• BIST 107.202
  • Altın 145,420
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 22 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 26 °C

Müziği bile haram gören bağnazlık

Müziği bile haram gören bağnazlık
Biz bu yazıda müziği ve dahi müzik söyleyen kadın sesini haram sayan görüşleri ele almaya çalışacağız.

Aydın Tonga/Araştırmacı Yazar
Diyanet İşleri Bakanlığı’nın “Müziğin dindeki yeri nedir? Hangi müzik çeşidi helaldir?” sorusuna verdiği cevap, kamuoyunda geniş yankı buldu. Zira bu cevabın son satırları şöyle bitiyordu: “..cinsel arzuları tahrik eden ifade ve tasvirler içeren, haramları güzel gösteren ve belli bir kadının özelliklerini anlatan müzikleri yapmak ve dinlemek günahtır. Dinimizin temel inanç, amel ve ahlak ilkelerine aykırı olmayan, haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekte ise dinen bir sakınca yoktur.” 

Söz konusu satırların öncesinde ise İslam tarihinde müziğin dindeki yeri ile ilgili geniş bir külliyat olduğu, bu bağlamda da kimi İslam âlimlerinin müziğe haram, kimilerinin mubah kimilerinin ise mekruh olarak baktığı ifade ediliyordu. Gerçekten de İslam tarihinde, pek çok konuda olduğu gibi müzik konusunda da farklı görüşlere rastlamak mümkündür. Bu görüşlere kaynaklık eden dini dayanak ise çoğu zaman olduğu gibi ayetlerin yorumu ve Peygambere isnad edilen sözlerle sağlanmaktadır.  Biz bu yazıda müziği ve dahi müzik söyleyen kadın sesini haram sayan görüşleri ele almaya çalışacağız.

Peygambere isnat edilen sözlerle başlayalım.

Ebu Amir ve Ebu Malik el-Eş’ari (Radiyallahu Anhum) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
"Ümmetimden zinayı, ipeği, içki ve çalgı dinlemeyi helal kabul eden insanlar çıkacak...’ buyurdu.”
(Buhari Fethu’l-Bari 10/51)


Abdullah bin Amr bin el-As (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
"Muhakkak Aziz ve Celil olan Allah içkiyi, kumarı, davul ve içkiyi haram kılmıştır. Sarhoşluk veren herşey de haramdır’ buyurdu.”


(Ebu Davud 3685, Tahavi Şerhu Meani’l-Asar, Beyhaki, Ahmed, Yakub el-Fesevi el-Marife, İbni Abdi’l-Berr et-Temhid)
Abdullah bin Amr bin el-As (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
"Muhakkak Aziz ve Celil olan Allah içkiyi, kumarı, davul ve içkiyi haram kılmıştır. Sarhoşluk veren herşey de haramdır’ buyurdu.”


(Ebu Davud 3685, Tahavi Şerhu Meani’l-Asar, Beyhaki, Ahmed, Yakub el-Fesevi el-Marife, İbni Abdi’l-Berr et-Temhid)

Bu hadisleri daha da çoğaltmak mümkün. İşte bu ve benzeri “hadis olduğu öne sürülen” sözlerden  yola çıkarak İslam alimleri ve mezhep önderleri müziğin İslam inancında mubah olmadığını savunmuşlar ve müzik dinlemenin caiz olmadığını öne sürmüşlerdir Çünkü müzik insanı eğlendirir, şehvete sürükler, dinden uzaklaştırır.

Hanefi alimlerinden Abdülgani en-Nablusî (ö. 1143/1731) bu durumu şöyle açıklamıştır: “Müzik, müzik olduğu için haram değildir. Böyle olacak olsa bütün coşturucu güzel seslerin de haram olması gerekir. Bu ise yanlıştır. Bilakis müziğin haram oluşu, eğlence (lehv) özelliği taşımasından dolayıdır. Çünkü müzikle ilgili nakledilen hadisler genelde eğlence (lehv) şartı ile kayıtlıdır. Bu kaydın bulunmadığı hadisler de, genel muhtevâya göre yorumlanır. Dolayısyla müziğin haram olabilmesi için, gerek şarkı gerekse çalğı aletlerinin eğlence (lehv) özelliği taşıması şarttır. Eğlence (lehv) özelliği taşımayan müzik haram olamaz”

Yine Hanbeli mezhep alimleri de benzer görüşleri öne sürmüşlerdir. Örneğin İbnü’l-Cevzî Ahmed b. Hanbel’in “düğün gibi etkinliklerde def çalmada bir beis olmayacağını ümid ederim. Ancak davul’u hoş karşılamam” dediğini nakletmektedir.

İbn Kudâme’ye göre ud (kadîb) haram ya da el çırpma, müzik ve raks gibi mekruh olan şeylerle birlikte çalınırsa mekruhtur. Eğer haram ya da mekruh olan şeylerden birisi bulunmaz ise mekruh değildir.

Maliki ve Şafi mezhep önderleri de görüşleri ile diğer mezhep alimlerini aratmaz. 

Birlikte okuyalım:
Mus’ab ez-Zübeyrî’den rivâyet edilmiştir: “Malik b. Enes’in meclisinde bulundum. Ebu Mus’ab ona müzikten (sem’â) sordu. O “bilmiyorum, bizim diyarın insanları onu kötü görmezler. Olduğu yerden kalkıp gitmezler. Müziği ancak, geri zekalı cahiller veya katı tabiatlı Iraklı âbidler kötü görürler şeklinde cevap verdi”.

Şafii kaynaklarında İmam Şafii’ye nisbet edilerek üzerine hüküm bina edilen bazı görüşler ise şöyledir:
“Müziği sanat edinerek, onunla meşhur olup onunla anılan ve müzik konusunda insanların kendisini aradığı kişilerin şahitlikleri kabul edilmez. Çünkü bu mekruh olan bir eğlencedir ve batıla benzemektedir.  Müzikle bu seviyede meşgul olanlar sefih oldukları gibi şahsiyetsiz insanlardan sayılırlar. Kendisi için buna razı olanlar da açıkça haram işlemiş olmasa da şahsiyetlerini kaybetmiş olurlar."

    Müziği İslam inancına aykırı gören görüşler bu kadar keskindir işte. Ve açıklıkla söylemeliyiz ki, İslam külliyatının büyük kısmı da bu görüşlerle doludur. Bakın İbn Arabi Ahkâmu’l Kur’an’ın da Peygamber’in şöyle bir hadisi olduğunu iddia eder: “Her kim, bir mûsikî meclisinde bir şarkıcı kızın söylediği şarkıyı dinlerse âhiret günü onun kulaklarına erimiş kurşun dökülecektir.”

Yine önemli İslam âlimlerinden Kurtubi, “Musiki dinleyen bir kişiye cennette ruhanileri dinleme izni verilmez” görüşünü öne sürürken pek muteber (!) Gazali’de “Allah şarkıyı, onun alışverişini, parasını, öğretmeyi ve dinlemeyi haram kılmıştır. (Muhammed Gazali, Nebevi Sünnet) sözünü söylemekten kendini alamaz.

İslam dünyasının egemen kanadı bu anlamda müziğe hiçbir biçimde hoş bakmaz; dahası büyük bir kısmı haram olduğu fikrindedir, bunun dışında kalanlar ise kimi şerhler düşerek müzik dinlenebileceğini öne sürer. Meselenin teorik ayağı bu kadar keskindir. Bu keskinliğin sonucu olsa gerek ki ülkemizde bile neredeyse daha dünde kadar dindar çevreler müzik dinlemeye olumlu bakmamışlardır.

Öyle ki Türkiye’de 1986 yılına kadar Klasik Türk Musikisi ve Tasavvuf Musikisine önem veren birkaç tarikat ve küçük dinî çevre haricinde, “dindar yapılar” müziğe hep bir mesafeyle yaklaşmışlardır. O kadar ki, 1986 yılında Zaman Yayıncılığın Mute Destanı ismiyle yayınladığı ve bağlama eşliğinde icra edilen üç ezginin yer aldığı bant dahi, kasetin yapımcısı tarafından sansüre uğramış, bandın ikinci versiyonunda ise bağlamalar kayıttan çıkarılmıştır. Üstelik kaset yayınlanmadan önce fetva alınmasına rağmen bu müdahale gerçekleştirilmiştir. 1989 yılına gelindiğinde ise Mekke’nin Fethi ismindeki kasette ezgiler tekrar bir enstrüman (org) eşliğinde söylenmeye başlanmış ve müzikte enstrümanın kullanımı ile ilgili nihayet bir alan açılabilmiştir. 

 İslam adına hareket ettiğini söyleyen ve tarihsel süreç içerisinde “ekol” konuma kadar yükselen kimselerin ve onların öncülüğünde gelişen öğretilerin müziğe bakışlarını böyle özetleyebiliriz. Gerçek olan şudur ki, bu öğretilerde göze çarpan “bağnaz bir din yorumu” ve bu yorumun suretinde vücut bulmaya çalışan bir İslam gerçekliğidir. Sanata, müziğe, şiire düşman bir din gerçekliği!

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temel çıkmazı ise kendisine sorulan her soruya bu külliyat ışığında yanıt vermeye çalışmasıdır. Hiç kuşkusuz böyle bir durum söz konusu bağnazlığa meşruiyet kazandıran ve onu canlı kılan bir hakikate işaret etmektedir. Bu yanlışlığa karşı, özgürlükçü ve katılımcı inanç söylemlerinin varlık göstermesi ise günün en acil ihtiyaçları arasında gelmektedir. 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)