• BIST 109.605
  • Altın 156,690
  • Dolar 3,8779
  • Euro 4,5897
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 19 °C
  • Antalya 19 °C

Necip Fazıl böyle mi kuşatacak insanlığı!

Necip Fazıl böyle mi kuşatacak insanlığı!
Araştırmacı Yazar Aydın Tonga, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Rabbim ondan razı olsun, şefkatiyle, merhametiyle bizleri kuşatsın' dediği Necip Fazıl'ın portresini çıkardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “adına” düzenlenen ödül töreninde, kendisinden şöyle bahsetti: "Rabbim ondan razı olsun, şefkatiyle, merhametiyle bizleri kuşatsın".

Bu sözlere mazhar olan kimse Necip Fazıl Kısakürek’ti. Ve daha nice övgü dolu söz, edildi O’nun için. Necip Fazıl’ı böylesine saygıyla yad eden sadece Erdoğan da değildi. Genel olarak “muhafazakâr mahalle” için Necip Fazıl değerli, dava sahibi bir “üstad”dı.

Necip Fazıl'ın oğlundan ödül törenine sert tepki: Biraz hayâ yahu!

Peki, ne idi onu bu derece değerli kılan? Memleket tarihine, insana ve topluma hangi katkıları sunmuştu, hangi elzem düşünceleri ile ışık saçmıştı Anadolu coğrafyasına?

İlk elden cevap verelim Necip Fazıl’ın, muhafazakâr mahallede hayranlık uyandırmasının nedeni, insanlığa dair sunduğu barış, kardeşlik, hoşgörü fikirleri değil; onun militarist bir hınç ve öfkeyle diri tutmaya çalıştığı, “İslamcı ideoloji” ve öğretileridir. Öyle ki, o, dizelerinde karşıt gördüğü kimseleri açıkça düşmanlaştırmaktan, sözlerini adeta barut fıçısı gibi kullanmaktan bir an bile imtina etmemiştir. Dahası sözde de bırakmamış düşüncelerini “Başyücelik devleti” adını verdiği devlet anlayışı ile nasıl bir toplum düşlediğini açıkça ortaya koymuştur. Gençliğe çağrı yapmıştır örneğin, “Dininin, dilinin, ilminin, ırzının, kininin, öcünün dâvacısı bir gençlik...” diyerek.[1]

Yaşamının son kırk yılına damgasını vuran fikirleri özetle sol ve cumhuriyet düşmanlığı ile sıkı bir İslamcılıktır. Ondan önceki otuz yılını ise hatırlamak bile istemez.

Kendi ifadeleri ile “çöplük” görür o yıllarını. Örneğin o yıllarda Menemen’de katledilen Kubilay için şu dizeleri kaleme alır: “...Gözüme görünen şeyi açıkça, kaidesiz, tertipsiz ve imansız söylüyorum. Eğer zayıf tutarsan, eğer inkılâbın yüreğini, hassasiyetini ve sinirlerini temsil etmezsen, bıçağın ters tarafı ile yirmi dakikada kesilen Kubilay’ın kafasında sana tevcih edilen akıbeti seyredebilirsin... Türkiye’nin nüfus kütüğündeki softa ve mürtecilerin yeşil kanını kurutacaksın; bu kadar...” [2]

Ötesi, Nakşibendi Şeyhlerinden Seyyid Abdülhakim Arvasî ile tanışana kadar, Cumhuriyetçilerle ilgili fikirleri aşağı yukarı aktardığımız dizelerdeki gibidir. Anılan Şeyh ile tanıştıktan sonra dimağında varsa yoksa katı bir İslamcılık ve dahi adını koymadığı bir şeriat özlemi yatar.

O kırk yılda kimler için neler söylemez ki. Amerika’yı sıkı müttefikimiz olarak görür mesela.1959 yılında Büyük Doğu Dergisi’nde konu ile ilgili şu sözleri kaleme alır: "Amerikan politikasını korumakla mükellefiz. Bize düşen, kendi kendimize sahip olarak, Amerika'nın ebedî müttefiki, Amerikalının da "Sen sensin, ben de ben" tarzında dostu olmaktır. Amerikalıyı da böylece kendimiz için bir saadet unsuru kılmak... Yoksa belâ haline getirmek değil.”[3]

İsmet İnönü’ye olan düşmanlığı gizlemez ve hatta açıkça yazar. Akrostiş yaptığı şu dizelerde O’na olan kininin büyüklüğü vardır:

İhtilal Acentası,

Solun tam da ortası. 

Moskof ’un oltası.. 

Eli, zulüm muştası. 

Tek ümidi, cuntası 

İnkılap, avantası… 

Nemrut, onun atası… 

Ölüm yolu, rotası.. 

Namlı servet çantası.. 

Ünlü küfür softası

Dediğimiz gibi Necip Fazıl, karşıtını düşman olarak kodlamaktan hatta ona hakaret etmekten bir an bile geri durmaz. Bu anlamda O’nun dizelerine sinen diğer bir olgu ise Alevi, Şii ve Bâtıni inanç mensuplarına olan zehirli sözcükler olmuştur. “Doğru Yolun Sapık Kolları” adlı kitabı bu zehirli dilin örnekleri ile doludur. Birkaç misal vermek gerekirse:

“Ne iştir ki, Aleviler, Dürziler ve Yezidiler, Sünnilik İmparatorluğu demek olan Osmanlı devletince din ve millet bahçemizden ısırgan otları gibi yolunup atılamamıştır.”

Şeyh Bedrettin için : “Mezhebini kuramayan, fakat kuracak olsaydı en büyük belayı getirecek olduğu besbelli ve yirminci asırda bile istismarcıları meydanda bir sapık... Selçuklu beylerinin neslinden gelme ve tasavvufta Hüseyin Ahlati elinden yetişme..”

Bektaşilik için: “Sonradan bozuldu ve bir mezhep değil de korkunç bir meşrep ve bozguncu bir mektep halinde, bir zamanlar dünyanın en idealist ve ideal ordusu olarak yoğurduğu Yeniçeriyle bir hizada fesada gitti.”

Bektaşilerle ilgili sözleri bunlarla da sınırlı değildir. Zehir, söz halinde dökülmeye devam eder. Ve şöyle yazar Necip Fazıl, “Hacı Bektaş Veli Hazretlerinden birkaç batın sonra Bektaşilik, müthiş bir şüphe dehası, inkar esprisi, hafife ve alaya alma sanatı ve «mum söndü» nefsaniliği yolundan saf imanı tahrip ede ede yakın tarihlere kadar geldi.”

Anılan kitaptan son olarak şu cümleleri de aktaralım: “...Kör ve habersiz bir gelenek yolundan gelen Türk Alevilerinin kültür, telkin ve temsil yoluyla fethedilmeleri lazımdır...” [4]

ÇOK ÇOCUK VE İDAM SAVUNUCUSU

Çok çocuk sahibi olunmasını ister, tıpkı idam cezasının yaygınlaştırılmasını istediği gibi. Dansa karşıdır, tıpkı heykeli, putçuluk sanatı olarak gördüğü gibi. Adalet anlayışı ise bildik selefi/cihatçı bir yorumdur. Şöyle yazar adalet ile ilgili: "Bütün kanunlar Allah’ın hükümlerine ve ona uygun olarak insani selim duygu ve düşünceye dayanır. Ve Allah’ın kanunlarına karşı akli, ruhi, ilmi hiçbir itiraz ve temyiz makamı bulunmaz.” 

Sosyalizm, komünizm düşmanlığı ise dillere destandır Necip Fazıl’ın. Onlarca sayfa ayırır bu konuda. Anılan fikirlerle ilgili geldiği nokta ise şöyledir “- Allah yok, din yok, ruh yok, vatan ve millet mefkûresi yok, ruhçu ahlâk yok, felsefe ve tarih yok, anane ve terbiye yok, aileye bağlı çocuk yok, ferdî mülkiyet ve tasarruf hakkı yok; yok, yok, yokluk tasavvuru bile yok! Ne ıstırapsız dünya !.."[5]

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bu toprakların özü, kökü ruhu olarak gördüğü”[6] Necip Fazıl işte böyle bir dünya anlayışını temsil eder. O’nun ruhunda Alevilere, Cumhuriyet’e, Sol’a yer yoktur. Tersine onunla inşa edilecek topraklarda bir arada yaşamak bile mümkün değildir. Ve tabi kendisi ile kurulacak şefkat ve merhamet bağına da.

12 EYLÜL HAYRANI

Zira o her platformda kinini, nefretini açıkça ortaya koyar. Öyle ki, memleketin yüz karası, kanlı darbesini bile, en yüksek perdeden öven o darbeye gururla sahip çıkan O’ndan başkası değildir.

Yazıyı noktalarken Necip Fazıl’ın 12 Eylül kanlı darbesi ile ilgili kaleme aldığı şu dizeleri yeniden hatırlayalım: “Hareketin mahiyeti... Malum klasik darbelerden biri değildir... Bu hareket olmasaydı, yıl değil, ay değil, belki hafta ve gün hesabiyle Türkiye'nin çöküşü gerçekleşebilirdi... 27 Mayıs 1960 ile 12 Eylül 1980 Hareketi arasında şu fark vardır ki, ilki milli iradeye tam zıt ve fikirsiz bir gece baskını olmuşken, ikincisi milli ihtiyaca tam uygun bir imdat davranışı olmak istidadındadır... 27 Mayıs 1960 hareketi 'millete rağmen' diye belirtilirken, 12 Eylül 1980 müdahalesi ancak 'millet için' formülüyle ifade edilebilir."

"Hükümetten ziyade onu mefluç kılan partilere ve fesad ocağına döndürdükleri Meclis'e yönelik bir davranış... Hedefi de bölücülük, komünizm ve din nikabı altında dolayısiyle gayet tabii olarak 'devlet ve cumhuriyeti koruma ve kollama' atılışı... Bir iç darbe değil, iç şahlanıştır. İsyan değil, ıslah..."

Araştırmacı-Yazar Aydın Tonga

--------------------

[1] http://www.guncelmeydan.com/pano/bir-ihanet-belgesi-necip-fazil-in-genclige-hitabesi-t14202.html

[2] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/necip-fazil-kisakurekin-oteki-portresi-1115579/

[3] Necip Fazıl KISAKÜREK, Büyük Doğu Dergisi / Sayı 20 /17.7.1959

[4] Necip Fazıl Kısakürek, Doğru Yolun  Sapık Kollaro, 1977

[5] http://ismailhakkialtuntas.com/2012/01/19/necip-fazil-kisakurek-sosyalizm-komunizm-ve-insanlik-isimli-eserinden-2/

[6] http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/erdogan-vicdan-ve-merhameti-olmayan-bir-devlet-1018910/

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Tarih Erdoğan'ı hep yalanlıyor!14 Kasım 2017 Salı 15:12
  • Erdoğan ve Atatürkçülük12 Kasım 2017 Pazar 16:47
  • Ahmet Bey’in Atatürk Düşmanı Öğrencileri11 Kasım 2017 Cumartesi 16:31
  • Utanmazlık!10 Kasım 2017 Cuma 18:20
  • Atatürk’e Hakaret Eden Fethullahçıları Korumayı Bırakın!09 Kasım 2017 Perşembe 19:59
  • Haddini Bil Fethullahçı Şaklaban Engin Ardıç Efendi!08 Kasım 2017 Çarşamba 13:51
  • Nazlıgül Üsteğmen kendini neden vurdu?06 Kasım 2017 Pazartesi 18:21
  • İyi Parti’nin İşlevi: Tarihi Tekerrür Ettirmek03 Kasım 2017 Cuma 17:19
  • İyi Parti alternatif mi?31 Ekim 2017 Salı 12:55
  • Cumhuriyet'e sol lazım!29 Ekim 2017 Pazar 12:51
  • 123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)