• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 6 °C
  • Adana 8 °C
  • Antalya 8 °C

Nereye doğru gidiyoruz?

Cüneyt AYRAL / Paris

Bugünkü gazetelerden birisinde (Paris’te) manşet ilginçti, “FN yani Le Pen (Fransa’nın faşist partisi) cumhurbaşkanlığı seçiminde hiç bu kadar güçlü olmamıştı” diye yazmışlar.

Fransız merkez sağının lideri Fillon ise bir yandan mali skandallarla uğraşırken, bir yandan da seçim çalışmalarını sürdürüyor ve verdiği fotograflarda sürekli olarak kıliselerin önünü tercih ediyor. Sık sık da hristiyan olduğunun altını çiziyor... Dinden siyasi medet ummak şimdi de Hristiyanlara bulaştı anlaşılan. Bu nasıl bir anlayış ise, akıl sır ermiyor...

Rusya’da durum malum... Açıklayacak pek birşey yok...

ABD’de de durum ayan beyan ortada. Trump’ın seçilmiş mi? Seçtirilmiş mi? Olduğu hâlâ tartışılıyor ve görünen o ki kimse memnun değil, soruların cevapları da veriemeyecek kadar karmaşık.

Fransa’da OHAL olmasına rağmen halk sokaklarda. Nedenleri ise farklı.

Birincisi polisin halka olan davranışları, bir gencin işkence gördüğünün saptanması Paris’in banliyösünü ayağa kaldırınca, başka şehirlerde de destek gösterileri yapıldı. Polis’ten “halkın polisi” olması bekleniyor, isteniyor!

İkinci neden ise daha farklı, halk ortaya çıkan yolsuzluklara karşı meydanlarda toplanıyor. Aslında şeffaf olan sistemin daha da şeffaf olması önde gelen talepler arasında, elbette yolsuzluğa karışanların bir an önce adalete teslim edilmesi de isteniyor ki, bunlar arasında Fillon da var, yani merkez sağın cumhurbaşkanı adayı.

Benim aklım öyle derin işlere, komplo teorilerine pek ermez, ama şu günlerde Türkiye’yi önce CIA başkanının, ardından da ABD Genel Kurmay Başkanı’nın ziyaret ediyor olmaları hiç de hoş kokular yaymıyor ortalığa. Hele NATO savaş gemilerinin Samsun’da demirledikleri haberi de yayınlanınca...

Türkiye bir referanduma hazırlanıyor. 16 Nisan’da yeni Anayasa için oy kullanılacak. Yeni Anayasa’nın getireceği “başkanlık sistemi” için, ülkeyi tek bir kişinin iki dudağı arasına bırakmak için, Evet ya da Hayır denilecek.

Memlekete uzaktan bakınca:

Hayır diyenler terörist ilan ediliyor, hem de kimler tarafından? Şu anda iktidarda olanlarca...
Sonunda istifa etmiş bile olsa, bir AKP’li yönetici “Hayır çıkarsa iç savaşa hazırlıklı olun” diyebiliyor...
Mafya babaları “Hayır” diyebilecek olanları açıkça ölümle tehdit ediyor
Yine devleti elinde bulunduranlar “Hayır” oyu verebilecekleri 15 Temmuz darbecileri ile yanyana gösteriyorlar...

Bunlar benim görebildiklerim, duyabildiklerim. Bir de orada olup da gündelik yaşamda karşı karşıya gelinen olumlsuzluklar var.

Kiminle konuşsam Türkiye’de yaşamakta olan, umutsuz, ürkek, canı sıkkın, neş’esiz, sinmiş, bıkmış...

Bir insanın ait olduğu ülkede bu durumda olması kadar KÖTÜ bir durum olabilir mi?

Fransa’da da ekonomi durgun, insanlar kızgın ama çözümün ne olduğunu ve nerede olduğunu amansızca tartışıyorlar. Birlikte olup meydanlara çıkıyorlar, seslerini yükseltiyorlar. Aynı ABD de başlayan Trump karşıtı kadın hareketi gibi, kimse susmuyor.

Tabii susmayanları susturabilecek bir güç de yok, çünkü henüz buralarda demokrasi var. Sesini çıkaramayanların ülkelerinde korku, demokrasiye egemen olmuş anlaşılan...

Bütün bunları söylemiş olmamın özetine gelince... Dünyada bir hal var! Tatsız bir koku yayılıyor her yandan. Kuzey Kore rahat durmuyor, Trump rahat durmuyor, Putin rahat durmuyor... Avrupa ağır hareket ediyor ve huzursuz...

Paris, 16 Şubat 2017

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.