• BIST 105.711
  • Altın 163,629
  • Dolar 3,9618
  • Euro 4,6551
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 12 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 15 °C

Mustafa Kemal sizin neyiniz olur?

Mustafa Kemal sizin neyiniz olur?
"Ülkede nereye baksak Atatürk görüyoruz, değil mi? Ama, ne yazık ki, bize gösterilen sadece bir resim. Gerçek Atatürk’ü özenle, ısrarlar ve inatla gizlediler. Kimler?"

Ali Rıza Özkan

Zübeyde Hanım’ın Mustafa Kemal Atatürk ve Makbule Atadan’dan başka 4 çocuğu daha olduğunu çok az insan bilir. 1871 yılında Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin küçük oğlu Ali Rıza Efendi’nin zevcesi olarak Selanik’in Yenikapı mahallesindeki eve gelin gelen Zübeyde Hanım1872’de Fatma adını verdikleri kızını, 1874’de Ahmet’i, 1875’de de Ömer’i doğurdu. Fatma aynı yıl kuşpalazından öldü.

Ali Rıza Efendi 1876-77 yıllarında Asakir-i Milliye Taburu’nda tamamladığı gönüllü askerlik görevinin ardından memur olmaya hak kazandı ve Selanik’e 120 km uzaklıktaki Paşa Köprüsü’ndeki gümrük noktasında görevlendirildi. Gümrük demek, devlet adına vergilerin kesilmesi ve tahsilatı işi demekti. Bu bölgedeki ormanlık arazide kesilen ağaçların sayısını, hacmini vs denetleyerek, devlet hesabına düşen verginin hesaplanması işi Ali Rıza Efendi’nin aslî göreviydi.

Zübeyde Hanım’ı ömrü boyunca takip edecek ağır travmaya dönüşen olaylar da burada yaşanacaktı. Önce, Selanik’te görev yapan konsoloslar Alman Eric Abbot ve Fransız Jules Moulin öldürülmesi olayına karıştığı için Makedonya dağlarına kaçan kayınbabası Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin ölüm haberi gelecekti.

Ardından, 1883’de, yani Mustafa Kemal daha 2 yaşındayken, büyük oğulları Ahmet ve Ömer yoksulluk ve bakımsızlığın sonucunda, peş peşe çiçek hastalığına benzer bir havale sonrasında hayata gözlerini yumacaklardı. Ahmet’in ölümü ise, Zübeyde Hanım için, kendisini ömrü boyunca takip edecek travmanın, ağır kâbuslarla uyanıp geceleri duayla geçirmesinin sırrını taşıyordu.

Çünkü, Ahmet daha 3 yaşında yenildiği hayat kavgasının ardından, birkaç ağaç işçisinin nezaretinde derme çatma yapılan bir mezara gömüldüğünde şiddetli yağmurlar da başlamıştı. Bu yağmurların neden olduğu çamuru kolayca açan çakallar yavrucağın cansız bedenini kendi açlıklarını dindirmek için parçalamışlardı. Zübeyde Hanım ise, bütün bu olanları, kocası ile birlikte, çaresizce pencereden izlemek zorunda kalmıştı.

+++

Yaklaşık 5 yıldır üzerinde çalıştığım Zübeyde Hanım senaryosu hakkında bir köşe yazarı dostumla yukarıda anlattığım hikâyeyi konuşurken, “yahu, biz bunları hiç bilmiyoruz!” deyiverdi. Aslında, Zübeyde Hanım’ın hangi acıların içerisinden dirayetle, onurla çıkıp geldiğini çok dramatik örnekle anlatmak istemiştim.

Ülkede nereye baksak Atatürk görüyoruz, değil mi? Ama, ne yazık ki, bize gösterilen sadece bir resim. Gerçek Atatürk’ü özenle, ısrarlar ve inatla gizlediler. Kimler?

Kurucusu olduğu CHP, örneğin bir Atatürk biyografisi dahi hazırlamadı! Atatürk’ün ailesi hakkında binbir şaibe, yalan ortalıkta dönerken, hem de!

TSK örneğin; “En büyük başkomutanımız”, diyerek her yere askeri üniformasıyla şaha kalkmış atının üzerinde heykellerini diktiler, ama tek bir tane Atatürk filmi yapmadılar. Fakat, İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı döneminde, bir filmin çekilmesi için maddi ve manevi her türlü desteği vermekten çekinmediler. O film, hikâyesi Amerikan ‘Top Gun’ filminden “esinlenmiş”, görsel ve dramaturji felaketi ‘Anadolu Kartalları” idi!

Peki, ya ülkenin en yüksek makamı olan Cumhurbaşkanlığı? Biliyor musunuz ki, Atatürk’ün yazılarını toparlayıp Bütün Eserleri’ni basmak isteyen yayınevi, Cumhurbaşkanlığı arşivini kullanma izni alamamıştır ve onlar da daha sonra “normal olmayan” yollardan arşivi edinerek, bu değerli hazineyi ülkemiz insanının kullanımına açmıştır! CHP ise, yayınevine telif haklarını ihlalden dava açmaya kalkmıştır!

Onun her yere resimlerini asanlar, heykellerini dikenler neden, aynı zamanda, onu kimsenin bilmemesi için de uğraşırlar? Size, bu soruyu genel başkan, orgeneral vs düzeyinde pek çok şahsiyete sorduğumu, ama tatmin edici bir cevap alamadığımı söyleyebilirim.

Bunları öğrendiğimde, kendime şu soruyu sordum: Mustafa Kemal bizim neyimiz olur?

İşte, benim Zübeyde Hanım’a merakım da bu soruyla başladı. Çünkü, Mustafa Kemal’i tanımak için onu yetiştiren anayı tanımam gerekirdi. Zübeyde Hanım hakkında, Türk Tarih Kurumu kurucu başkanı Hikmet Bayur’un hazırladığı küçük bir broşür dışında akademik bir çalışma bulamadım. Ama, kızının, çevresinin, akrabalarının, Mustafa Kemal’in arkadaşlarının anlattıklarını birleştirerek, tam anlamıyla istediğim gibi olmasa da, çok az kronolojik boşlukları olan bir biyografi ortaya çıkarabildim.

Bacağına batan yorgan iğnesi ile bahtını bulan Zübeyde Hanım İzmir’de hayata gözlerini yumduğu âna kadar, ailesinin yükünü omuzlayan, çektiği tüm çilelere yiğitçe direnen bir anaydı. Hikâyesini öğrendikçe, onla sevindim, onla ağladım. Onla hasret çektim, onla dua ettim. O’nu tanıdıkça sevdim, sevdikçe yüreğimdeki yeri daha da büyüdü.

Sonra anladım ki, Mustafa Kemal senin neyin olur, diye soran olursa, cevabım hazırdı: O, benim Zübeyde anamın oğlu olur!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)