• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 15 °C

Nurullah Ankut: Ufukta bekleyen kara tehlike, AKP’giller’in Faşist Din Devleti

Nurullah Ankut: Ufukta bekleyen kara tehlike, AKP’giller’in Faşist Din Devleti
Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Ankut, 15 Temmuz sonrası değerlendirmelerine devam ediyor.

Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Ankut, 15 Temmuz sonrası değerlendirmelerine devam ediyor. Ankut'un bugün "Ufukta bekleyen kara tehlike" başlıklı yazısı şu şekilde;

Ufukta beliren kara tehlike:

AKP’giller’in Faşist Din Devleti

Hep diyoruz ya; günün trendi Fethullahçı şeytanı taşlama ayini. İnsanların gözü, neredeyse başka bir şey görmüyor. Ya görmek istemiyor, ya görmeye feraseti yetmiyor, ya da cesareti yetmiyor.

Bir trend daha var: O da, Tayyip Erdoğan’a biat ayini kuyruğuna girme. Kimisi bunu açıktan yapıyor, her türden utanmayı arlanmayı bir tarafa kaldırarak. Aklı erenler bu tipleri iğrenerek izlediği için adlarını anmak bile gerekmiyor. Onlar ar perdesini yırttıklarından dolayı biatlarını hiç gizleme gereği duymuyorlar.

Meclisteki Amerikancı Dörtlü Çetenin yani dört burjuva partisinin, AKP dışındaki üçü de aşağı yukarı aynı durumda.

Kontrgerilla’nın özel partisi olan MHP’nin Bahçeli’si zaten yıllardan bu yana AKP’ye ve onun Büyük Reisi’ne koltuk değneği olarak eklenmiş durumda. Kader birliği etmiş vaziyetteler.

TESEV’ci, Sorosçu Kılıçdaroğlu ve ekibi de geçen pazarki Taksim mitinginde apaçık görüldüğü şekilde ve de Kaçak, Haram Saray’a tıpış tıpış giderek biatını sunmuştur, AKP ve Büyük Reisi’ne.

Amerika’nın sadık hizmetkârlarından biri olan Kılıçdaroğlu, ancak CHP’nin içtenlikli, temiz halk yığınlarını kandırabilir. Ona gücü yetiyor.

Adam, Tayyip Erdoğan ve tüm AKP yöneticilerinin de altına imzasını tereddütsüz bir şekilde atabileceği harcıalem, sade suya tirit kabilinden laf salatasını-mügalatayı, sanki çok önemli bir şey söylemiş gibi, “Taksim Manifestosu”, diye adlandırarak CHP’ye umut bağlamış o saf, temiz insanlarımıza yedirebiliyor.

Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş’ın, AKP yöneticilerinin icazetiyle, onların zaferini kutlama anlamına gelecek bir davranışla Taksim’e çıkıyor; bununla da sanki halka yarar, olumlu bir iş yapmış gibi övünüyor. “Bak biz Taksim’e çıktık.”, diyor. Sen çıkmadın Hafız, çıkarıldın. Oynatıldın sen. Farkında değilsin ne yaptığının.

Tayyip’in zaferini kutlaman için, dolayısıyla da ona meşruiyet kazandırmak için çıkarıldın.

Burada aklımıza şöyle bir düşünce geldi:

Kim bilir, aslında o da biliyor ne yaptığını. Rolü gereği öyle oynuyor.

Mecliste de zaten aynı oyunu oynamıyor muyuz, diyor belki de. Bu işte de sürdürelim oyunumuzu, kendimize verilen rolü oynayalım.

O AKP ve Büyük Reisi ki yıllardır 1 Mayıs’ımızın Anavatanı olan Taksim’i elimizden almak için şeytanın bile aklına gelmeyecek bahanelerle, keyfi bir anlayış ve faşist bir ruhiyatla bize etmedik zulüm bırakmamıştır. 1 Mayıs’larda Taksim’e koyduğu  keyfi yasağını uygulayabilmek için yüzbinlerce insana yıllar boyunca TOMA’larıyla, Çevik Kuvvet coplarıyla, biber gazlarıyla, zehirli, tazyikli sularıyla saldırmıştır. Devrimci ve demokratları terörize etmek için elinden geleni ardına koymamıştır.

CHP’nin Sorosçu Hacivat’ı, bu zulümden hiç söz açmamıştır. Çünkü onun da 1 Mayıs ve Taksim diye bir derdi yoktur. Göstermelik, yasak savma babından, Tayyip nereyi gösterirse oraya gitmiştir 1 Mayıs’larda. Hatırlanacağı gibi, son 1 Mayıs’ta Tayyip’in lütfuyla Bakırköy-Pazar Çukuru’nu doldurmuştur.

Kallavi yazarçizer tayfası da, ezici çoğunluğuyla Tayyip’e dolaylı, üstü örtülü, yandan çarklı biat selamları sarkıtmaktadır.

Bunlar; “Yahu yıllardan bu yana ayrıştırıcı bir siyaset uyguladı, AKP ve Erdoğan. Bunun sonuçlarının iyi olmadığını gördük işte. Bundan sonra bundan ders çıkarıp artık birleştirici, uzlaştırıcı bir üslup kullanmalıyız. Hırçın olmamalıyız. Anlayışlı, kucaklayıcı olmalıyız.”, gibisinden selamlarıyla biatlarını bildirmektedirler.

Yoksa onlar da bilmektedir; Tayyip Erdoğan ve AKP yönetiminin, hatta önemli bir bölümünü de kapsamak üzere AKP seçmeninin değişmesinin mümkün olmadığını.

Önce de söylediğimiz gibi; bunlar, Kur’an Kurslarında, tarikatlarda, cemaatlerde, İmam Hatip Okullarında yoğun bir biçimde Ortaçağcı şeriatçı fikirlerle-dogmalarla yükleniyorlar, doktrine ediliyorlar.

Hepsinin gönlünde yatan, Ortaçağın şeriat düzenidir, ümmet toplumudur. Onlar için ideal düzen, hep özlemi duyulan düzen budur.

Yine hep tekrarladığımız gibi; bunların tamamı da İslam’ın ruhunu, Kur’an’ın ve Hz. Muhammed’in ruh dünyasını asla kavrayamamışlardır ve kavrayamazlar da. Bunlar, Muaviye-Yezid İslamı’nın, Emevi İslamı’nın devamcıları ve takipçileridirler.

Bunlar, ruhça ve zihince Ortaçağ’ın ümmet konağına saplanıp kaldıkları için, başka deyişle, geri götürülüp oraya bir daha ayrılmamacasına iskan edildikleri için, hiçbir ulusal değeri tanımazlar, kabul etmezler. Modern anlamıyla, yani bugünkü anlamıyla millet ve milli değerler yoktur onların dünyasında.

Onların dünyasındaki millet, Osmanlı’nın kullandığı anlamdadır. Yani ümmet anlamındadır.

Onlar, işte bu yüzden de Mustafa Kemal’e, Birinci Antiemperyalist Milli Kurtuluş Savaşı’mıza ve laikliğe azgın bir saldırganlıkla düşmanlık gütmektedirler.

Ve bu yüzden de ABD Emperyalistleri, AB Emperyalistleri bunları kolayca devşirip işbirlikçisi yapabilmektedir. Ulusal değer yok ki adamda... Vatan kavramı da yoktur. Bunlara göre vatan, seccadelerini serdikleri yerdir. İşte o yüzden bunlar; “Keşke Mustafa Kemal ve Birinci Kuvayimilliyeciler yenilseydi de İngilizler kazansaydı, İngiliz sömürgesi olsaydık.”, derler.

Bunlara göre, kendilerinden olmayan, yani Ortaçağ-Şeriat düzeni özlemcisi olmayan herkes dinsizdir, kafirdir, düşmandır.

Bunlar yalnızca biz sosyalistleri düşman görmezler. Bütün CHP’liler de bunlara göre dinsiz ve düşmandır. Hatta, CHP yöneticileri de, Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Bülent Ecevit de, hep dinsizdir, düşmandır.

Yine bunların anlayışına göre, bütün laikler zaten dinsizdirler; buna ilave olarak da din düşmanıdırlar.

Ve bu düşmanların yok edilmesi kanaatindedir bunlar.

Bunlar ne değişebilir, ne de başka türlü düşünüp davranabilir...

Fethullah Cemaati yenildi. AKP’giller kazandı. Aralarındaki bu hesaplaşma, çok acımasız bir şekilde devam edecektir. Ne zaman ki her ikisinin de efendisi olan ABD; “Yeter artık. Sonlandırın kavganızı!”, derse o zaman biter kavgaları.

Dikkat edersek; aralarındaki savaşta kullandıkları yöntemler de bire bir aynı. Fethullah’ın cemaati bunlarla ittifak halinde Türk Ordusu’nun laik, yurtsever askerlerine, aydınlarına, bilim insanlarına saldırırken, bunlar İblis’i bile şaşkına döndürecek hileler yapıyorlardı, hatırlayacağımız gibi. Namuslu üniversite rektörlerini tarihi eser kaçakçılığıyla, çete üyesi olmakla itham ediyorlardı. Askerleri, generalleri casuslukla, darbecilikle, Fatih Camii’ni bombalamayı planlamakla, kendi F-16’sını düşürmeyi planlamakla, pornoculukla, fuhuş çeteciliğiyle suçluyorlardı.

Ne alçaklıklar, değil mi?..

Bunlar da şimdi Pensilvanyalı İmam’ın kadrolarına saldırırken aynı vicdansızlıkla davranıyorlar. “Hainler Mezarlığı” kuruyorlar, halktan gelen tepki üzerine kaldırıyorlar. Ölülerine din hizmeti verdirmiyorlar. Mal varlıklarına el koyuyorlar ve hatta Fethullah Gülen’in doğduğu evi “umumi tuvalet” yapacağız, diyorlar. Ve bunu diyen, planlayan kişi de şu an Erzurum gibi bir ilimizin belediye başkanlığı koltuğunda oturmaktadır. Aldıkları esir askerleri de ters kelepçelerle, işkencelerle, küfürlerle, yerlerde süründürüp tekmelemelerle, at ahırlarına doldurmakla ve alt donlarına kadar soymakla aşağılıyorlar.

Bunlar tümüyle Muaviye ve Yezid anlayışıdır. CIA-Pentagon-Washington anlayışıdır. Hiçbir insani değer bulunmaz bu anlayışlarda.

Biz Gerçek Devrimcilere göre her kim olursa olsun, cenazesiyle uğraşılmaz. Ona saygı gösterilir. Onun artık bu dünyayla işi bitmiştir. Toprağındır. Kur’an’ın ve Hz. Muhammed’in anlayışı da budur.

Ha, kötülük yapan kişinin öldükten sonra da eğer siyasi bir kişilikse kötülükleri elbette anlatılır. Ama, cenazesine, cesedine asla el uzatılmaz, zarar verilmez, ona saygı gösterilir.

Ve biz, hedef alınan her kim olursa  olsun; “İşkence insanlık suçudur.”, deriz.

Şu suçu işleyen işkenceyi hak eder, filan kişiyse hak etmez, gibi bir düşünceye daldık mı önce insanlığımızdan çıkarız, sonra da ipin ucunu kaçırırız. Herkese göre işkenceyi hak edenlerin niteliği değişir çünkü, o anlayış geçerli oldukça. O bakımdan her kim için söz konusu olursa olsun, işkenceye kesinlikle karşı çıkmayan bir kişi önce insanlığını sorgulamalıdır.

Küba’da 1959’dan bu yana, yani Fidel, Che, Raul ve Camilo’nun liderliğindeki devrimin zaferinden bu yana, bir tek kişiye işkence edilmemiştir. Bir tek kişi kaybolmamıştır, kaybedilmemiştir.

Bazı arkadaşların hatırlayacağı gibi; ABD Emperyalistleri ve onun casus örgütü CIA, vatan haini satılmışları örgütleyip, eğitip, silahlandırarak gemilere doldurmuş, Küba’nın “Domuzlar Körfezi” adlı sahiline çıkarmıştır. Bir baskın saldırıyla Küba Devrimi’ni yıksınlar, yerine eskiden olduğu gibi halk düşmanı, faşist Batista yönetimi benzeri bir yönetim kurabilsinler diye. Sene 1961’dir, yani devrimin zaferinden iki yıl sonrasıdır.

Fidel’in ve Che’nin komuta ettiği bir devrimci savaşla bu Amerikancı hainler 72 saat içinde hezimete uğrarlar. Ezici çoğunluğu sağ teslim olur. Devrimci yönetim yaralılarını tedavi eder. Ve hepsini birden doldurur bir kışlaya. Hiçbir aşağılayıcı söz ve davranışta bulunmaz onlara. Fidel aralarına girer ve onlara, yaptıkları işin ne kadar vahim bir yanlış olduğunu anlatır. Küba Devrimi’ninse o kısa süre içinde bile neler yaptığını, Küba Halkına neler kazandırdığını anlatır.

Hak verir çoğu Fidel’e.

Bunlar, siyasi tarihe “Havana Duruşmaları” adıyla geçen duruşmalarda evrensel hukukun ilkelerine göre açık olarak yargılanırlar. Kendilerine her türlü savunma hakkı tanınır. 1204 hainden sadece 5’i idam cezasına çarptırılır. Diğerleri hapis cezası alır. 1 yıl kadar sonra da 53 milyon dolar tutarındaki gıda maddesi ve ilaç karşılığında bu 5 kişi haricindeki hainlerin tamamı Amerika’ya gönderilir. Bu hainlerin Küba’daki ailelerinden kendileriyle birlikte ABD’ye gitmek isteyen  1000 kadarı da bunlarla birlikte giderler. Yani gitmek isteyen herkese izin verir Küba Devrimi.

İdam edilen o 5 hain de Devrim öncesinde Batista’nın cellatları olarak görev alıp devrimcilere karşı cinayet, insanları sakat bırakma, ağır işkenceler uygulama ve tecavüz gibi suçları bulunan, insan soyunun yüz karası yaratıklardır. O nedenle idama çarptırılırlar.

Hep söylüyoruz ya; bu Ortaçağcılarla yani AKP’giller’le, Pensilvanyalı İmam’ın tarikatıyla ve diğer tüm tarikat ve cemaatleri oluşturan kişilerle bizler apayrı dünyaların insanlarıyız, diye... İşte farklılıklarımızdan biri de bu alanda ortaya konur.

Ortaçağcılar, o tarikatlarda, o kurslarda, o okullarda tüm insani değerlerden soyutlanır. Birer Muaviye-Yezid karikatürüne dönüştürülür. O yüzden onlarda acıma diye bir duygu yoktur.

Şimdi Pensilvanyalı İmam’ın cemaati önemli oranda tasfiye edilecek, etkisizleştirilecektir. Fakat bunların devlet kadrolarında yer almayan daha on binlerce hatta yüz binlerce taraftarı vardır, savunucusu vardır. Onlar çalışmalarını sürdürecekler.

Kaldı ki Pensilvanyalı’nınkinin dışında Türkiye’de daha onlarca tarikat ve cemaat vardır. İşte onların militan kesimi Tayyip’in ve Diyanet’in çağrısıyla 15 Temmuz gecesi sokaklara, meydanlara dökülen kişilerdir. Ve o günden bu yana da tekbirlerle, zikirlerle meydanlarda ve caddelerde zaferlerini kutlamaktadırlar.

Onlar ne mi kazanmıştır?

Çok şey...

Pensilvanyalı’nın tasfiye edilen kadrolarının boşalttıkları mevki ve makamlar çok önemli oranda bunlarla doldurulacaktır. Çünkü bunlar, Tayyip’e bağlılıklarını ispatlamış durumdadırlar. En azından şimdilik...

Bu sebepten, bayram etmektedirler şu anda; en büyük rakibimizden kurtulduk, meydan bize kaldı, diye.

Zaten daha önce de söylediğimiz gibi, bunlar da kendi arasında ön alma yarışına ve kavgasına girmiş bulunmaktadırlar.

Dikkat edersek; bunların da bir eksiksiz tamamı Birinci Kuvayimilliye, Mustafa Kemal ve laiklik düşmanıdır. Bu düşmanlık tamamının ortak karakteristiğidir.

Bunlarda Müslüman kardeşliği anlayışı filan da yoktur, dikkat edersek. Hepsi birbirinin düşmanı durumundadır. Ve birbirlerini gammazlamaktadırlar, AKP’giller’e. “Biz sana daha sadığız, ötekiler sadık değil.”, deme yarışındadırlar şu anda. Öyle ya; en çok göze giren en çok kadroyu alacak, koparacak.

Bu, işin bir yönüdür. Bir diğer yönüyse; bütün Kur’an Kursları, İmam Hatip okulları, Pensilvanyalı’nın dışındaki tarikatlar çalışmalarına tüm hızıyla devam edecektir. Söylediğimiz gibi bunlar da her yıl yüz binlerce Ortaçağcı genç yetiştirecektir ve topluma salacaktır.

Zaten hepimizin bildiği gibi; eğitim tümüyle İmam Hatipleştirilmiştir artık. Buralardan da Ortaçağcı dünya görüşüne sahip, laiklik, cumhuriyet ve Mustafa Kemal düşmanı gençler yetiştirilecektir artık, on binlerce, yüz binlerce.

Akla ve bilime dayanan eğitim ortadan kaldırılmıştır. İnsanların düşünme yetisi, özgürce aklını kullanma yetisi ortadan kaldırılır bu eğitimden geçirilenlerde. Onlar da bir ömür artık gerçek anlamda toplumu ve dünyayı tanıma yetisinden mahrum edilirler. Hepsi kafaca, zihince, ruhça birer Ortaçağ insanı olurlar.

İşte AKP’giller iktidarı, devletin tüm kurumlarını bu özellikteki insanlarla dolduracaktır. Buna artık daha serbestçe ve pervasızca girişecektir. Olanca hızıyla, bir an önce devleti ordusundan polisine, akademisyeninden gazetecisine kadar tümüyle yandaş Ortaçağcılarla dolduracaktır. Böylece de devlet, tam anlamıyla bir Ortaçağ din devletine dönüştürülmüş olacaktır.

Böylece de Birinci Kuvayimilliye’nin zaferiyle kurulan Laik Cumhuriyet’in izi tozu silinmiş olacaktır.

Yani AKP’giller’in kuracağı bu din devletinin de, Pensilvanyalı İmam’ın ordusunun kazansaydı kurmuş olacağı devletten zerrece farkı olmayacaktır. Aradaki tek fark İmam ya da Tarikat Şeyhinin farklı oluşu olacaktır.

Kaçak Saray’ın sözcüsü İbrahim Kalın’ın, zaferleri sonrasında “Rabia ruhuyla yolumuza devam edeceğiz.”, şeklindeki açık, pervasız ifadesi, onların bu hedefini netçe ortaya koymaktadır.

Yine bugün medyada yer alan bir haber, aynı mesajı vermektedir. Eski Başbakan Yardımcısı, şu anda AKP Ankara milletvekili Yalçın Akdoğan aynen şunları söylüyor:

“Bu noktada diğer cemaatlerin müsterih olmasında fayda var. Bugüne kadar AK Parti bütün kesimlerin özgür bir ortamda güçlenmesi için elinden geleni yaptı, onlar bu sürecin muhatabı değildir. Buradaki bu hukuki sürecin muhatabı bu örgüt ve yandaşlarıdır.” (http://www.diken.com.tr/akdogan-yureklere-su-serpti-diger-cemaatler-musterih-olsun/)

Ne kadar açık konuşuyor, değil mi?

Dedik ya; artık pervasızlar. Türkiye babamızın çiftliği. Canına okuduk Laik Cumhuriyet’in. İstediğimizi söyleriz, yaparız diyorlar.

Bugüne kadar, diyor, tüm tarikat ve cemaatlerin özgürce çalışıp güçlenebilmeleri için her şeyi yaptık. Yani, elbirliği ile Laik Cumhuriyet’i yerle bir ettik. Bugünden sonra da bu aynen sürecek. Biz sadece Fethullah Gülen Cemaatini tasfiye edeceğiz.

Yine Milli Savunma Bakanı, Türk Ordusu’nun da Laik Cumhuriyet’in bir kurumu olarak artık işinin tamamen bitirildiğini, bıundan sonra AKP’nin kendi dinci, kendi deyişleriyle “dindar ve kindar”, ordusunu kuracaklarını aynı pervasızlıkta ilan ediyor.

“Türk Silahlı Kuvvetlerinde yapı değişecek, Milli Savunma Bakanlığı sivilleşecek. Darbe girişimi sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet, Türkiye’de darbe dönemlerinin tamamen bitirmek için harekete geçti. Önemli radikal kararlar alınacak. Ordunun başkomutanı Cumhurbaşkanı. Ama Anayasa, “Genelkurmay Başkanı Başbakan’a karşı sorumludur” hükmü var.

“GENELKURMAY CUMHURBAŞKANLIĞI’NA BAĞLANACAK

“İşte en başta Genelkurmay Başkanlığının cumhurbaşkanlığına bağlanması gündemde. Genelkurmay dışında MİT Müsteşarlığı’nın Külliye'ye bağlanması planlamalar arasında. Genelkurmay, harekatlardan, ülke güvenliğinden sorumlu olacak. Yani bir nevi Cumhurbaşkanı’na bağlı koordinatör üst makam görevini yürütecek. Kuvvet komutanlıkları ise Milli Savunma Bakanlığına bağlanacak.

“MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI SİVİLLEŞİYOR

“Ordunun eğitim, sağlık, personel gibi tüm destek hizmetlerini bakanlık karşılayacak. Silahlı kuvvetlerin subay astsubay personel talebi, bunların hangi koşullarda alınacağı ve eğitimleri gibi konularda bakanlık sorumlu olacak. Tabi Milli Savunma Bakanlığı da sivilleşecek. En başta Genelkurmay yerleşkesinin içinde bulunan Milli Savunma Bakanlığı, başka bir binaya taşınacak. Şu anda bakan dışında Milli Savunma Bakanlığında sadece bakan yardımcı ve danışmanı sivil. Bu yapı da değiştirilecek. Siviller ağırlıkta olacak. Müsteşar ve genel müdürler sivillerden oluşacak.

“İMAM HATİP MEZUNLARI DA HARP OKULLARINA GİREBİLECEK

“FETÖ’nün yuvası haline gelen askeri liseler kapatılacak. Harp okulları devam edecek. İmam Hatip ve meslek liseleri dahil tüm lise mezunları harp okuluna girebilecek. Örgütün kurmaylık sınavlarına da müdahale ettiği ortaya çıkmıştı. Bu nedenle kurmaylık da tümüyle kaldırılacak. Terfilerde liyakat esasına geçilecek. Sınıf subaylarından generallik terfiler daha da artacak. Bir süre önce başlayan profesyonel askerlik ilerleyen dönemde yaygınlaşacak. Zorunlu askerlik süresi kademeli olarak kısaltılacak. Asker azalımı jandarmadan başlayacak.

“Bu arada emekliliğe sevk edilmesi beklenen 85, 86, 87 ve 88'nci dönem harp okulu mezunları için çıkarılan yasa iptal edildi. FETÖ’nün hedefindeki bu subaylar görevlerine devam edecek. Bu kapsamdaki albaylardan önemli miktarda isim son Şura’da generalliğe yükseltildi.” (http://www.abcgazetesi.com/bakan-isik-askerlik-kisalacak-imam-hatipliler-de-harp-okullarina-girecek-23417h.htm)

Ne yapacaklarmış?

Orduyu İmam Hatip mezunu Ortaçağcılar ordusu haline dönüştüreceklermiş. Daha doğrusu, öyle bir ordu kuracaklarmış artık.

Burada, ayıp olmasın diye diğer sivil okullardan da Harp Okullarına öğrenci girebilecek, diyor. Fakat, bunlar hem sayıca azınlık, hem de bu okullardan mezun olmakla birlikte Ortaçağcı ideolojiye sahip insanlardan olacaktır. Özetçe ordu, tümüyle bir dinciler ordusu, imamlar ordusu olacaktır. Tabiî böyle bir ordudan da modern ordularla boy ölçüşebilecek bir durum, nitelik bekleyemezsiniz.

Yani demek istediğimiz; adamların derdi vatanın ve milletin korunması, halkın güvenliği filan değildir. Bütün dertleri Türkiye’yi dinci devletle yönetilen ülke haline getirebilmektir. Türkiye’nin tam anlamıyla bir Ortaçağ karanlıklarında yaşayan ülke olmasını sağlamaktır. Başta da söyledik ya; bunların tamamının ideali, ülküsü, hedefi, zihniyeti budur.

Şimdi pervasızlaştılar artık. Çünkü, eski ordunun işi tümden bitirilmiştir gayrı. O zaten kışlalarında hapistir. Kiminin elektiriği, suyu bile yoktur. Verilmemektedir, cezalandırmak amacıyla. Kışlalarının önüyse beton bloklarla, iş makine ve kamyonlarıyla ve de en görünecek yere yerleştirilmiş çöp kamyonlarıyla kapatılmıştır. Böylece onlara, siz artık bir çöp yığınısınız ve yeriniz çöplüktür, denilmiş olmaktadır.

Kışlaların önünde çadır kuran Ortaçağcı tarikat mensupları da 24 saat oralarda güya nöbet tutmaktadır, şenlik yapmaktadır. 1923’ten bu yana kin ve nefret besledikleri Mustafa Kemalci, Kuvayimilliyeci Laik Türk Ordusu’nu işte nihayet böylece ayaklarımız altına aldık, diyebilmenin bayramını etmektedir onlar...

Polis de aynı olacaktır, üniversiteler de, Milli Eğitim de... Yani devletin tümü...

15 Temmuz’dan bu yana yapılmakta olan budur. Hem de en kör gözlerin bile görebileceği açıklıkta.

Fakat ne yazık ki, NATO’nun zihinlerini; “Ergenekon Davası” adlı CIA Operasyonunun ise cesaretlerini alıp götürdüğü, bu operasyon mağduru zavallı askerlerin, subayların, generallerin büyük çoğunluğu görememektedir, bu hainane Ortaçağcı gidişi. Türkiye’nin hızla Ortaçağ karanlıklarına doğru bayır aşağı doğru yuvarlanıp gidişini. Bunlar hâlâ Parababalarının Amerikancı TV kanallarında; “Vay bize Fethullahçılar şöyle haksızlık yaptı, böyle haksızlık yaptı. Biz bunları söyledik ama derdimizi anlatamadık. Şimdi artık bunların içyüzü ortaya çıktı.”, türünden geyik çevirmekle meşguller. Büyük bir iştah ve şehvetle bir anlamda AKP’giller’e ve Tayyip’e teşekkür-şükran sunma anlamına gelecek bu feryat figanla uğraşmaktalar. Başkaca da pek bir şey düşünememekte, görememekte.

Tabiî yine emekli Tuğamiral Türker Ertürk’ü ayrı tutuyorum. Bu generalimizdeki kavrayış, bilinç, dostu düşmanı seçiş, ekranlardan izlediklerimizin hiçbirinde görülememektedir. Söyledik ya; adam bir anlamda bizim diyalektik mantığımıza sahip. Olayları bütünlüklü olarak, her yönüyle ele almakta, incelemekte ve görmektedir.

İşte bugünkü yazısı da onun bu çok olumlu yönünün bir göstergesidir.

“Askeri okullar değil imam hatipler kapatılmalı

“Gazetelerde; “Hükümet, 15 Temmuz Darbe girişiminin ardından askeri okulları kapamak için düğmeye bastı” haberini okuyunca, gözlerime inanamadım. Sanırsınız ki, darbe girişiminin müsebbibi askeri okullardır! Askeri okulları kapatma niyetinin yanlış olduğu kadar; gerçek sorumluluğu örtme, halkın gözünden kaçırma ve günah keçisi bulma operasyonu olduğundan asla şüphem bile yoktur.

“Öncelikle; toplumsal mühendislik ve iktidarın gemi azıya almış gücü ile örtülmeye çalışılan bazı gerçeklerin altını kalın çizgilerle çizelim: Darbe girişimi, gerçekte bir dinci kalkışmasıdır. Dinci kalkışma; Cumhuriyetimizin kurucusu ve Aydınlanma Devrimlerinin önderi Atatürk’ü “deccal” olarak gören “Siyasal İslamcıların” işidir. Bu kalkışma; küçük yaşta akılları Cemaatin lideri ve tarikat şeyhi tarafından ipotek altına alınmış ve askeri okullara sokulmuş ama tasfiye edilmeleri engellenmiş kanserli hücrelerin işidir.

“ARKASINDA EMPERYALİZM VAR!

“Darbe; 17 yıldır Amerika’da “Hicrette” yaşayan, Humeyni gibi dönmeyi ve halife olmayı bekleyen, bunun için yanıp tutuşan, müritleri tarafından Mehdi olarak görülen bir meczubun işidir. Tabiî ki bu girişimin arkasında, emperyalizmin ülkemiz ve bölgemize ait planlarının realizasyonuna yönelik gücü ve desteği vardır.

“Cemaatin kalkışma yapacak güce gelmesinde en büyük vebal; 14 yıldır iktidarda bulunan, “Ne istediniz de vermedik?” yaklaşımı içinde olan AKP İktidarlarınındır. Cemaatin, başta Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olmak üzere; devletin içindeki yapılanması ve yuvalanması, AKP’nin iktidara gelişi ile birlikte geometrik dizi şeklinde artmıştır. Ergenekon ve Balyoz gibi gayri hukuki kumpas operasyonları ile TSK’ya karşı yapılan itibarsızlaştırma saldırılarının arkasında, hep AKP İktidarları olmuştur.

“ALDATILDIK VE KANDIRILDIK!

“AKP İktidarlarının en tepesinde bulunmuş ve hâlâ bulunmaya devam eden yetkili ağızları; “Aldatıldık ve kandırıldık” diyorlar. Hukukçular daha iyi bilir ama, bana sorarsanız böyle demek sorumluluktan kurtarmaz. Eğer kurtarıyorsa, yargılanmaları sırasında darbeciler de; “Fethullah Gülen bizi aldattı ve kandırdı” der ve kurtulurlar.

“Pensilvanya’ya gidip el etek öpenler, şefaat dilenenler, Orta Asya, Kuzey Irak ve Afrika gibi yerlerde yapmak istedikleri ticari girişimler için destek isteyenler, siyasi ikbal için yardım alanlar ve para yardımı yapanlar darbecilerin yargılanması sırasında yardım ve yataklıktan sorgulanmayacaklar mı?

“Biz de Pensilvanya’ya gittik ama; eylem koymaya, hesap sormaya, ülkemiz, bölgemiz ve dünya barışı için ne kadar büyük tehdit olduğunu anlatmaya ve darbeci olduklarını söylemeye! Niçin bize kulak asmadınız zamanında? Hatta; Cemaatin düşmanlığını kazandık ve bize saldırıp hedef gösterdiler, niçin bizi korumadınız?

“KALKIŞMANIN İKLİMİNİ KİM YARATTI?

“Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır” sözleri tarihsel tecrübenin ürünüdür. Osmanlı’nın enkaz ve yarı sömürge haline gelişinin esas nedeni; Ortaçağ düşüncesinden akılcı ve bilimsel düşünceye geçememiş olmaktır!

“Atatürk önderliğinde yapılan Aydınlanma Devrimleri; toplumu çağdaşlaştırmak ve akılcı ve bilimsel düşünce sistemine geçirmek için yapılmıştır. Ama 14 yıllık AKP İktidarları döneminde bu kazanımlar, başta demokrasinin olmaz ise olmazı laiklik olmak üzere, bir bir aşındırılmıştır. İşte bu iklim, 15 Temmuz’da yapılan “Siyasal İslamcı” kalkışmaya zemin hazırlamıştır.

“NE YAPMAK LAZIM?

“Bu kalkışma girişimini yapanların üzerlerindeki üniformalar ve ellerindeki modern silahlar sizi yanıltmasın. Esasında; bunların kafa yapısı ve zihniyetinin, Kubilay’ın kafasını kesenlerden farkı yoktur. Kalkışmaya yönelik emirleri asker olan amirlerinden değil, imamın ordusundaki hiyerarşik yapıdan almışlardır. Özetle söylemek gerekirse; 15 Temmuz’daki dinci kalkışmayı “İmamın Ordusu” planlamış ve yapmış,“Kemal’in Ordusu” engellemiştir.

“Gelecekte benzer kalkışmaları engellemek, Harp Okulları’nı tartışmaktan ve Askeri Liseleri (Deniz Lisesi, Kuleli, Bursa Işıklar ve Maltepe Askeri Liseleri) kapatmaktan değil; çağdaş düşünmeyi gerçekleştirecek, bilim egemen kafalı ve eleştirel akla sahip nesiller yetiştirecek akılcı, bilimsel ve laik eğitimin önünü açmaktan, ihtiyaç fazlası İmam Hatip Okulları’nı kapatmaktan geçer!

“Saygılar sunarım.

“Türker Ertürk” (http://odatv.com/askeri-okullar-degil-imam-hatipler-kapatilmali-2807161200.html)

Sadece İmam Hatipler değil, bütün Kur’an kursları, tarikatlar, cemaatler de kapatılmalı.

Tabiî İmam Hatipler derken şunu da hiç gözden kaçırmayalım. Hemen hemen tüm ortaöğretim İmam Hatipleştirilmiştir artık. Bu yapı da ortadan kaldırılmalı. İlkokuldan başlayarak tüm eğitim ve öğretim hem birleştirilmeli, hem de aklın ve bilimin prensiplerine göre yapılmalı. Yani laik, bilimsel bir eğitimle yetiştirilmeli gençlerimiz ve giderek toplumumuz. Ancak o zaman ülkemizi, bölgemizi, dünyayı ve doğayı gerçek anlamıyla görebilir, anlayabilir, kavrayabilir insanlarımız, halkımız. Yani çağının insanı haline gelir.

Fakat, bunu kim yapacak?

Sadece biz Gerçek Devrimciler...

Demokratik Halk Devrimi Mücadelemizin zaferiyle kuracağımız Devrimci Demokratik Halk İktidarımızda yapacağız bunu.

Bugünün AKP’giller’in ise, yukarıda gördük niyetlerini ve uygulamalarını, planlarını, hedeflerini. Bu, onların doğası gereğidir. Başka türlü düşünemezler ve davranamazlar. Ha, tek tük farklı davranışları görünürse de bu, geçici durumlar içindir. O an içinde bulundukları zorluğu ya da engeli atlatmak içindir. Bu tür görülebilecek tek tük davranışları kimseyi yanıltmamalıdır.

Ne demişti Melih Gökçek?

“Fethullah Gülen bu işleri cinleri vasıtasıyla yapıyor. Üç harflileriyle yapıyor hep bunları.”

Bu kafa hepsinin ortak kafasıdır. Onların görüp görebildiği, anlayabildiği, düşünebildiği budur işte.

Tabiî böyle demekle onları aptal yerine koymuş filan olmuyoruz. Onlar zeki insanlar. Dünyayı ve toplumu kavrayamazlar asla, bilimsel düşünmekten alıkondukları için. Fakat takiye yapmayı, yalan söylemeyi, insan kandırmayı ve durup dinlenmemecesine kamu malı aşırmayı çok iyi bilirler. Çok ustadırlar bunda. Şeytanı bile şaşırtırlar bu işlerde, yaptıkları cinliklerle, hilebazlıklarla...

ABD Emperyalistleri de AKP’giller’e bu karanlık niyetlerinde ve yollarında hep yardımcı olacaktır. Bundan da kuşku duymayalım. Çünkü ABD’nin de niyeti Türkiye’nin başta ordusu gelmek üzere çökertilmesi ve Yeni Sevr Haritası’nın kabul masasına oturtulmasıdır. Türkiye’nin de o noktaya getirilmesi için işe en uygun araç AKP’giller ve benzeri Ortaçağcı bir partinin ya da hareketin Türkiye’de iş başında bulunmasıdır, iktidar olmasıdır.

Adamlar on yıllar öncesinden dediler; “Kemalizm miyadını doldurdu artık. Sizin Ilımlı İslam’a geçmeniz gerekir.”, diye. ABD’nin, CIA’nın Ankara Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller söylemişti, bu emir mahiyetindeki sözü. İşte işler o minval üzerine gidiyor. Mustafa Kemal’in antiemperyalist, yurtsever geleneğinin de işi bitirildi, gelinen noktada, laikliğin de, Laik Cumhuriyet’in de...

Şu an kurulmakta olan faşist bir Ortaçağ din devletidir.

Hep söylediğimiz gibi; laikliği kaldırdınız mı bir toplumdan, geriye ne düşünce özgürlüğü kalır, ne örgütlenme özgürlüğü, ne de hak arama özgürlüğü... Her şey Ortaçağ’ın dinci despotlukları gibi tepedeki Sultanın isteğine ve buyruklarına göre yürütülür. İşte gidiş orayadır.

Öyleyse biz Gerçek Devrimcilerin yapması gereken, bu gidişe karşı mücadeledir. Esas mesele budur. Gerçek kavga bu alanda olmalıdır. Yani bu hainane karanlık gidişi durdurabilmek, tersine çevirebilmek ve tümden ortadan kaldırmak için olmalıdır.

Bu mücadele de hep açıkladığımız gibi; Antiemperyalist yani ABD ve AB karşıtı, Antifeodal yani Ortaçağcılık karşıtı, laikliği bayraklaştıran ve Antişovenist yani Kürt Meselesi’nin gerçek anlamda eşitlik, özgürlük ve kardeşlik temelinde çözümünü öngören ilkeler temelinde olmalıdır, yürütülmelidir.

ABD Emperyalist haydutları, AB haydutları Türkiye’yi işbirlikçileri aracılığıyla bu içler acısı bataklığa sürüklemişlerdir. Fakat bunlara karşı bizim mücadelemiz durmayacak ve hep sürecektir. Bilimle, bilinçle, kararlılıkla, cesaretle ve fadakarlıkla. Tarihin akışı genel olarak ileriyedir. Kısmi geriye sapışlar olsa da bunlar geçicidir. Sonunda mutlaka halkımız bizi anlayacak. Ordulaşacak etrafımızda. Ve kazanacağız en sonunda.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

29 Temmuz 2016

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı

Etiketler:
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)