• BIST 105.026
  • Altın 162,753
  • Dolar 3,9187
  • Euro 4,6430
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 5 °C
  • Adana 5 °C
  • Antalya 12 °C

Nurullah Ankut: Yaşanan tragedyanın birinci suçlusu haydut ABD'dir

Nurullah Ankut: Yaşanan tragedyanın birinci suçlusu haydut ABD'dir
Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Ankut, 15 Temmuz Fethullahçı darbe girişiminin ardından yeni bir değerlendirme yaptı.

Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Ankut, 15 Temmuz Fethullahçı darbe girişiminin ardından yeni bir değerlendirme yaptı. 

Ankut'un yazısı şu şekilde;

Yaşanan bu tragedyanın

Birinci suçlusu ABD Emperyalist haydut devleti

İkinci suçlularıysa Pensilvanyalı İmam’ın tarikatı ve AKP’giller’in hükümetidir

10 gündür, olayın bu olduğunu durmadan tekrarlıyoruz. Fakat söz anlatabildiklerimiz o kadar az ki… Neredeyse yok denecek oranda. Geçenlerde iki askerin de bizim gibi düşündüğünü söylemiştik.

Dün de nihayet bizim gibi düşünen bir yazara rastladık. İnsan mutlu oluyor, böyle bir durumla karşılaşınca. Bizim için önemli olaydır bu.

Önderimiz Kıvılcımlı’nın 50 yıl bir başına bıkıp usanmadan, yılmadan, bir milim olsun esnemeden, olanca heyecanı ve kararlılığıyla mücadele etmesine rağmen kimselere derdine anlatamadığı, doğru devrimci teoriyi ve pratiği gösteremediği gibi. Ondan bu kutsal davayı ve bayrağı devraldığımızdan bu yana (1971), 50 yıla dayanan bir süredir Önderimizden öğrendiğimiz şekilde, ona layık bir şekilde aynı kavgayı sürdürmemize rağmen biz de bugün bir başımızayız. Biricik Gerçek Devrimci Teori ve Pratiği kabul ettiremiyoruz, dışımızdaki, sol, sosyal demokrat, ilerici gruplara.

Zaman zaman bu konuda gelgeç biçimde de olsa, ister istemez karamsarlığa düşüyor insan. Yahu bu toprağın insanlarında doğrulara karşı bir alerji mi var, diye düşünüyor. Neyse…

Bizimle aynı düşünceleri paylaşan saygıdeğer yazar, ABC Gazetesi yazarlarından, gazetenin Washington temsilcisi Yılmaz Polat’tır. (Merdan Yanardağ yönetimindeki Yurt Gazetesi’nin de yazarlarındandı. Merdan’la birlikte ayrıldı gazeteden.)

Şimdi onun 15 Temmuz felaketine ilişkin yazısını görelim:

“Fethullah Gülen ne istedi de verdiniz?

“Fetö Terör Örgütü’nün şifreleri bu sorunun cevabında gizli.

“Erdoğan ve AKP Hükümeti 15 Temmuz’dan sonra dinci bir çeteye karşı ‘kanla, irfanla’ demokrasiyi kurtarmış havasında.

“Türkiye’yi sadece ‘Fethullah Terör Örgütü’ mü bu hale getirdi?

“Sizin yaptığınıza ‘yardım ve yataklık’ denmez mi?

“Gülen çetesinin kurulmasında en büyük destekçileri kimler oldu?

“ABD’deki yandaşlarla AKP’deki yandaşlar değil mi?

“Gülen’in mahkeme dosyasında ABD’ye ‘Special Immigrant Religious Worker’ ‘Özel Din Görevlisi Göçmen’ statüsüyle B-2 turist vizesi alarak giriş yaptığı yazıyor.

“Özel adamın’ kalp damarlarının açılması için tedaviye geldiğine ilişkin bir gerekçe yok!

“Güya tedavi olup dönecekti.

“Turist vizesiyle giriş yaptığı ABD’de adına vize düzenlenecek kadar terfi etti.

“İstanbul Başkonsolosluğu ‘Visiting Fethullah Gülen Pennsylvania’ yazılı resmi vize verdi.

“(ABD’nin Özel Din Görevlisi- Yılmaz Polat)

“Dadi Janki, Dalai Lama, Martin Luther King, King Ashok, Yitzhak Rabin ve Guru Nank ile Papa John Paul II gibi  barışçıl isimler arasına kondu.

“Bazı CIA mensupları, ABD büyükelçileri, Kongre üyeleri, din adamları ve AKP  kurucu ve yöneticileri Gülen’i ilkokul mezunu bir imam değil de, Nobel’e aday bir bilim adamı eğitimci konumuna getirdi.

“ABD’de 16 eyalette 150’ye yakın şirket kurdu.

“150’den fazla vergiden muaf dernek oluşturuldu.

“ABD’nin en büyük üslerinden (Davis Monthan Air Base) dahil 150’ye yakın sözleşmeli okul (charter school) açtı.

“Hillary Clinton dahil birçok politikacının seçim kampanyasına yüzbinlerce dolar bağış yaptı.

“ABD’ye yurt dışından en fazla öğretmeni H-1B ve E-3 vizesi alarak cemaat okulları getirtti

“Yüzlerce Kongre üyesini Türkiye’ye götürüp ağırladı.

“Başkan Bush döneminde ABD’nin imajını düzeltmek için Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Karen Hughes’in ‘Burson Marsteller’ adlı lobi şirketiyle anlaştı.

“Şirket aynı zamanda Erdoğan Hükümeti’nin de lobi şirketi oldu.

“Teksas Senatosu sözde eğitimci Gülen’i kayıtlara geçirirken, Nurettin Canikli, Hasan Murat Mercan, Emin Nedim Öztürk, Abdullah Çalışkan, Murat Yıldırım, Mehmet Şahin ve Fatma Şahin kararı ayakta alkışladı.

“Erdoğan’ın gözde işadamı Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince Gülen’i idol olarak gören açıklamalar yaptı

“Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Erdoğan’ın talimatıyla gizlice Gülen’i ziyaret etti.

“Arınç, Washington’daki basın toplantısında bu konuda soru sordum diye beni tehdit etti.

“Arınç’a suikast safsatası’ ne zaman aydınlığa kavuşacak?

“AKP döneminde Washington’da Türk Silahlı Kuvvetlerini temsil eden  Askeri Ataşeler General Ziya Güler, Beyazıt Karataş, Bertan Nogaylaroğlu ve Alaattin Sevim darbe planlamakla suçlanıp Silivri zindanlarında yattı.

“Time Dergisi 2013 yılında Gülen’i dünyanın en etkili 100 ismi arasında gösterdi.

“Ahmet Davutoğlu, Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış, Pensilvanya’yı ziyaret eden AKP’nin öteki ağır topları oldu.

“Başbakan Erdoğan Obama’yla görüşmek için Washington’a geldi, Arınç’ı gizlice Gülen’e gönderdi

“Tayyip beyin hürmetlerini getirdim’ dedi.

“Daha sayayım mı?

“Erdoğan’ın Gülen’in ABD’deki ‘Ilımlı İslamcı Neo-Con’ dostlarıyla ikinci Cumhuriyetçi olduğunu söyleyen eski komünist yeni dinci yazar ve akademisyen güruhunun Türkiye’yi birlikte ne hale getirdiğini görüyorsunuz.

“Mutfakta soğan doğrayan’ komuta vasfı olmayan komutanların günahı ise  hepsinden büyük.” (http://www.abcgazetesi.com/abd-ve-akp-de-gulen-kadar-suclu-7244yy.htm)

İşte olay budur, arkadaşlar. Önceki yazılarımızı okuyan arkadaşlar hemen anlamışlardır, bizim 16 Temmuz’dan bu yana yaptığımız tespitlerle, saygıdeğer Yılmaz Polat’ın yukarıdaki yazısında ortaya koyduğu tespitin bire bir örtüştüğünü.

Dikkat ederseniz, sivil kesimden hiç kimse olayı bu netlikte göremedi, kavrayamadı, koyamadı.

Ne evini kütüphaneye çevirmekle övünen, kallavi araştırmacı gazeteciler görebildi, ne de saçı sakalı bu yolda ağartmış yazarlar, çizerler…

Önce de söylediğimiz gibi; kim bilir, belki bazıları gördü de söylemeye cesareti yetmedi. AKP’nin Büyük Reisi’nin düşmanlığını üzerine çekmekten çekindi. Kesin bir şey söyleyemeyiz bu konuda.

İşte tüm bu sebeplerden, her yiğidin harcı değil, meseleleri böyle hiç eğip bükmeden, netçe, olduğu gibi görmek ve ortaya koymak.

Bakınız, Türkiye, “Ergenekon Davası” denen bir CIA Operasyonu yaşadı, değil mi?

2007’den 2015’e kadar sürdü bu dava. Bunu da en net ve kesin biçimde bir biz ortaya koyduk, bir de namuslu ve cesur bir üniversite rektörü, Kemal Alemdaroğlu.

Bakın nasıl değerlendirdi Alemdaroğlu, tahliye edildikten sonra yaptığı açıklamada bu CIA Operasyonunu:

“Ergenekon rezaleti, bir ne idüğü belirsiz Tuncay Güney’in ortaya çıkarttığı, okyanus ötesinden birtakım insanların direktifleriyle tezgâhlanan, kurgulanan, 2008 yılı başlarında 35 tane CIA yetkilisinin Ankara’da görevlendirilerek birlikte kurgulanan bir olaydı. Suçsuz 268 kişi yıllarca, yani 12 Haziran 2007’den bugüne kadar hapis yattı. Yurtdışı toplantılarda Türkiye’yi temsil etmem gereken ben, toplantılara katılamadım. Bunun cezasını bizler çektik ama, halen bize bu suçları yüklemeye çalışan, bize bu cezayı çektiren 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin heyeti halen iş başında. Arkadaşlarımızın tahliyesi ne kadar geç olursa, zevk almaktalar. Çünkü kendileri Anayasa Mahkemesi’nin çıkarttığı kanuna karşı gelmekte. Bir anlamda isyan etmekte. Ama hiçbir şekilde onlar için iktidar yetkililerinden hain, darbe teşebbüsü gibi şeyler duymuyoruz” diye konuştu.”(http://www.haberler.com/kemal-alemdaroglu-cezaevinden-ayrildi-5774969-haberi/) 

“Alemdaroğlu, Ergenekon, Balyoz ve benzeri davaların, toplumu susturmak,  biat kültürüne getirmek, ABD’nin isteği doğrultusunda Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleşebilmesi ve ülkenin bölünmesi sürecine ses çıkarılmaması için açıldığını söyledi. Alemdaroğlu, bu kurgunun sadece Türkiye Cumhuriyetini yönetenler tarafından gerçekleştirilmiş bir  kurgu olmadığını savundu ve bu kurgu 1 Mart 2003 tezkeresinde olumsuz oy çıktığı için üzülen tepki veren 4 Temmuz 2003 tarihinde Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına çuval giydiren ve bildiğiniz gibi birçok hareketin içerisinde yer alan, bir anlamda dünyanın komiseri sayılan ABD tarafından ve onunla birlikte ona yandaşlık yapan, ona bir anlamda uşaklık yapan bazı hainler tarafından tezgâhlanmış bir davadır, dedi.

“Ergenekon davası için “trajedidir, bir tiyatro” diyen, Alemdaroğlu şöyle dedi: ‘Bu tiyatroda aktörler bir Tuncay Güney denilen haham mı  Müslüman mı ne olduğu belirsiz, kendi ifadesine göre eş dinsel yani çift dinli olan bir kişidir. Bu kişi 2013 yılı şubat ayında televizyonlarda açıklama yapmış ve uluslararası görevi olduğunu ifade etmiştir. İkinci isim ise ne yazık ki hemşehrimiz olan Şevki Yiğit bomba ihbarcısı  ve oğlu Ali Yiğit’tir. Üçüncü isim Savcı Zekeriya Öz, dördüncü isim Ankara Barosundan Av. Mehmet Eler, beşinci isim de Cumhuriyet gazetesi bombacısı ve Danıştay cinayeti tetikçilerinden Osman Yıldırım’dır. Bu tamamen dini eksenli, ulusalcılara karşı planlanan ve Fehmi Koru’nun 2008 tarihinde açıkladığı şekilde; 5 Kasım 2007’de Başkan Puşt ve  Başbakan Tayyip Erdoğan arasında Beyaz Saray’da yapılan görüşmede Ergenekon davasının düğmesine basılmıştır”

“Alemdaroğlu Ergenekon sürecini anlattı ve soruşturma sürecini yürüten Savcı Zekeriya Öz’ün CIA ajanlarıyla Beşiktaş Adliyesine çok yakın olan Hanedan Lokantası’nda sık sık gizli yemek yediğini öne sürdü. Alemdaroğlu şunları anlattı:

“Öz, Ankara’da sürmekte olan Danıştay davasının dosyasını ister; mahkeme göndermez fakat kısa bir süre sonra bir avukat ortaya çıkar, Av Mehmet Emin. Av. Mehmet Emin milli görüşçüdür, Mehmet Ali Şahin’le birlikte Erbakan’ın trilyon davasında avukatlık yapan dört kişiden birisidir.  Hiçbir ilgi, hiçbir belge olmamasına rağmen  Danıştay davasıyla, 1 yıl sonra 23 Haziran 2007’de başlamış olan  Ümraniye   davasının  birleştirilmesini ister. Fakat olay, iktidarın önemli ismi olan Mehmet Ali Şahin’le ortak yürütülen bir davadır. Nitekim Mehmet Al Şahin Danıştay saldırısı olduğu gün 17 Mayıs 2006 tarihinde  Danıştay katliamından 2 saat sonra ‘sürprizlere hazırlıklı olun’ demiştir.  Bir taraftan Danıştay Davası Ankara’da devam ederken, bir hâkimi şehit etmiş, dört kişiyi yaralamış, elinde silahla yakalanan  bir kişinin cezasının ne olduğunu hepiniz biliyorsunuz ancak birden bire Zekeriya Öz İstanbul’dan, Ankara’dan da Avukat Mehmet Emin karşılıklı bu davaları birleştirme çabası gösterir ve sonuçta da Yargıtay 13 Şubat 2009’da Ankara mahkemesi dört kişiye ağırlaştırılmış müebbet, üç kişiye onar yıl ceza vermiştir.”(http://www.viratrabzon.com/mobil/haber.php?id=10888)

Görüldüğü gibi bu namuslu akademisyen aydınımız da aynen bizim gibi değerlendirir olayı. Özetçe, operasyonun kurgulayıcısı, projecisi ABD’dir, uygulayıcıları da Fethullah Gülen Cemaati’yle AKP iktidarıdır, der.

Bu kadar apaçık bir kesinlikle özce ve biçimce olayı bir de rahmetli yüzbaşı Muzaffer Tekin gördü. Ağır pankreas kanserinin acı ve ağrıları içinde kıvranırken, hayatını yitirmeden 9 ay kadar önce Sözcü Gazetesi’ne verdiği röportajda o da aynen şöyle dedi:

“Atatürk’e bağlı askerleri ordudan tasfiye ettiler

“Talimat Dışarıdan

“Başbakan 17 Aralık’tan sonra ilk kez kumpas sözcüğünü kullandı bu davalar için… Sizce ne oldu?

“Bize yapılan operasyonun çerçevesi çizilmeli. Sanal bir örgüt kuruldu ve bütün kirler aklanmak istendi. Bu örgüt hem bugün paralel yapı denilen hem de onlarla beraber hareket eden hükümetin başıydı. ABD’deki Oval Ofis’te George W. Bush’la görüşüldükten sonra düğmeye basıldı. Başbakan şimdi paralel yapı diyerek kimseyi inandıramaz. Bu davalar küresel güçlerin operasyonudur.

“Cemaatle AKP arasında kılıçlar çekilmese tahliyeler gerçekleşir miydi?

“Düğmeye dışarıdan basıldı. Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’nin dönüştürülmesi gerekiyordu. Bizden de alınacaklar alındı. Dışarıdaki karar verici vasıtasıyla içerideki uygulayıcılar karar aldı. Oyun kurucunun verdiği kararla bizler toplandık.

“Yani paralel yapı ve hükümetin ilgisi yok mu?

“Tabii ki. Bakın bunların ne cesaretleri ne de zekâları böyle bir operasyonu yapmaya muktedir değil. Bunu iddialı söylüyorum.(http://www.muzaffertekin.com.tr/wp-content/uploads/2014/09/2222.jpg)

Bu yüzbaşı, CIA’nın ve iki hain yerli işbirlikçisinin kurduğu iğrenç tuzak sebebiyle ömrünün yedi yılını Silivri Zindanında geçirmiştir.  

Eğer Ordudaki Mustafa Kemal Geleneğine bağlı, antiemperyalist, yurtsever, laik askerler tasfiye edilmeseydi, 15 Temmuz’daki trajedi kesinlikle yaşanmazdı.

Tabiî bu nitelikteki askerlerin tasfiyesi 12 Mart 1971 Faşist Darbesiyle başladı. 12 Mart 1980’deki faşist darbede ise hayâsız boyutlara ulaştı. O askerlerin son kuşağı da işte bu Ergenekon Davası denen CIA Operasyonuyla Ordudan uzaklaştırıldı, atıldı.

Böylece de Türk Ordusu, Amerikancı asker kuklalarının, Fethullah tarikatının tuzağına düşmüş ve oralardan askeri okullara sokulmuş, en sonunda da Ordu içine yerleşmiş Ortaçağcı askerlerin ve AKP’giller yandaşı diğer Ortaçağcı askerlerin serbestçe at oynattıkları bir alan haline gelmiştir.

Bilindiği gibi, AKP ve Büyük Reisi de Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığını, kendine bağlı sadık askerlerin oluşturduğu özel bir ordu durumuna getirmiştir. Bundan sonrasında bu nüve giderek gelişecek ve ordunun her tarafına yayılacaktır. Yani AKP’giller ve Büyük Reis, kendi Ortaçağcı ordusunu kuracaktır artık. Hedefleri o.  

Demek ki, yakın Tarihimizde yaşanan bütün cehennemcil felaketlerin sebebi ve sorumluları, suçluları bunlardır. Yani efendi ABD, yerli taşeronlarsa Pensilvanyalı İmam’ın cemaatiyle Reis’in AKP’giller’i.

15 Temmuz sonrası bu iki yerli Amerikan işbirlikçisinden biri diğerini alt etti. Ezdi, ezmeye de devam ediyor. Kapışmalarının sebebi, birlikte bir sivil darbeyle eritip çökerttikleri Laik Cumhuriyet’in mirasını paylaşma kavgasıydı. Başka da hiçbir şey değildi.

Tekrar tekrar belirttiğimiz gibi; vatana ve millete karşı tuzak kuran, ABD’nin emriyle ülkemizi Yeni Sevr bataklığına günbegün çekip götüren bu şer güçlerin her ikisi de meşruiyetlerini yitirmişlerdir. Anayasa ve TCK dışına düşmüş mücrimlerdir, birer suç örgütüdür…

Şimdi yenen kalkmış, Pensilvanyalı’nın askerleri bana darbe teşebbüsünde bulundular, ben de onları yenerek demokrasiyi kurtardım, diye övünüyor meydanlarda, ekranlarda. Sağlı sollu tüm kalem erbabı sözüm ona aydınlar da kalkmış alkışlıyor bu trajediyi. He yav, öyle oldu, iyi ki böyle oldu da demokrasi kurtuldu, diye onlar da bir ucundan şenlik havasını paylaşıyor.

Hayır. Kesinlikle hayır.

Yakın Tarihte ülkemizin yaşadığı, tüm bu felaketlerinin üç büyük suçlusu bunlardır. Yukarıda sayıları bir elin parmakları kadar olan namuslu aydınlarımızın ve askerlerimizin dediği gibi… Bunların üçü de hukuka ve bağımsız, onurlu, savcı ve yargıç vicdanına sahip hukukçulardan oluşan bir mahkemenin karşısına çıkarılmalıdırlar, çıkarılacaktırlar da. Üçü de asli faildir. Yani doğrudan suçun iştirakçileridir.

Sen birini kendine bağlı mahkemede sözüm ona yargıla, kendini de zafer kazanmış meşru hükümet say… Millet de seni alkışlasın ve kansın bu oyuna, öyle mi?

Yok öyle bir şey.

Biz ve sayıları çok az da olsa namuslular bu işin peşini asla bırakmayacağız. Üçünüz de bu ülkenin bağımsız mahkemeleri huzurunda ve bugünkü hukuk çerçevesinde hesaba çekileceksiniz. Kaçışınız, kurtuluşunuz yok bundan.

Eğer biz bu suçtan yırtarız, başarıyla oynadığımız oyunumuzu da herkese yuttururuz, diyorsanız; fena halde yanılmaktasınız. Tarih tanık olacaktır buna…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

30 Temmuz 2016

 

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı

Etiketler:
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)