• BIST 108.615
  • Altın 145,221
  • Dolar 3,4955
  • Euro 4,1321
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 20 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 23 °C

Mültecilik üzerine

Mültecilik üzerine
Mültecilik; dönüşünün ne olacağı bilinemeyen, sonuçta yerinde bırakılıp gidilen yerin-yurdun belki de hiç bulunamayacağı bir yolculuktur.

SAMİ GÜNAL
Bugün tıraş olurken berber dükkânında televizyon haberleri dönüyordu. Tüm dünyayı olduğu gibi özellikle de ülkemizi derinden etkileyen ve gitgide drama dönüşen mülteciliğin de “günü” varmış. 20 Haziran. Uluslararası takvime “Dünya Mülteciler Günü” olarak kayıtlıymış.

Mültecilik, dünyayı kasıp kavuran derin bir yaradır. Üstelik ülkemizdeki Suriyeliler nedeniyle en acı şekilde gündemimizdedir. Ege sahilleri mülteci bebek cesetleriyle bezenmiş durumdadır.

Her daim sıcaklığını koruyan ve savaşlar nedeniyle yaygınlığı bitmeyecek olan mültecilik olayının içe yönelik sosyo-ekonomisine değinmek istiyorum. Daha doğrusu bizdeki mülteciliğin tarihsel gelişiminin seyrine göz atalım diyorum.

Mültecilik denilince zihinde canlanan, ülkeden ülkeye olan göçtür. Fakat, bizim ülkemizde mültecilik makas gibi çift yönlü çalışıyor. Bizde sosyolojik olarak iç göç tanımlamasının yanında bir de iç mültecilik var. İç göç, daha ziyade sosyo-ekonomik nedenlere dayanırken; iç mültecilik diye adlandırdığım göç, politik nedenlidir. Mesela Maraş-Çorum ve güncel doğu olayları nedeniyle kentten kente sığınmalar yaşanmıştır. Kimi doğu illerimizde sabahın dokuzu ile on biri arası, resmi müsaadeli olarak, iç mültecilik hareketine ayırtılmış durumdadır. Böyle bir örnek henüz bilebildiğim kadarıyla dünyada yok. Bu bile, başlı başına bir yazı konusudur.

Ülkemizde mültecilik –istisnaları saklı tutmak kaydıyla- 12 Mart faşizmiyle başlamıştır. Ama bu, çok dar ve üst düzey politik entelektüelleri kapsayan bir siyasi mültecilik şeklinde olmuştur. Asıl sürgün ve hazan mevsimi 12 Eylül faşizmiyle yaşanmıştır. Bu dönemde “çok nüfuslu” siyasi göçün yanında, ondan daha da çok nüfusu kapsayan siyasi kılıflı ama ekonomik boyutlu olan mültecilik akımı başlamıştır. Başta Avrupa ülkelerine ve Kanada’ya olmak üzere.

Ortada iki faşist darbe var, ikisi de sola karşı. Birincisi salt politik mülteciler doğurmuşken; ikincisi politik mülteciliğin yanında ekonomik mültecilik de doğurmuştur. Neden acaba? İrdelemeye değmez mi, değer elbette.

12 Eylül neden gelmiştir?

12 Eylül darbesinin kökeni, “24 Ocak” denen bir paket halindeki kökten yapısal dönüşümleri içeren “ekonomik kararlara” dayanır.

Süleyman Demirel’in yönetiminde, “Baş Sivil Toplum Önderi(!)” Turgut Özal’ın mimarlığında 1980 yılının 24 Ocak günü yürürlüğe konulmuştur. Bu, öyle bir pakettir ki olağan demokratik sivil bir düzen içinde uygulanması mümkün değildir. Bunun için “Taşların bağlanıp, köpeklerin salındığı” bir köy yaratılmak istenmiştir. Bu, o kadar kesin ve doğru bir tahlildir ki “Baş Sivil Toplum Önderi” olan Özal,-tarih kayıtlarına geçen bir belge olarak- generallere gidip, “Darbe yapacaksanız, lütfen bu kararları bekleyiniz!” demiştir. Kaldı ki yine bu sivil toplumcu önderimiz askeri faşist diktanın Başbakan Yardımcısı ve ekonomi patronu olmuştur.

Bu toplumun uyanabilmesi ve uluslararası operasyonlara karşı dik durabilmesi için, Özal’ı o günden bu güne destekleyen “Özalistler”in izlerini takip etmeleri gerekiyor. Namı diğer “Dönek liboşlar” takımını yani.

Bunlar aynı zamanda gün geldi Hrant’ın katillerine kamuflaj sağlamak için Hırant’ın gerçek arkadaşlarının arasına da yine aynı adla “Hırant’ın arkadaşları” olarak sızmışlardır. Örneğin son yıllardaki davranış modelleri ne? Daldan dala savrulup dururlar. En tepedeki patronları AB-D’dir. Bunlar düzenbaz ve davul tokmakçılarıdır.

Şimdi, neden taşların bağlanıp da köpeklerin salındığını anlamak için 24 Ocak kararlarının yazımız açısından mülteciliği kışkırtan unsurlarına bakalım:

-Devletin ekonomideki payını küçültme bahanesiyle geniş halk yığınları için kurulan KİT’ler; Özelleştirme Kanunu’nu çiğneme pahasına bedavaya peşkeş çekilmek suretiyle darmadağın edilmiş, bu çerçevede tarım ürünlerini destekleme alımları budanmış, yok edilmiştir. Bu noktada köylülerimize dikkatinizi çekmek isterim. Aklınızda tutunuz.

-Dışarıya kaynak (kâr) transferleri sağlamak için dış ticaret serbestleştirilmiş ve bu yolla güçlü yabancı sermaye yatırımları teşvik edilerek rekabet gücü olmayan milli sanayi baltalanmıştır. Bu noktadan da kentlilerimize dikkat çekmek isterim. Aklınızda tutunuz.

-Tamamen IMF destekli, yüksek faizli, sıkı para ve maliye politikaları ile kamu mallarına zam yapılması, kamunun ekonomiden çekilerek emek ücretlerinin de baskı altında tutulması şartıyla, özel sektörün yolunun açılmasını öngören İMF-Dünya Bankası ortaklığı olan bir programdır. Şimdi de işçi ve diğer ücretli örgütlenmelerine yani sivil toplum kuruluşlarına ve sendikalara dikkat ediniz ve aklınızda tutunuz.

İşte, bu ağır halk karşıtı ekonomik programa;aklınızda tutunuz, diyerek dikkatinizi çektiğim bu toplumsal güçler normal demokratik düzen içinde karşı koyacaklardı. E, bunların bastırılması gerekiyordu ki bu uluslararası program uygulanabileydi. Bu da nasıl olurdu? Tabii ki faşizmle!

Demek ki etkilediği toplumsal kesimler üzerinde baktığımızda fakirleşmenin ve buna bağlı ekonomik mülteciliğin ana kaynağı 24 Ocak kararlarıdır. E bu kararların bekçiliğini yapmak için de 12 Eylül icat edilmiştir. 12 Eylül aracılığıyla da –ideolojik olarak yükselmişken- hem ezilen sol, hem de fakir düşen geniş halk tabakası dış mülteciliğe yönelmiştir. Fakirlik bir yandan, can derdi bir yandan…

24 Ocak, toplumda derin ahlaki yozlaşma ve yarılmalara neden olmuştur. Toplumu fakirleştirmiştir. Buna karşı fakirliği yasadışı yollarla -yani rüşvetle- sübvanse etmek için “Benim memurum işini bilir-Anayasayı bir kere delmekle bir şey çıkmaz-Ben zengini severim.” gibi hukuk dışı ucubeler yaratılmıştır.

Hani, tezimiz ne idi? 12 Mart’ın sadece politik mülteci; 12 Eylül’ün ise hem politik hem de ekonomik mülteci doğurduğuydu. Buna sebebin de 24 Ocak ekonomik kararları olduğunu, bunun da uygulanabilmesi için askeri-sıkı bir rejimin olması gerektiğini, çünkü bu programın geniş halk kitleleri yararına olmadığını ve uygulanabilmesi için başta sendikalar olmak üzere emek güçlerinin bastırılması gerektiğini ve bu program sonucu getirttirilen 12 Eylül’ün baskıcı ortamında hem politik hem de fakirleşen geniş halk yığınlarının dışarı yöneldiklerini -kaçtıklarını- anlatmaya çalışıyordum.

12 Eylül faşizmi bir taşla çift kuş vurmuştur. Hem solu çökertmiş hem de bu çökertme yoluyla doğurduğu mültecilik nüfusu sayesinde dıştan içe döviz geliri sağlamıştır.

Mültecilik; dönüşünün ne olacağı bilinemeyen, sonuçta yerinde bırakılıp gidilen yerin-yurdun belki de hiç bulunamayacağı bir yolculuktur.

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Vallahi Sizi Sileceğiz!09 Ağustos 2017 Çarşamba 22:10
  • Ay, bana tutuldu09 Ağustos 2017 Çarşamba 14:19
  • Kandırılmanın evrimi07 Ağustos 2017 Pazartesi 16:43
  • İşçi sınıfının ve dünya halklarının Enternasyonalini yeniden inşa etmek zorundayız07 Ağustos 2017 Pazartesi 13:24
  • Kriz değil, çöküş...07 Ağustos 2017 Pazartesi 12:14
  • Hayallerinizi Bırakın, Sorulara Cevap Verin Ayhan Bey!04 Ağustos 2017 Cuma 22:41
  • İslamcı rejim için erketeye yatmak; Nuray Mert vakası04 Ağustos 2017 Cuma 18:53
  • Açgözlülük, tamah ve kıskançlık03 Ağustos 2017 Perşembe 15:10
  • Ucundaki yeme değil, takılı olduğu kancaya dikkat!02 Ağustos 2017 Çarşamba 15:52
  • AKP İktidarının Gerçeklerle Kavgası30 Temmuz 2017 Pazar 13:02
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)