• BIST 106.239
  • Altın 160,342
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 12 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 12 °C

Mustafa Kemal Atatürk ne 1881’de doğdu ne 1938’de öldü

Sami Günal

 

Bir insanın biyolojik doğumu, çekirdek aile etrafında yer alan herkesi (sülale) sevince boğar elbette. Daha öte diyecek olursak üç beş komşu ekleyebiliriz. O günün tarihi, dönen her sene içinde kutlanmak üzere, daha doğrusu kaydıhayat için nüfus kütüğüne not düşülür. Haddizatında yine bu doğum, sadece o dar topluluğu ilgilendirir. Geri kalan toplumun ruhu bile duymaz. Toplum, onu ancak ülke nüfusunu arttıran belirsiz bir birey olarak algılar genel sayı toplamı içinde.

Bazı doğumlar vardır ki biyolojik saatle anılmaz. Toplumsal bir hareket sonucunda olur. O hareketin tarihi, tüm toplumun hatta toplumların hafızasına kayıt düşülür. Bu doğum, kendi toplumunu olduğu gibi dünya toplumlarını da derinden ilgilendirebilir.

Mustafa Kemal’i sırf bir fani olma vasfıyla düşünürsek evet, 1881’de Selanik’te doğmuştur. Ama onun topluma mal olan asıl doğumu yani bizim bildiğimiz Mustafa Kemal’in doğumu 1915 Çanakkale Zaferi’yledir. Üzerinde güneş batmayan İngiliz İmparatorluğu’na tarihlerinin en büyük yenilgisini yaşatan başarılı bir asker olarak doğmuştur Çanakkale’de. Çanakkale’deki bu doğum, Mustafa Kemal’den bir toplumun “Atatürk”üne evrilecek bir doğumdur.

“O yeni doğan”, Atatürk olma yolundaki bu parlak başarının eseriyledir ki 1918 yılı sonunda 1. Dünya Savaşı’nda hiçbir yenilgiye uğramadan çıkan tek Osmanlı komutanı olmuştur. Onun göğsünde taşıdığı nişanın adı “başarılı bir asker” madalyasıdır.

“O yeni doğan”, bu başarının büyümesiyledir ki dört yıl sonunda geniş ve yaygın bir şekilde halkıyla bütünleşerek emperyalist güçlerin oyuncağı olmuş işgalcileri yurttan söküp atarak bir ulusa bağımsızlık yolunu açmıştır.

“O yeni doğan”, dünyadaki gelişimlerin gerisinde kaldığı için sendeleyip parlak günlerini yitiren ve Batılılar tarafından Avrupa’nın hasta adamı ilan edilen Osmanlı İmparatorluğu üzerinde 1923 yılına kadar Anadolu Devrimi’ni ilmek ilmek örerek çöken bir imparatorluk içinde bir güneş gibi yükselttiği Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlamıştır. Bir imparatorluktan ulus devlet çıkartmayı başarmış devrimci bir devlet adamıdır o.

“O yeni doğan”, yeni kurduğu laik Cumhuriyeti’nin önündeki engelleri kaldırmak için taassuplaşmış teokratik bir düzene karşı mücadelesini yeniden başlatarak dört ay gibi kısa bir süre sonunda (3 Mart 1924) toplumunu ikna ederek Ortadoğu coğrafyasında mücadelesini kazanan ilk devrimci lider olmuştur.

“O yeni doğan”, bölgesindeki ve dünyadaki dengeleri tümden sarsmıştır. Belki hasislikten, belki emperyal savaş stratejilerinden, belki sırf ideolojik hasımlıktan dolayı kimi kapı komşusu ona faşist demiştir; dünyayı kana boyayan kimi komşu kıta diktatörleri de komünist demişken, kimileri de hızını alamayıp diktatör demiştir. Yoluna baş koyduğu mazlum halkı ise ona sadece “Atatürk” demiştir.

Yukarıda absürt olarak örneklemeye çalıştığımız birkaç özel amaçlı söylem dışında asıl genel görüş ise zamanın bir devlet başkanının dediği gibi, “O büyük insan, yalnız Türkiye için değil, bütün Doğu milletleri için de en büyük bir önderdi.” Bilindiği üzere tarihte birçok mazlum ulusun kurtuluş mücadelesinde rol model olmuştur Mustafa Kemal.

Mustafa Kemal Hareketi’nin tarihe yansıyan yüzünden biliriz ki içte ve dışta bu gibi tekil yıpratma ve karalamalar objektif değerlendirmelerin ürünü olarak değil, bilimsellikten uzak ideolojilerinin pragmatik konumlanmalarına göre yakıştırdıkları subjektif tanımlamalardır.

Yeniden, fani olan Mustafa Kemal Atatürk’e dönecek olursak…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Çankaya günlerinde kendisine, mutlu olup olmadığını soran bir gazeteciye, “Mutluyum! Çünkü başardım.” cevabını verir. Onun başarısında ne dostun ne de düşmanın kuşkusu gerçekten yoktu. Fakat kuşku duyulmayan bir hayat gerçeği daha vardı: Cephelerde, sahralarda, çadırlarda geçen bir ömür içinde düzensiz uyku, düzensiz beslenme, bitmek bilmeyen bir çalışma arzusu, savaş altındayken bile -çadır içinde- saydığımız temel gereksinmeleri ihmal ederek okuma arzusu ve zihninde örgülediği toplum yapısı için sürekli devrim düşünceleri… Böylesi çileli hayat içinde alınan az çok da alkol siroza doğru yol aldırmıştır. Son bir yıl içinde daha da bozulan bir sağlık ve… 10 Kasım 1938 saat 9’u 5 geçe!..

Dünyada o kadar devrim oldu, rejim kuruldu. Tepetaklak… Ya da en azından revizyona uğradı. Yaşayanların daha ömrü ne olacak ki? Bu yandan da hiçbiri geçerliliğini/gerekliliğini yitirmeyen Atatürk Devrimleri!..

Hayır!.. 10 Kasım 1938 saat 9’u 5 geçe, bir faninin nüfus kütüğüne düşen sadece bir kayıttır.

Yukarıda doğumunu tanımladık. Artık, ölümünü de tanımlayabiliriz:

Atatürk, 1881’de doğmadığı gibi 1938’de de ölmedi!

Onu yaşatan devrimleridir.

EDİTÖRÜN NOTU:

Sami Günal’ın, Atatürk’ün ailesi ve aydınlanmacı kişiliğinin yapılanmasında etkili olan babasının eğitim tercihini anlatan yazısına aşağıdaki resmi tıklayarak ulaşabilirsiniz.

10-kasim-2016-001.png


 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)