• BIST 104.001
  • Altın 145,411
  • Dolar 3,5083
  • Euro 4,1894
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 23 °C

Mustafa Sarısülük: Ailemize 12 dava açıldı, Ethem'in katili dışarıda

Mustafa Sarısülük: Ailemize 12 dava açıldı, Ethem'in katili dışarıda
Mustafa Sarısülük: AKP iktidarının özellikle Gezi direnişinden sonra takındığı siyasal tavra dikkatle bakılacak olursa adalet ve hukuktan bahsetmemiz anlamsız olur.

Söyleşi: Çağdaş Gökbel/ABC Gazetesi
Ethem Sarısülük davasında gelinen durumu ve Türkiye’deki siyasi gerginliklerin acı sonuçlarını Ethem’in abisi Mustafa Sarısülük ile değerlendirdik. Çürüyen adalet sisteminin ve hak arayan insanların mücadelesinin gerçek hikayesine birlikte tanıklık ettik.

Aile olarak dava sürecinde aldıkları sonucu şaşırtıcı bulmadığını belirten Sarısülük, eşi de dahil olmak üzere aileye toplam 12 tane dava açıldığını mağdur durumdayken suçlu durumuna düşürüldüklerini söyledi.

Sıradan bir insan olarak Ethem’i kısaca bize anlatır mısınız?

Ethem’i kısaca anlatmam istenseydi bugün toplumumuzda unutulan pek çok değerin kendi şahsında ve kişiliğinde toplayabildiğini söylerdim. Ülkemizde yaşanan adaletsizliklere ve eşitsizliklere karşı duyarlı hümanist bir insandı Ethem. Özellikle kardeşim olduğu için söylemiyorum, gerçekten toplumsal yaşantıya insanın temel sorunlarına son derece hassas bir hayatı vardı. Zaten Ethem’i mücadeleye iten de haksızlıklara karşı sessiz durmayışıydı. ‘Ben’ duygusundan çok ‘biz’ duygusu hakimdi.  Nerede birisine yardım eli uzanması gerekiyorsa Ethem oradaydı.

ethem1.jpg

Tüm bunların dışında gündelik yaşamda da sıkı bir işçiydi. Ailemizin durumundan ötürü çocukluğundan beri çalışırdı. Sanayide iyi bir ustaydı. Ustalığının yanında iyi bir öğreticiydi de aynı zamanda şimdilerde bu nitelikte insan bulmak çok zor. Çalışmış olduğu iş kolu çok ağırdı. Demir-çelik alanında kaynakçıydı Ethem. Çalıştığı yerde iş arkadaşlarının hakkını hukukunu gözetirdi; bu anlamda da mücadelenin tam içerisindeydi. Gezi Parkı direnişi İstanbul’da cereyan ettiğinde Ankara’daki direnişin örgütlenmesinde öncü bir rol üstlendi.

Burada anlatmak istediğim en önemli şey Ethem’in saatlerce ağır bir iş kolunda çalışan bir işçi olmasına rağmen sosyal evrenden kopuk bir kişiliği yoktu. Tabi bunda kendi felsefi dünyasının da büyük oranda etkisi var. Kızılay ve çevresinde çok tanınırdı. Ankara’daki Gezi direnişini örgütlemekte  sosyal yanının kuvvetli olmasının de önemli katkısı var. Sanayideki işini hemen bırakıp İstanbul’daki polis şiddetini ve yaşananları insanlara anlatabilmek için büyük özveride bulundu. Hatta bu durum medyaya da yansımıştı. İnsanların direnişten bir gün öncesinde Çankaya Kuğulu parkta toplanmalarını sağlamıştı. Daha sonrada 1 Haziran günü çatışmalı ortamın içerisinde Ahmet Şahbaz tarafından vuruldu zaten.

ethem-sarisülükün-annesi.jpg

“Annesinin ona aldığı ısıtıcıyı üniversiteli arkadaşları ile paylaştı”

Aslında Ethem’le her şeyimiz çok özeldi, burada hepsini anlatmam elbette ki mümkün değil. Ama sizinle özellikle bir tanesini paylaşmak isterim. Ekonomik durumumuzun kötü olmasına rağmen, Annemiz “Ethem üşümesin” diye gecekonduya elektrikli ısıtıcı almıştı. Biliyorsunuz bir dönem bu ısıtıcılar çok revaçtaydı. Malum Ankara’nın da zalim bir soğuğu vardır. Ethem bu ısıtıcıyı almış kendisinden daha kötü durumda olan üniversitede okuyan arkadaşlarına vermişti. Ethem üniversite okuyamamıştı ama arkadaşları vardı. Halen daha o elektrikli ısıtıcıyı alıp arkadaşlarına götürüşünü unutamam. Kısacası fedakar bir insandı kazandığı paranın bir kısmını da yardıma ihtiyacı olan insanlara dağıtırdı. Yaşama karşı sorumlu bir insandı.

Ethem’in davasında mahkeme sanık Ahmet Şahbaz’ı tahliye etti. Davada gelinen son aşamayı bizimle paylaşır mısınız?

AKP iktidarının özellikle Gezi direnişinden sonra takındığı siyasal tavra dikkatle bakılacak olursa, adalet ve hukuktan bahsetmemiz anlamsız olur. Ethem 1 Haziran günü vurulmuştu. Hemen pazartesi günü suç duyurusunda bulunmak için adliyeye gittiğimizde ilginç bir manzara ile karşılaştık.  Başsavcı ve dört savcı kafa kafaya vermiş bu durumu tartışıyorlardı. Hukuki teamüllere aykırı bir durumla karşılaştık. Kanımca bu durumun üstesinden nasıl gelebiliriz meselesini tartışıyorlardı. Çünkü böyle bir durumla ilk defa karşı karşıya kalmışlardı ve dünyanın gözü bu davada olacaktı. Ancak biz ailecek bazı şeylerin bilincindeydik. Devletin belirli istisnalar dışında kolluk kuvvetlerinin işledikleri suçlarda nasıl bir tutum sergilediğini çok iyi biliyorduk. Hrant Dink davasını, Sivas Madımak davalarını irdelersek ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacaktır.

“Eşime örgüt üyeliğinden dava açıldı”

Bütün bunların dışında Ethem’in davası görülürken ailemize ayrıca pek çok dava ve soruşturma açıldı. Toplamda 12 tane dava açıldı. Mağdurken suçlu durumuna düşürüldük. Düşünebiliyor musunuz en son eşime örgüt üyeliği gerekçesi ile dava açıldı. Bu olay basına pek yansımadı. Hukuk sistemi o kadar çürümüş ki, biz yargılama başladığında bunu  daha net anladık. Daha soruşturma aşamasında pek çok sıkıntı ile karşılaştık iktidarın da davaya müdahil olması bu durumu hızlandırdı. Katili korumak için her şeyi yaptılar, rezil bir duruma düştüler. Duruşma salonunda katilin etrafına etten bir duvar ördüler. Çevik kuvvet polisleri, özel jandarma görevlileri tüm bu olağanüstü önlemler katili korumak için. Bunlar da yetmezmiş gibi uluslararası delegasyonun da bulunduğu duruşma salonunda mahkeme heyeti hakimi, savcısı uyudu. Şahsen bunun topluma mesaj vermek amacıyla bilinçli yapıldığını düşünüyorum. Davada enteresan olan şu oldu. Normalde dosyanın Yargıtay’da savcının makamına gitmesi için en az bir yıl geçmesi gerekir. Yargıtay’ın konuyu ele alması ve değerlendirmesi ise üç veya dört yıl sürer. Bizim dosyayı ise Yargıtay Başsavcısı 15 gün içinde değerlendirdi ve mütalaasını verdi. Yargıtay ise kararı usul yönünden bozdu. Dosya gelir gelmez 6.Ağır ceza dairesi sanık Ahmet Şahbaz’ın can güvenliğini bahane ederek davayı Aksaray’a sürdü. Mahkeme gerekçe olarak Valiliğin yazsını bahane etti. Adli tatil dönemine denk geldiği için Aksaray’daki nöbetçi mahkemeye yapılan başvuru sonucu sanık Ahmet Şahbaz tahliye edildi. Gelişmelerin böylesine hızlı yaşanması meselenin nasıl ince planlandığını ortaya koyuyor. Tabi biz bunu beklemiyor muyduk,  elbette ki bekliyorduk. Mevcut hukuk sistemi ve devletin bu yapısı ile ancak egemenlerden yana bir adaletten söz edebiliriz. Kasten adam öldürmekten en az 24 yıl alması gereken kişi hala serbest tüm bunları bir kenara bırakalım, halen daha devlet görevlisi. Ancak babamın raporlarının olmasına, cezai ehliyetinin olmamasına rağmen dava açılıyor mağdur edilmeye çalışılıyor. Demek ki bedel ödeme sırası bizdeymiş. Tüm bu yaşananlara rağmen mücadele etmeye devam edeceğiz. Davayı nereye sürerlerse sürsünler peşini bırakmayacağız.

ank-day-ethem-sarisuluk-ceza-protestosu-2.jpg

Toplumun Gezi Direnişinde yaşamını yitiren insanlara ilişkin duyarlılığını yeterli buluyor musunuz?

Gezi Direnişi yani Haziran isyanı tarihsel bir süreçtir. Aradan iki buçuk yıl geçti ve bir ömür boyu sıcaklığı da öyle kalacak değildi. Böylesi olaylarda toplumsal vicdan olduğu gibi kalmıyor ancak insanlar bedel ödeyen bu kişileri unutmuyor. Nasıl Mahirleri, Denizleri ve İbrahimleri unutmuyorsa halk, Gezi direnişinde de bedel ödeyen bu insanları unutmuyor belleğine kazıyor. Bugün davamızın sahiplenilmesi konusuna gelirsek bunun yeterli olduğu söyleyemeyeceğim. Ama kırgın mısınız diye sorarsanız kırgın değiliz. Biz meseleye bu şekilde bakmıyoruz. En son mahkemeye gittiğimizde otuz kişiydik. Çünkü binlerce insan bu davayı sahiplenecek gibi bir beklenti içerisinde değildik. Üzerinden zaman geçtikçe ilk günkü direnç azalıyor. Bunu bildikleri için de süreci bilinçli bir biçimde uzatıyorlar. Biz yine de Gezi’de canını yitirmiş evladını kaybetmiş ailelerin yanında kendimizi şanslı bile hissediyoruz. Berkin Elvan’ın failleri dahi ortada yok. Gezi ailelerine açık bir biçimde faşizan yöntemlerle işkence ediliyor anlayacağınız.

Gezi süreci AKP’nin demokrat liberal görünümlü maskesini yırttı attı. Bu yüzden sadece Gezi Parkı olarak görmemek gerekir meseleyi. Elbette ki bir nedendir ama Gezi direnişi sistemi yönetilemez bir hale getirdi. Bu nedenledir ki bugün %50 oy almasına rağmen AKP ülkeyi yönetemiyor. Gezi onların adeta kâbusu oldu. Neticede bu yönetememe krizi öyle bir hal aldı ki, güvenlikçi politikaları devreye soktular. Bunun da ötesinde Suriye meselesinde İran ve Rusya ile savaşın eşiğine kadar gelindi. Bugün toplum Gezi’nin döşemiş olduğu taşların üzerinde yürüyor. Bir yerde ufak bir direniş ve tepki varsa bunun arkasında Gezi direnişinin izleri vardır. Kadın cinayetleri bunun açık bir örneği. AKP döneminde kadına yönelik şiddet politik bir durum haline geldi. Özgecan olayında binlerce kadının sokaklarda yürüyüp sesini duyurmasında Gezi direnişinin itici etkisini yadsıyamayız. İnsanlar sadece kendilerini savundular Gezi’de ve sadece direnerek bu faşist iktidarı geriletebileceklerini gördüler.

czmlyruwwaaqklz-001.jpg

HDP’nin Ankara milletvekili adayıydınız. AKP iktidarının HDP’yi meclisten çıkararak başkanlık sistemini getirmek gibi bir planı olduğu söyleniyor. Doğu’da yaşanan çatışmalı ortamı da dikkate alarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP’nin başkanlık sistemini getirebileceğine kesinlikle ihtimal vermiyorum. Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin iktidarlarını baki kılabilmek için böyle bir rejim değişikliğini talep ettiğini parti olarak net bir biçimde biliyoruz. Bu talebin karşında durabilecek tek güç HDP’dir. 7 Haziran seçimleri sonrası da bunun sancısını yaşadı zaten iktidar. Ben de 7 Haziran seçimlerinde artan baskı ortamında üzerimize düşen görev neticesinde aday olmaya karar verdim. Bugün Kürt halkı doğuda örgütlü bir yapıdadır. AKP’nin masadan kalkması da bu örgütlü yapıyı güvenlikçi politikalarla ezip geçme uğraşının bir yansımasıdır.  Sur’da, Cizre’de yaşananlar bunun açık örneğidir. Duvarlara yazılan yazılar Esedullah timlerinin yaptıkları, çoluk çocuk gözetmeden halka kurşun sıkılması faşizmin en açık göstergesidir. Bu çatışmaları tetikleyen 7 Haziran sonrası HDP’nin başarısı olmuştur. Ülkedeki gelişmeler öyle bir hal aldı ki biz artık aile olarak kendi acımızı dahi konuşmaktan utanır olduk.

fft107_mf6213392.jpeg

“Türkiyeleşmesi gereken parti HDP değil”

Çatışmalı ortamın sona ermesi için iktidarın faşizan uygulamalarına son vermesi gerekiyor. Özellikle dikkat çekmek istediğim diğer bir husus ise; AKP’nin HDP’yi terörist bir parti olarak gösterebilmiş olmasıdır. Zaten sağ seçmen kitleyi de kendi tarafına çekebilmek için böyle bir algıyı yaratmak zorundaydı. İnsan yaşamına rağmen yapılan tüm bu kirli oyunlar iktidarlarını biraz daha uzatabilmek adına yapıyorlar. Yine de gerçekleştirilen tüm bu kirli oyunlara rağmen başkanlık sistemini getiremeyecekler. HDP zorlu bir siyasi mücadelenin içinden geçmektedir. İktidar ve medya baskısına rağmen bu oy oranlarını alabilmiş olmasını Gezi direnişinde ortaya çıkan değerleri sahiplenebilmesine bağlıyorum. Bu topraklarda yaşayan tüm ezilenlerin örgütlenebildiği bir çatıya sahiptir HDP. Bu anlamda Türkiyeleşme konusunda getirilen eleştirileri taraflı ve doğru bulmuyorum. Türkiyeleşmesi gereken partiler CHP ve MHP’dir. Ülkenin doğusunda doğru düzgün milletvekili dahi çıkartamamışlardır. 7 Haziran sonuçlarını değerlendirecek olursak HDP ise neredeyse çoğu batı illerinde milletvekili çıkartabilmiştir. Ayrıca HDP’nin içerisinde toplumun pek çok kesiminden insanlar eşit bir biçimde kendilerini temsil etmektedirler. Bu anlamda HDP’ye Türkiyeleşme dersi verenlerin diğer partilerin durumlarına bakmalarında yarar var. Ben kendim Alevi ve Türkmen’im ancak bu inkar ve katliam politikalarına sessiz kalınmaması gerektiğini düşünüyorum. Karşımızda devletleşen bir AKP var ve bunu yıkabilecek tek gücün örgütlü bir muhalefetin etkisi ile mümkün olabileceğini düşünüyorum.  

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)