• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 16 °C

Nihat Behram’dan, Taylan Kara’ya yanıt

Nihat Behram’dan, Taylan Kara’ya yanıt
Türkiye’nin önde gelen toplumcu şair ve yazarlarından Nihat Behram, ‘Melih Cevdet Ödülü’nü alması nedeniyle Taylan Kara’nın eleştirilerine yanıt verdi. Behram, “Saldırı yeni değil. İlk saldırı, Fethullahçı Zaman ve Taraf gazetelerinden gelmişti” diyor.

ABC Kritik’te yayınlanan, devrimci şair-yazar ve mücadele adamı Nihat Behram’ın adının da geçtiği ödül sistemi ve kurullarıyla ilgili Taylan Kara’nın yazısı, yeni bir tartışma başlattı.

Söz konusu yazı üzerine Kara’nın kişisel adresine Nihat Behram açıklayıcı bir yanıt (internet iletisi / mektup) gönderdi. Bu iletiye Taylan Kara yine internet üzerinden Behram’ın kişisel adresine gönderdiği bir mektupla karşılık verdi.

Taylan Kara,  Nihat Behram’ın yanıtının ve bu yanıta verdiği karşılığın kendisinde saklı kalmaması, okurun da haberdar olması gerektiği düşüncesini Nihat Behram’la paylaştı.

Yazarın verdiği bilgiye göre Behram’ın da, “Yayımlanacağı duygusuyla yazmadım ama karar senin” şeklindeki onayı üzerine, Kara her iki iletiyi ABC Gazetesi’ne gönderdi.

Biz de bu tartışmayı önemli bulduğumuz, eğer bir haksızlık ya da yanlış anlama varsa giderilmesine de katkı sağlayacağına inandığımız için, her iki mektubu yayınlıyoruz.

ABC Yayın Kurulu

denizsuyukasesi_13656386341.jpg

‘Ödül gibi görev verdiler, görevi ödül gibi aldım’  

Nihat BEHRAM

İlk satırda şu ‘ön açıklamayı’ yapmalıyım: Değer verip bu iletiyi yazmamın nedeni bugün Merdan’ın (Yanardağ) ‘ABC Gazetesi’ndeki yazınızın taşıdığı değer nedeniyledir. İleti adresini de zaten yine bu gazetedeki önceki  yazınızda gördüm.

‘Asıl açıklamaya’ yani konuya geliyorum: Geçtiğimiz yıl TÜYAP Kitap Fuarı günlerinde bir dostum, Yalçın (Küçük) Hoca  ile konuşmacı olduğunuz toplantıda bana yönelik ithamlarda bulunulduğunu söylediğinde ‘söyleyen kim, Yalçın Hoca mı’ diye sormuş, ‘hayır, Taylan Kara’ yanıtı aldığımda da ‘boş ver ağzı olan konuşur, tanımıyorum’ deyip geçmiştim. Hangi konuda itham olduğunu da daha sonra o toplantı konuşmaları Odatv’de yayınlandığında öğrendim. “2009 Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü, Ataol Behramoğlu'nun jüri üyesi olduğu bir kurul tarafından kardeşi Nihat Behram'a verilmiştir” demişsiniz. Yazının bütünlüğünde ‘iftira’ anlamı yüklü olduğu halde, buna da ‘önemli değil’ deyip geçtim. Şimdi yazıyorum, çünkü, benim de değerli dostum ve yoldaşım olan Merdan’ın gazetesinde okuduğum son yazınız, bu uyarıyı yazmamı gerektirecek değerdedir.

İlkin: Melih Cevdet Ödülü nedeniyle bana yapılan saldırı yeni değil. İlk saldırı, dönemin Fethullahçı Zaman Gazetesi’nde solculuktan dinciliğe yuvarlanmış ‘zamane’e yazarlardan birinin ‘müstear’ isimle yaptığı “abi kardeşe ödül veriyor” türü bir çamur atmaydı. Ben ödüllere falan kitap yollayan biri değilim,  hazzetmem. Zaten 50 yıllık yazarlık sürecinde başka da ödülüm yok. Bu ödüle de yazarlığımın “40. yılında kırk yıldan seçme 40 şiir”le birlikte çıkan şiir kitabım ‘Tanımlar’la yayınevi katıldı. Bu ödül bana verildiğinde “ödül gibi görev verdiler, görevi ödül gibi aldım”  başlıklı bir bildiri yayımladım.

Bu bildiride geçen, “Görevimin özgürlük için, uygarlık, çağdaşlık için, en başta laisizm, Cumhuriyet’in kazanımları, insan hakları, adalet, emekçi halk için savaşmak olduğunu biliyorum” türü sözler nedeniyle, o dönemde ‘ılımlı islam’ maskesi altında inşa edilen ‘dinci faşizme’ harç taşıyan, AKP ve RTE’ye kürekçilik yapan liberal ihanet şebekesinin mevzisi  ‘Taraf’ aynı iftirayla saldırdı. ‘Vahap Demir’ adıyla (yani yine sahte ad maskesiyle) ‘Abinin kardeşe ödül vermesi, etik mi’ teması işlendi. Bu sahtekarlara o dönemde hak ettikleri yanıt verildi. (Bu konudaki yazı ve haberler, istenirse  soL Portal arşivinden bulunur.

Bu ödülü aldığımda yayınladığım bildiriyi de bu iletinin sonuna ekleyeceğim).

İhanet odağı ‘Taraf’ ın saldırısı ideolojik konumları ve kumpasçı kişilikleriyle örtüşüyordu. O dönem, bu konu bana sorulduğunda,  “Her halde Fethullah kulaklarına böyle fısıldamış olmalı! TSK’nın en gizli birimlerine bile sızabilen Taraf demek ki TYS’in başkanını ‘iftirayı doğrulatmak’ için bulamamış! Kullandıkları silah niteliklerinin de göstergesi. Zaman’da tutturamadıkları mayayı Taraf’ta yoğuruyorlar. Doğurdukları da yoğurduklarının aynısı. İftiraya çanakçılığın çifte kavrulmuşluğu! Hem de ıslak imzalı!” demiştim. Çok yıllar geçti, unutulmuştur; neden böyle dediğimi açıklayayım: bu ödül bana jürideki üyelerin, (oy kullanmayan biri hariç), ‘oy birliği’ ile verildi. Jüri üyeleri bu ülkenin şiirine çok büyük değerler katmış çok önemli şairlerdir: Gülten Akın, Refik Durbaş, Enver Ercan, Egemen Berköz, Eray Canberk... Tümü ‘Tanımlar’ ı seçmiş. ‘Abim olan Ataol’u saymıyorum, çünkü jüride oy kullanmayan tek üye odur... ‘Kardeşin kitabında oy kullanmak etik değil’ diyerek, jüride oy kullanmamıştır...

O dönem TYS Başkanı ve Melih Cevdet Anday Ödülü jüri Başkanı ve Sözcüsü olan Enver Ercan ‘Ödülün kamuoyuna açıklanmasında’ bu noktayı da belirtmiştir. Bana saldıran alçaklar o jüride yer alan onca değerli şairlerin tümünü töhmet altında bırakmaları bir yana, Enver Ercan’ın o açıklamasını da duymazdan geldiler... Çünkü işlerine öyle geliyordu. Saldırılardan sonra Enver Ercan bir açıklama daha yaptı. Saldırganlar utanmadan bana para ödülü verildiğini de söylediler. Oysa o yıl Ören Belediyesi ‘mali sıkıntılarını gerekçe göstererek’ Ören’de ödül töreni bile yapmadı. Gelelim, diğer saldırı mayalanmasına: 30.6.2014 tarihinde, ‘Gün Zileli sitesi’nde ‘Türkiye’de edebiyat ödülleri nasıl verilir?’ başlıklı bir yazı yayınlamışsınız.

Bu yazınız aşağı yukarı TÜYAP’taki konuşmanızla aynı içerikte… Bir farkla: yazınızda benim adım yok, konuşmanızda var... Yani ben ‘sonradan’ eklenmeyim... Açıkçası bunu merak ettim... Baktım: ‘gün zileli sitesi’ndeki yazınızın altında ‘anonim’ imzalı (yani maskeli) bir yorum var. ’Anonim’ imzalı da olsa, 2009’da Zaman Gazetesi’ndeki haberden alıntı yapılarak, aynı saldırı sözlerini içeren bir yorum. Diyor ki “Alan Nihat B, veren Ataol B… Abisi kardeşine ödül veriyor. Bu nasıl iş? Kazıdıkça neler çıkacak neler!” Yorum 3 Temmuz 2014 te, saat akşam 5’de yapılmış. Saat 18.26 da, yani birbuçuk saat sonra altına bir başka yorum girmiş! Bu kez ‘yorumcu’ bizzat bu sitenin sahibi olan, gençliğinde Doğu Perinçek kürekçisi, sonrasında Stalin’e küfürbaz, ve de daha önemlisi Lenin’e düşman, daha önemlisi ‘yetmez ama evetçi’  liberallerin işbirlikçisi ‘meczup’ anarşist Gün Zileli! O da kendi sitesindeki ‘anonim’ yorumcunun yorumuna eklediği kendi yorumunda olayı şöyle yorumlamış: “Nihat Behram, o çevrenin hazır yiyici çocuğudur. Ayrıca Türk milliyetçisidir, her ne kadar solcu geçinirse de.”...

Fethullah’ın ‘kumpasçılık’ kuluçkasının civcivleri oldukları, ‘iyi eğitim aldıkları’ sırıtmıyor mu?... Bunlar beni üzmez, öfkem, bilenir... Üzüldüğüm nokta şu oldu: Taylan Kara’nın o ‘meczup’un sitesindeki yazısında adım olmadığı halde TÜYAP’taki konuşmasına eklenmemdeki ilham kaynağı, yazının altındaki ‘kumpas’… Oysa aynı fuarda Ataol, Ercan ve ben de farklı salonlarda konuşuyorduk... En azından birine o ödülün tutanakları, hikayesi, Ataol’un ‘etik değer nedeniyle’ oy kullanıp kullanmadığı sorulup öğrenilebilinirdi. Bilimsel tutarlılık, titizlik ve aydın ahlakının gereği buydu. En azından o ödülün jürisinde olan ve ödülü oy birliğiyle veren değerli şairlere saygısızlık yapmamak için. Bu iletiye başlarken bu satırları bir yazı olarak Merdan’a da iletmeyi düşündüm ama şu an bundan vazgeçtim. O da bugünkü yazınıza verdiğim değer nedeniyle... Selamlar.

Not: Melih Cevdet  Anday Ödülü verildiğinde ağustos 2009’da kamuoyuna yayınladığım bildiriyi ekliyorum:

 http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat-medya/behram-gorevim-aydinlik-icin-savasmak-haberi-16560

kara.jpg

'Bir kez biçmeye başladıysan kendi bacaklarını da esirgemeyeceksin'

Taylan KARA

Değerli Nihat Behram,

Yanıtınızı  dikkatle okudum. Öncelikle ne yapmaya çalıştığımı açıklarsam, bu yazılar da daha anlamlı hale gelecektir. Bu konudaki yazılarımın bazılarını okuduğunuzu anlıyorum. Bu yazılardan anlaşılmış olsa da kabaca bunu anlatmak isterim.

http://bilimvegelecek.com.tr/edebiyatin-iktidarinda-kimler-vardir/

Büyük bir olasılıkla okumuş olduğunuz bu yazıda bu, genel hatlarıyla yazılıdır. Ben, kirliliğin, iktidarın sadece siyasal alanda değil kültür sanat alanında da olduğunu iddia ediyorum ve yazılarımda bunların kanıtlarını sunmaya çalışıyorum. Ülkemizdeki ödül kurumunun da yazılarımda belirttiğim sayısız örnekten yola çıkarak piyasa edebiyatının bir parçası olduğunu söylüyorum.

Bunların detaylarını vererek yazıyı boğmak istemem, arzu ederseniz bu linkten bulabilirsiniz.  http://www.insanbu.com/index.php?yazari=82

Andığınız “Türkiye’de edebiyat ödülü nasıl verilir?” yazısı, ilk önce Aydınlık kitap’ta sonra da insanbu.com sitesinde yer almıştı. Başka birçok site gibi Gün Zileli de sitesine, insanbu.com’dan aldı. Yorumlarda vurguladığınız detaya dikkat etmemiştim, ancak Gün Zileli’nin sitesindeki yorumların gördüğüm kadarıyla en az yarısı isimsizdir. Tahminlerinizi doğrulayacak koşullar mevcuttur, ancak o yorumlarla benim hiçbir ilgim yok.

Yazılarımdan anlamışsınızdır: Bir “Fethullahçı” değilim, Zileli tarzında bir anarşist de değilim. Yazınızda söz ettiğiniz “Fethullah, Zaman Gazetesi, Taraf Gazetesi” gibi çevrelerle hiçbir işim olmadı, olamaz. Dünyaya bakış, ideoloji farklılığı, sanat anlayışı bir yana her şeyden önce bir “ahlak uyuşmazlığı” var ortada. Kısacası size bu çevrelerden yapılan ithamlarla hiçbir ilgim yok. Bir davranış hakkında yargıda bulunurken, o davranışı yapan kişinin “benden mi karşıdan mı” olduğuna bakan bir ahlaki tutumum hiç olmadı.  Bir ahlak ilkesi ortaya koyacak olsaydım bu “Bazarov ahlakı” olurdu: “Bir kez biçmeye başladıysan kendi bacaklarını da esirgemeyeceksin”.  Yaptığım budur. Siz, deyim yerindeyse benim “biçmeyi esirgemediğim bacağımsınız”.  Panelde söylediğim bazı olgulardan, o yazıyı yazarken habersizdim, sonradan öğrendim.

Yaptığım nedir?  Her gün aldığım, yaşaması için maddi olarak desteklediğim solcu- sosyalist ilerici gazeteleri, solcu- ilerici-sosyalist çevreleri,  kültür sanat alanında da “solcu, ilerici, sosyalist olmaya çağırmak”tır. Siyasal olarak sosyalist, kültürel olarak liberal olan çevrelere “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” demektir. Solcu-ilerici-sosyalist çevrelere: “bu solculuğunuzu, ilericiliğinizi, sosyalistliğinizi kültür sanat alanında da gösterin” demektir.

Sol, sosyalist, ilericilerin burjuva kültürünü, piyasa edebiyatını üretmesini teşhir etmek ve engel olmaktır.

Devletle, iktidarla bu kadar iç içe olmalarını, Kültür Bakanlığı ile, teşvik paraları ile, kartellerle, bankalarla, sermayeyle bu denli haşır neşir olmalarını okurlara göstermektir.

Solcuların kendi kültürel reflekslerini kazanmalarını sağlamaktır. Sol gazetelerde sola küfredilmesine engel olmaya çalışmaktır.

Değerli Nihat Behram,

Yazdıklarım son derece basittir. Ben son derece basit bir insanım. Orta zekada, elinin altında internet olan her hangi bir insan, bu yazdıklarımı yazabilir. Bu yazdıklarımda neredeyse hiçbir yorum da yok, tamamen olgusal, herkesin ulaşabileceği anonim bilgiler… Sizin de almış olduğunuz M.C.Anday Ödül jürisinde de bulunan Doğan Hızlan’ın yılda 16 edebiyat ödülünün jüri üyesi olması, Cumhurbaşkanlığı Ödülü’nü alması, kendi kendine ödül vermesi, hem Kültür Bakanlığı’nın ödülünde hem de Metin Altıok ve Behçet Aysan adına verilen ödüllerde olmasına şaşırmak, bana kalmamalıydı. Bunlar korkunçtur. Bunlar karşısında suskun kalınması daha da korkunçtur. Tuhaf olan, bunun gibi sayısız olaya benim yazdıklarım değil, bütün bunlara karşı hiçbir şey olmamış gibi davranılmasıdır.

Sanırım bu konuya çok farklı pencerelerden bakıyoruz. Sizin “saygın” olarak nitelendirdikleriniz, benimkilerden farklı, detaylarını yazmıştım. Ben iktidarla bu kadar haşır neşir olan, devletten teşvik alan, cumhurbaşkanlığı uçağına binip, saray kahvaltılarına katıldıktan sonra da kendini “muhalif” olarak tanımlayanlara, fazlasıyla “önyargılı”yım. Bu önyargıyı büyük bir gururla taşıyorum. Böyle “solcu”lardansa olduğu gibi görünen bir yandaşları tercih ederim.

Piyasa edebiyatına karşı bu suskunluk, bana hiç yoktan bir görev yüklemiştir.

Ne yazık ki şimdiye kadar herkes sizin kadar kibar değildi. Ama yazınızda “değerli”  olarak nitelendirdiğiniz o şair ve yazarların bazıları, sokakta duyamayacağınız küfürler etti. Hiçbir yanıt vermeden… Girişimim olmadığını mı sanıyorsunuz? 2014 yılı Orhan Kemal Roman Ödülü ile ilgili günlük gazetelerde, dergilerde sitelerde 10’dan fazla yazı yazdım. Küfür dışında bir tek yanıt gelmedi.

Detayları Cengiz Gündoğdu ve benim katıldığım şu programda var.  https://www.youtube.com/watch?v=9b8Pr6fTeXw

Ne yapıldı? Kitaplarımın çıkması engellendi. Gazetelerden attılar, yazıları sansürlediler. Editörler arandı, “kulakları çekildi” vs. Bunun gibi pek çok şey…

Değerli Nihat Behram,

Benim yazılarımı okuyan okurların, sizin verdiğiniz bu yanıtı da bilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Bu okura karşı sorumluluğumdur. Bana yazdığınız bu yazıyı hiçbir değişiklik yapmadan, ABC gazetesinde veya bu yazıların ilk yayımlandığı yer olan insanbu.com adlı siteye koymak isterim. İzniniz olursa bunu yapmak isterim. Olumlu ya da olumsuz yanıtlarsanız sevinirim.

Sizin hakkınızda yazdıklarım ve bunun gerekçelerini okumuş, izlemişsiniz. Bunlara ayrıca bir eklemem yok. Bir sosyaliste büyük görevler düşüyor, çöküş dönemlerinde çok daha fazlası… Solcu-ilerici-sosyalist isek, her hangi bir insandan, her hangi bir yazardan çok daha fazla sorumluluk taşıyoruz demektir. Üzerimizde küçük tozlar bile büyük leke muamelesi görecektir. Yazdıklarımı acımasız bulduysanız bu gerekçemi dikkate almanızı öneriyorum.

Gerekçelerini detaylarıyla ortaya koyduğum bu çürümeye karşı, kültür sanat alanında bir ayrışma ve arınma peşindeyim.  Yazılarınızı yıllarca takip eden, kitaplarınızı okumuş, yaşamınızı ve mücadelenizi bilen biriyim. Burada size ya da her hangi bir kimseye karşı özel bir düşmanlığım olamaz. Meseleyi asla kişisel bir mesel olarak almadığımı gördüğünüzü umuyorum. 

Piyasa edebiyatına-edebiyat piyasasına, sahte muhalifliğe, muhalifmiş gibi yapan iktidara, gerici burjuva kültürüne ve ona bulaşıklığa karşı ise büyük bir düşmanlık besliyorum.

Bütün bunları her hangi bir kişisel çıkar için değil sadece ve sadece okurlara karşı bir görev duygusu ile yaptığımı bilmenizi isterim. Kendimce kör topal yapmaya çalıştığım işteki ahlaki kaygıyı anlamanızı umuyorum. Umarım kendimi yeterince anlatabilmişimdir.

Saygılarımla.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
  • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
  • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
  • Orhan Kemal (3)27 Eylül 2017 Çarşamba 00:01
  • Orhan Kemal (2)26 Eylül 2017 Salı 07:07
  • Akrep sahibine döndü: AKP kendi cihatçısıyla savaşacak!25 Eylül 2017 Pazartesi 11:47
  • Orhan Kemal (1)25 Eylül 2017 Pazartesi 11:26
  • Kalkıp göç eyleyeli 32 yıl oldu ama... Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı?20 Eylül 2017 Çarşamba 17:00
  • Tarık Akan'a gecikmiş bir veda yazısı16 Eylül 2017 Cumartesi 13:39
  • Hudutların Kanunu / Lütfi Akad Yılmaz Güney'i ve Sinamasını anlatıyor-416 Eylül 2017 Cumartesi 13:32
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)