• BIST 103.328
  • Altın 193,733
  • Dolar 4,6527
  • Euro 5,4829
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 22 °C

ODTÜ eski rektöründen YÖK'e ağır suçlama

ODTÜ eski rektöründen YÖK'e ağır suçlama
"YÖK bazı rektörlerden jüriden geçmeyen öğretim üyesi atamasını istedi! Bize kadrolaşma baskısı olmadı... ODTÜ'de radikal İslamcı örgütlenme yoktur, demem mümkün değil"

Türkiye, bebeklerin göbek bağının “Okusun, büyük adam olsun” denilerek üniversite bahçelerine gömülerek de hayal kurulan bir ülke. Ailelerin üniversite sıralamasında en revaçtakiler arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ) yeri tartışılmaz olanlardan. Ancak son dönemde, toprağının altında binlerce göbek bağı varken üstünde polislerin öğrencilere müdahale ettiğine tanık olduğumuz ODTÜ, AKP dönemindeki üniversite tartışmasının sembolü oldu.

2012’de başbakanken Göktürk-2 uydusunun atılma töreni için üniversiteye gelen Tayyip Erdoğan’ı protesto eden öğrencilere yaklaşık 3 bin polisle müdahale edildi, 2013’te Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in girişimiyle yol yapmak için gece baskını yapıldı. 2014’te, Erdoğan, yol yapımına karşı eylem yapanlar için “solcu, ateist, terörist” derken, 2015’te, bu kez, AKP milletvekillerinden Aydın Ünal “Cizre’ye nasıl girildiyse ODTÜ’ye de öyle girilir” dedi. ODTÜ, hemen her sene iktidarla karşı karşıya geldiği bir olayla Türkiye gündemine otururken uluslararası sıralamalarda 85. sıraya yükselebilen Türkiye’den tek üniversite oldu.

İyi eğitim ile iktidarın taleplerinin uyuşmazlığı AKP dönemine has değil. Zira, 1956 yılında Birleşmiş Milletler’in mimarlık ve şehircilik eğitimi vermesi amacıyla kurulmasında öncülük ettiği ODTÜ, kuruluşundan itibaren tartışmalara neden oldu. Kampüsünde Vietnam Savaşı’nda görev almış ABD Büyükelçisi Robert Komer’in otomobilinin yakılması, Ulaş Bardakçı, Hüseyin İnan, Yusuf Küpeligibi 68 kuşağının öne çıkan öğrencileri, stadyumundaki silinemeyen DEVRİM yazısı ve Deniz Gezmiş’in tünellerinde saklandığı efsanesiyle ODTÜ ‘solun kalelerinden’ biri olarak da anıldı. Ancak, Prof. Meltem Ahıska’nın 1999 yılında Defter dergisine yazdığı gibi, “Kemalizmin ulusalcı çerçevesinde yenilikçi ve devrimci olarak tanımlanan gençlik, kendisine verilen bu görevi her kullanmaya kalktığında ulusal devletin başına bela oldu” ve ‘bela’ önce 1971, ardından 1980 darbesiyle savruldu. Sol hareketle birlikte toplumsal aktörlüğü elinden alınan gençlik ise daha sonra araştırmalardan ziyade kanaatlerle ölçüldü. Sol ve sağ kutuplarının dışına taşarak İslamcı ve Kürt gençliğin de üniversitelerde yükseldiği on yılların ardından Gezi Parkı eylemleriyle gençlik yeniden Türkiye’nin gündemine girdi. Ancak hızlı tahliller kalıcı olmadı; ilgi bir sonraki vakaya kadar başka konu başlıkları arasında paylaşıldı.

Gündem giderek artan sayıda gence “Gitmek lazım” cümlesini kurdurmaya başlayınca hem onları bu noktaya getiren süreci detaylandırmak, hem de uzun dönemde neler olabilir sorusuna yanıtlar bulmak için ODTÜ’nün 8 yıla tekabül eden son iki döneminde rektörlüğünü yapmış Prof. Ahmet Acar’ın kapısını çaldık. ODTÜ Rektörlüğü’nü, seçimde ikinci olmasına rağmen Erdoğan’ın atamasıyla göreve gelen Prof. Mustafa Verşan Kök’e ağustos ayında devreden Acar, İşletme Bölümü’nde öğretim üyeliğine devam ediyor. 8 yılda gözlemlediklerinin yanı sıra ‘68 dönemine denk gelen öğrenciliği ile bugünü karşılaştırarak da sorularımızı yanıtlayan Acar, “Şu anda Fulbright burslarına başvuruların patladığını görüyorum. Herkes bir şekilde burs bulayım, tebdili mekânda ferahlık vardır havasında” diyor.

“Hangi dönemlerde” sorumuza “71’den ve 80’den sonra yaşandı. Darbe dönemlerinde ya da akademi üzerine çok baskı yapıldığı yıllarda benzeri şeyler maalesef olur” diyerek yanıt veren Prof. Acar’a göre, ‘Barış İçin Akademisyenler’ inisiyatifi kapsamında bildiriye imza atanlara verilen tepkinin üniversitelere ciddi maliyeti oldu:

“Hem burada, hem yurt dışında eğitim gören genç akademisyenlerin Türkiye ile ilişkilerini çok olumsuz etkiledi. (...) Şu anda uluslararası akademik camiadan çok ciddi tepkiler var, Türkiye’deki birtakım projeler, konferanslar iptal ediliyor ve senelerdir işbirliği yaptığımız networklerde Türkiye’deki üniversitelere mesafe konulmaya başlandı, iş yapmaya dair bir isteksizlik ortaya çıktı, diye açık açık söyleniyor.”

Ahmet Acar, üniversitelerin özerkliğine müdahalelerin yollarını da aktardığı Hazal Özvarış'la yaptığı söyleşide açtığı kadrolaşma parantezinde, ODTÜ’de böyle bir tartışma konusunun hiç olmadığının altını çizerek şunu aktarıyor:

“YÖK kaynaklı olarak bu taleplerin diğer üniversitelere ve de yerleşik üniversitelere gittiğini biliyorum. Bizzat rektörler tarafından bana şahsen söylendi. Jüriden geçmeyen öğretim üyesinin atanmasının talep edildiğini biliyorum. (...) Ülkede böyle bir şey yok demek mümkün değil.”

Röportajın tamamı için

 

Etiketler: , ,
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)