• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 16 °C

O tartışmayı bir de böyle okuyun: Semih mi, Meltem mi?

O tartışmayı bir de böyle okuyun: Semih mi, Meltem mi?
Semih Kaplanoğlu ile Meltem Cumbul tartışmasını bir de böyle okuyun... Yine ikiye bölündük: Semih mi, Meltem mi?

Ali Rıza Özkan

Bir süredir, Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 24. Uluslararası Adana Film Festivali'nde sunucu Meltem Cumbul’un “Buğday” filmiyle kazandığı En İyi Yönetmen ödülünü almak için sahneye gelen Semih Kaplanoğlu’nun elini sıkmayışı üzerine “icat olunan” skandalı konuşuyoruz.

Meltem Cumbul’un tavrını sorgulamadan önce, şunu soralım: Karşılaştığımız bir insanın elini niye sıkarız?

EL SIKIŞMA ADETLERİ
İnsanlar karşılaştıklarında, daha doğru ifade ile buluştuklarında birbirlerini selamlama ritüelleri icat edilmiş. Farklı ülkelerde, farklı kültürlerde çok farklı selamlaşma biçimleri vardır. Ama, bunlar arasında, dünyada en yaygın olanı el sıkışmadır, diyebiliriz.

Sadece parmakların ortaya kadar kısımlarını tutarak gerçekleşenden, bütün eli bileğinden kavrayarak yapılan tokalaşmaya kadar çeşitli el sıkışma yöntemleri ile insan, karşılaştığı diğer insana güven vermek ister. Bu ritüeli bir barış talebi ifadesi olarak da okuyabiliriz. Barbarlar el sıkışmazlar.

En genel ifade ile, yeryüzünde birbirlerinin elini sıkanlar, tokalaşanlar savaş değil, barış isteyenlerdir.

Kendi siyasi tarihimizi de hatırlarsak, siyasetçilerin birbirlerinin elini sıkmayı reddetmeleri de, barış değil, savaş ve çatışma isteği olarak yorumlandığını arşivlere bakarak söyleyebiliriz.

MELTEM CUMBUL NE DİYOR?
Peki, Meltem Cumbul’un hareketini de bu çerçeve içinde değerlendirebilir miyiz? Bunu cevaplamak için, Cumbul’un kendi davranışını gerekçelendirdiği açıklamasını okumalıyız. Cumbul, kendi hesabından şöyle diyordu:

“Eşitler arası bir selamlaşma ve yakınlaşma ritüeli olan el sıkışmayı; kendinden olmayanları ötekileştirenle, fakiri zengine böldürenle, güçlüleri tutup zayıfları hor görenle yapmayı reddediyorum. Yüreğime ve sevgiye düşman olanla, gözlerim ve ellerim dost olamaz.”

Bu ifadeleri okuyunca, Meltem Cumbul’un sinema ve sanat alanındaki herhangi bir tartışmayı değil, daha çok dünya görüşünü, ülkemizin içinde bulunduğu duruma itirazını ifade ettiğini söyleyebiliriz. Cumbul, “kendinden olmayanları ötekileştirenle, fakiri zengine böldürenle, güçlüleri tutup zayıfları hor görenle” el sıkışmayı reddediyor!

İlk bakışta, bazı kesimlerce kulağa hoş gelen bu ifadeler bize ne anlatıyor? Hayır, hemen telaşlanmayın! Meltem Cumbul’un bu ifadelerindeki “samimiyeti” sorgulamaya hiç niyetim yok! Hayır, Cumbul’a, neden bu tavrını örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elini sıkarken göstermedin, diye de sormayacağım! Ama, her halükârda sormamız gereken soru, Cumbul’un tüm niyetlerinden bağımsız olarak, ifadenin yeri ve amacıdır.

SÖZ OLA BİTİRE SAVAŞI!
Neyi ne zaman söyleyeceğimiz, sözümüzün taşıyacağı ağırlığı ile de doğru orantılıdır. Büyük ozanımız “miskin” Yunus’u 700 sene öncesinden yardıma çağırayım: “Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı / Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz”! Tam 700 sene önce, büyük bir bilgelikle, sözün yerini ve ağırlığını belirleyebilen Yunus Emre’yi dinlersek, Cumbul’un tavrını ve gerekçelerini kabul etmemiz mümkün değildir.

Bu konuyu açmadan önce şunu söylemeliyim: Semih Kaplanoğlu filmlerinin iddia edildiği gibi, "yüksek sanat" içerdiği kanaatinde değilim. Daha da önemlisi, Kaplanoğlu'nun bir felsefi fikri takip sahibi olduğuna ve filmlerini de bu fikri takip çerçevesinde çektiğine de inanmıyorum. Sadece Kaplanoğlu’nun filmlerindeki teknik hatalar üzerine dahi, sanırım birkaç makale yazabilirim. Ama, bu başka bir düzlemde tartışılabilecek konu olarak kalsın.

Öte yandan, Meltem Cumbul'un harika bir yüzü var, ama iyi bir oyuncu olduğu söylenemez. Film çekemeyişinin tamamen kişisel olan sebeplerine saygı duymak zorunda da değilim. Düşünsel dünyası ise, hiç ilgi alanıma girmiyor. Sanatçı ürettikleriyle vardır, geriye kalan her şey kişiseldir ve eleştiri/değerlendirme/yargılama dışı kalmalıdır. Ama, bu konu da tartışma dışı kalsın.

Çünkü, burada insani bir tavır üzerinden ne kimseyi gömmek, ne de yüceltmek amacı içindeyiz. Yapmamız gereken, her iki insanı karşı karşıya kaldıkları, birbirlerine uyguladıkları tavır ile değerlendirmek olmalıdır.

ÇATIŞMA COŞKUSU MU?
Türkiye toplumu son 20 yıldır, önceden süregelen büyük bir kamplaşmanın üzerinden çatışma içerisine sokuldu. İnsanlar birbirlerine düşmanlaştırıldı ve ülke neredeyse karpuz gibi ortadan iki büyük kampa bölündü. Bu büyük resme bakınca, ben sanatçının ve aydının sorumluluğunu toplumun kamplaştırılmasına, cepheleştirilmesine itiraz etmek, toplumun birliğini korumak için sanatsal eserler üretmek olarak tanımlıyorum.

Bu noktadan değerlendirdiğimde ise, Meltem Cumbul’un tavrında toplumu çatışmadan uzlaşıya yönelten değil, kamplaşmayı kışkırtan bir tavır görüyorum. Çünkü, Meltem Cumbul ülke ve topluma dair itirazlarını asıl işi üzerinden, yani sanat üreterek yapmıyor. Çok farklı sanatçıların biraraya geldiği oluşumlara katılarak veya onların itirazlarını destekleyerek de yapmıyor. Hatta, böyle bir imkanı olduğu halde, herhangi bir basın organında görüşlerini açıklayarak da yapmıyor.

Peki, nasıl yapıyor? Kendisine sunucu olarak ücret ödenilen bir yerde ve ülke ve topluma dair itirazlarının hiçbirisinin sorumlusu, yetkilisi veya taşıyıcısı olmayan başka bir sanatçıya tavır alarak yapıyor!

İşte, bu kabul edilemez! Örgütsel veya bireysel tüm itiraz haklarını kullanmayan birisinin, tutup bir film festivalinde eline aldığı mikrofonu başka bir sanatçıya tavır almak için istismar etmesi yeteri kadar nobranlık taşıyor. Bunun ardından, bu tavrı ülkenin ve toplumun maruz kaldığı yoksunluklarla ilişkilendirmek, bence yersiz ve yersiz olduğu kadar da reddedilmesi gereken bir davranıştır.

Semih Kaplanoğlu ile ürettikleri ve/veya siyasal duruşu üzerinden herhangi bir yakınlık hissetmesem de, Cumbul’un tavrının ve gerekçelendirdiği cümlelerinin muhatabı olmadığını bilecek akıl ve vicdana sahibim. Üstelik, yıllardır ülkemin insanlarını cepheleştiren, kamplaştıran zihniyete karşı olduğumu her zaman göstermişken, her kim olursa olsun, bu tavrı kışkırtan bir davranışı da onaylamam mümkün değildir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
    • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
    • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
    • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
    • Orhan Kemal (3)27 Eylül 2017 Çarşamba 00:01
    • Orhan Kemal (2)26 Eylül 2017 Salı 07:07
    • Akrep sahibine döndü: AKP kendi cihatçısıyla savaşacak!25 Eylül 2017 Pazartesi 11:47
    • Orhan Kemal (1)25 Eylül 2017 Pazartesi 11:26
    • Kalkıp göç eyleyeli 32 yıl oldu ama... Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı?20 Eylül 2017 Çarşamba 17:00
    • Tarık Akan'a gecikmiş bir veda yazısı16 Eylül 2017 Cumartesi 13:39
    • Hudutların Kanunu / Lütfi Akad Yılmaz Güney'i ve Sinamasını anlatıyor-416 Eylül 2017 Cumartesi 13:32
    • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)