydoğu ise, tüm engelleme ve korkutmalara karşın ona muhalif. Yukarıda saydığım yerlerin çoğunda yaşayan nüfus, ülkeye katma değer üreten, toplumu vergileriyle besleyen, dinamik, görece eğitimli ve –hele İstanbul, Ankara’da ilçe dağılımlarına bakılırsa- yüksek siyasal bilince sahip katmanlar.

İşte Erdoğan, kafasındaki Türkiye’yi oluşturmak üzere, Karadeniz, İç Anadolu ve kısmen Doğu Anadolu’da yaşayıp düşük katma değer üreten, televizyonda gördüğüm gibi “niye öyle yapacağımı bilmiyorum, ama evet vereceğim” diyen edilgen çoğunluklu, görece düşük eğitimli katmanlara yaslanacak. Onlara vaat edebilecekleri; idam, bağnaz dincilik, intikam vb. Üstelik bildiğimiz Erdoğan, hükmetmekle yetinebilecek, egemenlik sürmekle doyum sağlayabilecek biri değil. O, muhaliflerini ve kendisininkinden farklı değer yargıları içselleştirmiş olanları ezmek isteyecek. Ama işte bunları gerçekleştirmek için yaslandığı “siyasal blok”, daha doğrusu kitle de bu!

Bir üçüncü husus ise çok çarpıcı bir sosyopolitik paradoks içeriyor. Dikkat ediniz; Erdoğan’ın liderliğine verilmekte olan destek ile edindiği yetkiler arasında bir açıklık oluşuyor. Bu iki unsurun gelişimi “ters orantılı” bir süreç izliyor. Sahip olduğu kişisel destek düştü ve zorbalaştığı ölçüde düşecek; ama sahip olduğu yetkiler olağanüstü biçimde arttı. Üstelik o, bu yetkileri ılımlı biçimde hatta bazılarından feragat ederek kullanma feraset ve zarafetini gösterecek bir kimlikte de değil. “Yeter artık” diyecek muhaliflerini anında ezmeye kalkışacak. Elindeki olanaklar ise kaba gücü temsil eden trol kalabalıkları; daha ötesinde cop, gaz bombası, TOMA, işinden etme, hapis hatta işkence…

Nereye ve ne zamana kadar? Daha önce, iç savaş pahasına, hükmünü böyle ömür boyu sürdüren itibarsız tiranlar olmadı mı? Evet, oldu! Ama son on yılların örnekleri bunun tersini gösteriyor. Kaldı ki, Türkiye toplumunun sosyal dokusunu, jeopolitik konumunu ve sürekli değişip gelişen küresel konjonktürü de dikkate almamalı mıyız?    

Etiketler:
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)