• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 20 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Mujica: Türkiye'de umut krizi var

Pazar günü, İstanbul Beylikdüzü'nde düzenlenen TÜYAP Kitap Fuarı'ndaydım. Dil Derneği'nin düzenlediği ve Dernek Başkanı Sevgi Özel'in yöneteceği panelde Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan'la birlikte konuşmacıydım. Panel 18.15'te başlayacaktı. Fuarın ikinci g

MERDAN YANARDAĞ /ABC Gazetesi
Beni Sevgi Özel karşıladı, aynı anda gazeteci dostum, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay da geldi. Sevgi hanım bizi fuara gelen konuşmacı ve yazırların ağırlandığı VIP Salonu da denilen konuk odasını götürdü. Panel öncesinde birer çay içerek tam sohbete başladığımız anda, konuk odasının kapısından Uruguay'ın eski Devlet Başkanı, ünlü gerilla lideri, sosyalist Jose Alberto Mujica girdi. Tekin Yayınevi ve CHP'nin davetlisi olarak Türkiye'ye gelmişti ve bir süredir ülkemizde çeşitli etkinliklere katılıyordu. Yanında eşi, tercümanı, bir dışişleri görevlisi ve bir de (sanırım) koruma polisi vardı. Mujica içeri girince bir refleks olarak hepimiz ayağa kalktık.

Nasıl kalkılmaz ki? O sadece Uruguay'ın sosyalist eski devlet başkanı değil, aynı zamanda 1970'li yıllarda bizim bütün kuşağımızı büyüleyen; emperyalizme, sömürü düzenine, diktatörlüğe ve faşist darbecilere karşı mücadele eden Latin Amerika'nın efsane devrimci örgütü Tupumaros'un liderlerinden biriydi. Bu şehir gerillası örgütü dünyada daha sonra çok yaygınlaşacak birçok devrimci eylem türünün de yaratıcılarındandı. Örneğin, polis bir arkadaşlarını tutukladığı zaman onlar da kalabalık bir caddede herkesin gözü önünde bir polisi tutukluyor, nedenini çevrede bulunanlara yüksek sesli ilan ediyor ve bir "yeraltı hapishanesi"ne atıyorlardı. 

Duvar yazıları, bombalı pankartlar, karakolları basarak polisleri nezarete kapatmak, sinema ve tiyatro salonlarına el koyarak oyun ya da filmlerin arasına kendi propaganda bölümlerini eklemek, şehrin kalabalık bir meydanında kapılarına bomba bağlanarak terkedilen bir otomobilde hoparlörlerden propaganda bantlarını yayınlamak, süpermarket araçlarını kaçırarak yoksul mahallelerinde gıda maddelerini bedava dağıtmak gibi bir dizi eylem... Böylece, kendisini gerçekte olduğundan daha güçlü göstererek halkın mücadele etme iradesini bozan egemen sınıfların (oligarşi) kurduğu "suni denge" durumunu, öncü savaşı ve silahlı propaganda yoluyla kırmak amaçlanıyordu. Bir kez bu 'suni denge' kırılınca, halk kitleler halinde devrimcilerin mücadelesine katılacaktı.

Tupamaros'un mücadelesi belki kısa vadede ve doğrusal bir çizgi izleyerek amacına ulaşamadı, ama kabul etmek gerekli ki en azından Uruguay'da uzun vadede başarılı oldu.

Jose Alberto Mujica polisle girdiği bir çatışmada 6 mermiyle vurulup ağır yaralanan, uzun süre hapis yatan, o zindandan yüksek bir bilinç ve kararlılıkla çıkarak mücadelesini bıraktığı yerden sürdüren bir kahramandı. Hapisten çıkan arkadalarıyla birlikte Tupamaros örgütünü yeniden yapılandıran Mujica, halkın desteğiyle önce milletvekili olmuş, daha sonra bakanlık yapmış ve nihayet 2009'da  devlet başkanı seçilmişti. 

Tupamaros örgütünün militanları hapisten çıktıktan sonra -ki hapishane kapısında onları on binlerce kişi karşılamıştı- önce, 'Geniş Cephe' adını verdikleri bir 'halk cephesi' kurmuş ve Başkent Montevideo'nun belediye başkanlığını kazanmışlardı. 

Sarayda yaşamayı reddeden, görevi süresinde tek katlı küçük bir çiftlik evinde eşi ve köpeği ile yaşayan, mahalle kahvesine gitmeye devam eden ve maaşının yüzde 90'ını yoksullara bağışlayan bir devlet başkanıydı. Mujica daha bir yıl öncesine kadar devlet başkanıydı, 80 yaşındaydı, 2014'te görev süresi dolmuş ve emekli olmuştu. Gerçek anlamıyla bir bilge adamdı. Halk tarafından en çok sevilen lider olduğu konusunda herkes fikir birliği içindeydi. Küba-ABD ilişkilerinin düzeltilerek Kastro ve Che'nin bu soylu ülkesine uygulanan ambargonun kaldırılmasını sağlamak gibi uluslararası politikada çok önemli roller oynamıştı.   

Evet, kısa öykü böyleydi, (Mujica'nın kısa biyografisini bu yazının sonunda bulacaksınız) yeniden düne Mujica ile karşılaşıp tanıştığımız güne dönelim. Onu, yaşayan bir efsaneyi aniden karşımızda görünce hemen izin isteyip Mustafa Balbay ile yanına gittik ve kendimizi tanıttık. Mustafa, CHP milletvekili olduğunu, kendisini görmekten büyük mutluluk duyduğunu söyledi, onun bir fotoğrafını Silivri Cezaevi'ndeki hücresinin duvarına nasıl yapıştırdığını anlattı. Mujica'nın gözlerinin içi güldü, Mustafa'nın elini tuttu ve İspanyolca, "Mücadele etmekten başka yol yok, haksızlık ve adaletsizliklere karşı mücadele etmek insanı insan yapar" dedi. Mustafa gazeteci refleksiyle arka arkaya sorular sordu. Mujica'nın Mustafa ve benim sorularıma verdiği yanıtlara aşağıda geleceğim.

Ben de devrimci mücadele ve gençlik hareketleri içinde yer aldığım ilk günlerden itibaren Tupamaros örgütünü tanıdığımı, bu hareketin beni ve bizim kuşağımızı çok etkilediğini, birçok arkadaşımızın hayat akışının bu nedenle değiştiğini ve Mujica'nın hikayesine büyük bir hayranlık duyduğumuzu anlattım. Türkiye'de 12 Eylül askeri darbesinden sonra tutuklandığımda hapishane arkadaşlarımla Tupamaros'lar hakkında çok konuştuğumuzu söyleyerek; "Bu ülkede hala özgürlük ve adelet için mücadele ediyoruz, daha iki yıl önce bu nedenle tutuklandım" dedim.

O sırada, Jose Mujica'nın elini dizime koyduğunu beni bir ağabey, bir baba ve bir yoldaş gibi sevgiyle okşadığını gördüm. Bu rastgele bir refleks değildi. Nasıl şaşırdığımı ve etkilendiğimi anlatamam. Heyecanlandım, gözlerimin dolduğunu hissettim.. 

MÜTHİŞ BİR ÜLKE

Mustafa mı sordu ben mi tam anımsamıyorum; "Türkiye'de gördüğünüz neydi? dedik; "Bir değerlendirme yapmak gerekirse ne söylersiniz?"

Yanıtı çok çarpıcıydı. "Türkiye'de bir umut krizi var" dedi; "Müthiş ve büyük bir ülke, derin bir kültürü var.. Mücadele eden kuşaklara sahip ve bu mücadeleyi sürdüren aydınları, gençleri, insanları bulunuyor. Ama ülkenizde umut sanki tükeniyor. Geleceğe yönelik beklentiler sönüyor, öyle görüyorum. Bu kötü.. Siyasi mücadele yürütmekten başka yol yok. Mücadele etmeyi sürdürmek gerekiyor. İşte sizler varsınız."

Yanıt bizi çarpmıştı; "Türkiye'de bir umut krizi var".

Evet, bu ülkede bir "umut krizi' nasıl olmasındı ki? Bu açıktı, ama hiç kimse bu durumu bilincimize çıkaracak şekilde hiç bu kadar yetkin bir şekilde ifade etmemişti.

Gelecek diye Türkiye'nin önüne konulan şey ilkellik, cehalet, tutuculuk, sömürü, kölelik, dincilik ve yobazlıktı. Bütün bunlar bir önceki dönemin, Ortaçağın değerler dünyasına ait değil miydi? Bu ülke en pırıltılı ve seçkin evlatlarını, bu toplumu aydınlığa taşımak için hiçbir karşılık beklemeden hayatlarını bağışlayan (feda eden) kuşaklarını, insanı insan yapan bütün değerlerin taşıyıcısı olan mensuplarını; erdemin ve iyiliğin temsilcilerini hoyratça ezip boğazlamamış mıydı? Bugün iktidarı hile ve zorla ele geçirenler bu anlayışın en geri, en ilkel, en dinci ve faşizan temsilcileri değil miydi?

Mujica bize, bu ülkede bir misafir olarak bulunduğunu unutmadan, ancak yine de diplomatik dilin sınırlarını hayli aşarak, ve adeta (burada daha yakından öğrendiği) Gezi/Haziran günlerinin direniş ruhunu anımsatarak, "Bu krizi aşın ve umudu yeniden büyütün" diyordu. 

Yüksek tempolu gezi ve ziyaret programı nedeniyle yorulduğunu düşündüğümüz -ki bu fark ediliyordu- Mujica'nın yanından izin isteyerek ayrıldık. Panelimiz başlamak üzereydi. O da eşiyle birlikte, artık soğumuş olan çaylarını içmeye başladı. Bu kısa, neredeyse "ayaküstü" sayılabilecek görüşmeden ayrıldığımızda içimi büyük bir mutluluk kaplamıştı. 

Jose Alberto Mujica işte oradaydı... Uğruna bütün bir yaşamımızı adadığımız ideallerimizin, kavgamızın, sevdamızın, bizi biz yapan değerlerimiz ve mücadelemizin salt bir ütopyadan ibaret olmadığının, bütün bunların birgün gerçek de olabileceğinin kanıtı gibi duruyordu yanımızda. 

Panel mi? Çok başarılı geçti. Konu dil olarak belirlenmişti. Ben; beyaz adamın, sömürgecilerin ve emperyalizmin dil üzerinden halkları nasıl köleleştirdiğini anlattım. Dil ve çok sevdiğim Türkçe hakkındaki görüşlerimi büyük bir coşkuyla paylaştım. Mujica ile karşılaşmam,kafamda kurduğum bütün konuşma planını dağıtmıştı ve o anda içimden geldiği gibi konuştum. Panelin iyi geçmesinde Mujica'nın payı büyüktü.

Jose Alberto Mujica Cordano kimdir?

Güney Amerika’nın 3 milyon nüfuslu ülkesi Uruguay’ın 2009-2014 yıllarında başkanlığını yürüttü. Eski bir Tupacamaro (Tupamaros) gerillası ve ateist olarak, sol ve sağ partilerin geniş koalisyonuna liderlik etti. Bugün 80 yaşında. Görevde olduğu yıllarda mütevazı hayatıyla ilgi odağı oldu. Başkent Montevideo’daki saray yerine 20 km ötede eşi Lucia Topolanski ve köpeği Manuela ile çiçek yetiştirdiği Ricon del Cerro’daki çiftlik evinde ikamet etti. Zıhrlı araçlar yerine kullandığı mavi vosvosuyla özdeşleşti. Başkenken aylık 12 bin doları bulan maaşının yüzde 90’ını yoksullar ve küçük girişimciler için kurulan vakıflara bağışlarken, “İhtiyacım olduğundan fazlasını kazanıyorum” diyordu.

Ebeveynleri İtalyan ve Bask asıllı olan Mujica’nın babası o henüz beş yaşındayken ölmüş bir küçük çiftçiydi. Çocukluğu yoksulluk içinde geçti. 1960’larda Küba Devrimi’nden esinlenilerek kurulan ve ismini Latin Amerika’da İspanyollara karşı son büyük yerli İnca isyanının lideri Jose Gabriel Tupac Amaru’dan alan Tupamaros hareketine katıldı. 1969’da yakalanıp askeri mahkemede yargılandı. Hapisten iki kez kaçmayı başardı, polis tarafından altı kurşunla vuruldu. Uruguay’daki 1973 darbesi ile 13 yıl süren maphusluğu başladı. Ancak 1985’te demokrasi tesis edilince gelen afla özgürlüğüne kavuştu. Siyasete atıldı, Tupacamaros ile birlikte Halkın Katılım Hareketi’ni kurdu. 1994’te milletvekili, 1999’da senatör seçildi. Popüler bir isim haline geldi.

2000’lerde Uruguay için önem taşıyan Tarım, Hayvancılık ve Balıkçılık bakanlığı yaptı. 2009’da yüzde 52 oranında oyla devlet başkanı seçildi. Sloganı ‘dürüst hükümet, birinci sınıf ülke’ idi. Hedefi ‘alışılmışın dışında’ esnek bir sol. Halkın dilinden anlayan bu adamı kimileri ‘anti-politikacı’ diye niteledi. 2012’de devlet kontrolünde marijuana satışlarını yasallaştırdı. Bu sayede uyuşturucu bağlantılı suçlar ve sağlık sorunları azaltıldı. Yılda uyuşturucu kaçakçılarının cebine giden 40 milyon dolar kesildi. Uruguay’ı bölgesel ticaret bloğu Mercosur’un kurucularından yaptı. AB ve ABD ile ilişkileri geliştirdi. Bu mütevazi siyasetçi yönetimindeki Uruguay, The Economist dergisi tarafından 2013’te ‘yılın ülkesi’ seçildi.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)